Hangi insan, hayatın problemlerle bizi eğittiğini ve problemlerle yüzleşerek ancak gelişebildiğimizi anlamak yerine böylesine çaresizlikte mızmızlanmayı seçerdi ki!
AEDEN (Bir miktar spoiler uyarısı)
Ne kadar seveni varsa o kadar da sevmeyeni var yazar Azra Kohen’in. Benim içinse muhteşem bir insan ama eksik bir yazar. Öyle ki kendisini yazar olarak tanımlamaması isabet olmuş.
Eğer edebi değeri yüksek bir kitap okumak istiyorsanız bu kitap kesinlikle ve kesinlikle yanlış bir seçim olur. Türkçesi kaliteli bir kitap okumak istiyorsanız da yanlış bir seçim olur zira kitap bu iki yönden de çok zayıf.
Yazarın sürekli aynı tanımlamaları sayfalarca tekrar ettirmesi, aynı kelimelerle anlatımı vurgulu hale getirmeye çalışması okurken beni çok sıktı. Bir cümlenin ne kadar vurgulu olduğunu anlatmak için cümlelerin sonuna ‘!!!!’ , ‘?!!’ gibi noktalamalar bırakması hem beni çok rahatsız etti hem de ‘Bu kitabın editörü nerede?’ diye milyon defa sorgulamama neden oldu. Bırak da cümlenin ne kadar vurgulu veya ne kadar harekete geçirici olduğuna ben karar vereyim, senin noktalama işaretlerin değil. Ayrıca yazarın önüne gelen her cümleyi devrik yapması artık bir noktadan sonra sıkıcı olmuş. Çünkü en az 150 sayfa okusanız yazarın nasıl bir dili olduğunu kesinlikle kavrarsınız ve o vakitten sonra yapılar anlatım manevraları pek de çekici gelmiyor.
Kurgu olarak da çok eksiği var kitabın. Bazen bir duygunun üzerinde sayfalarca yazmış, başka bir duygunun üzerinde sadece bir devrik cümle kurarak vurgulu ve derin bir anlatım havası vermiş. Kitabın ilk sayfaları tane tane ilerlerken son sayfaları aceleyle yazılmış gibi. Duyguların üzerinde sonlara doğru çok yüzeysel durulmuş. Bir olaydan bir olaya atlamış yazar. Özellikle Sonje ve Numi’nin nihayet dünyada birleştikleri, Sonje’nin tüm canlıları kombine edene ederek tüm canlıların yeryüzüne yayıldığı sahneden bir anda bu ikilinin aşkını okumaya başlıyoruz. O kargaşadan nasıl kurtuldular? Numi, Nakarlı ile olan kavgasından nasıl uyandı? Dünyada mı kaldılar, Aeden’e mi yoksa başka bir gezegene mi gittiler? Numi ve Aeden’den sonra dünyade neler oldu? Tüm bu olanların içinde Surza ve Baruh Baba’ya ne oldu? Bilmiyoruz. Tek bildiğimiz dünyaya insanlığı getirdikleri.
Tüm bunların aksine yazarımızın elindeki malzeme gayet güzel. Aeden’den iki canlı, hiç bilmedikleri bir gezegene Dünya Gezegenine gidiyorlar. Bu yolculuğun amacı okura bazı şeyleri fark ettirmek. Yazılanların gerçekliği gerçekten can alıyor. Bazı sahnelerde artık gözyaşlarımı tutamadım. Aslında her birimizin bildiği, duyduğu şeyler ama okurken yüzleşmek bambaşka bir duygu.
Yazarı bir noktada takdir etmek gerek çünkü -az veya çok kısmıyla ilgilenmeden- bildiği, öğrendiği her şeyi insanlara kitaplar yoluyla anlatması ve okuyan herkesi öğrenmeye davet etmesi bence çok güzel bir davranış. Bu hususta bazı eleştiriler okudum. Hatta birçok kişi şöyle yazmış: ‘ Yazar okuyucusuna her sayfada ödev veriyor. Bunu araştırın diyerek.’ Ben anlamadım yazarın bunu belirtmesindeki sorun ne? Merak ediyorsan seni yönlendirmesini takip edersin, merak etmiyorsan okur ve geçersin.
Neyi, niye, nasıl merak ettiğine dikkat et. Evren, merakla harekete geçer, düşünceyle genişler, korkuyla küçülür, analizle büyür, yargıyla son bulabilir. Merak ettiğin her şey senin kim olacağına yön verir.
Bazı kişiler yazarın her şeyi bilen kendisiymiş gibi yazdığını, kendi türünden ‘insansı’ diye bahsedip, bizleri yerden yere vurmasından yakınmış. Yerden yere vurulmayacak gibi değil miyiz? Sayamadığımız kadar kadın öldüren, başkasının parasını çalan, emek hırsızlığı yapan, duygu hırsızlığı yapan, yediğinin çöpünü yere atan, küçücük çocuklara tecavüz eden, çocukları organları için katledip o organların parasını çatır çutur yiyen, insanları dış görünüşlerine göre yargılayan, kadınlara dekoltesine göre değer veren, çocuğuna şeker verip zehirleyen biz değil miyiz? Belki sen değilsin, belki ben değilim ama biziz. Bu arada yazarın bir videosunu izlemiştim de kendisinin aslında çok az şey bildiğini, daha yolun başında olduğunu, kendisini yeterli görmediğini kendisi de söylüyordu, bilginiz olsun.
Okurken en bayıldığım ve gerçekten bana da bir şeyler katığını düşündüğüm kısımlar Numi’nin büyüyüp, kendi varlığını kabul etme süreciydi. Yalan yok Numi’ye sadece bu kısımlarda dayanabildim ama benim için bu kitabı okunur kılan tek unsur Sonje. Sonje ve Numi değil, sadece Sonje. Sonje’nin Dünya gezegeninde verdiği mücadeleler gerçekten bende iz bıraktı. Keşke her birimizin hayatında onun gibi bir insan olabilse. Ya da daha güzeli keşke onun gibi bir insan olabilsek ama daha çok yolumuz var sanırım. Malum daha tükettiğini üretemeyen bir toplumuz.
Yazarın kendisine kesinlikle saygı duyuyorum. İmza gününde de kendisiyle tanıştım, dünya tatlısı bir insan. Ancak tüm bu iltifatlarımı yazarlığı için söyleyemeyeceğim. Güzel bir sonu olsaydı kitaba puanım 4 olurdu şüphesiz. Yine de Azra Kohen’e bana yeni şeyler öğrettiği için, bazı konularda cesaretimi arttırdığı için, bazı şeyleri daha iyi anlamama vesile olduğu için, hazır paketlenmiş bir ürün yerken ikinci kez düşünmeme vesile olduğu, bir bütünün parçası olduğumu bana hatırlattığı için, en güzeli daha fazlasını öğrenmeye beni teşvik ettiği için teşekkürü borç bilirim.
Hayat kınadığımız, anlamakta zorlandığımız her şeyi bize yaşatmak için mükemmellikle dizayn edilmişti. Eşitlendiğimiz anlar, her yürekteki farklı eksikliklerin yarattığı o karmaşık duygulardaydı. O duyguları analiz edip anlamlandırmaya çalışanlarla, hissettikleri eksikliğin öfkesinde etrafındakilere savaş açanların arasında aralıksız bir mücadele vardı. Anlamın yağma ile mücadelesi... bedenlenmiş Çi'nin tek çelişkisiydi.
.
.
.
.
.
Buraya sayfalarca alıntı bırakmak istiyorum, sayfalarca not düşmek istiyorum özellikle de Sonje'nin günlüğüne yazdığı her şeyi buraya yazmak, ulaşabildiğim herkese okutmak istiyorum çünkü Sonje.