Son yılların dikkat çeken polisiye yazarlarından Cenk Çalışır, geçen yıl yayımlanan "Kilit Operasyonu" romanının ardından bu kez öyküleriyle Mylos Kitap çatısı altında okurlarıyla buluşuyor.
"Oyun İçinde Oyun, Kan Yağmuru, Satranç Cinayetleri, Kilit Operasyonu" gibi polisiyelerin yazarı Cenk Çalışır'ın, birbirinden leziz öykülerinin derlendiği "Her Temas Bir Öykü Bırakır- 1" kitabı 15 polisiye öyküden oluşuyor.
İlk polis laboratuvarının kurucusu, "adli tıbbın babası" veya "Fransız Sherlock Holmes" olarak bilinen Edmond Locard'ın "Her temas bir iz bırakır" prensibine referansla adını alan kitap, Cenk Çalışır'ın daha önce 221B Dergi, Kafkaokur gibi dergilerde yayımlanan öykülerinin yanı sıra ilk kez yayımlanan öykülerini de içeriyor.
1967 Balıkesir doğumlu. Memur bir babanın çocuğu olarak farklı şehirlerde büyüdü.
Gazi Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirdi. Mezuniyetinin ardından Bursa’ya yerleşti. Basın ve Otomotiv sektörlerinde değişik departmanlarda görev aldıktan sonra reklam dünyasına yöneldi. Bu kararla oluşturduğu stüdyosunda reklam ve tanıtım fotoğrafçılığı üzerine çalıştı. Eşi, oğlu, kedisi ve köpeğinden oluşan bir ailesi var.
İlk eserini 2010 yılında verdi. İnsanı suç üzerinden anlatan kurgulara yoğunlaştı. Suç kavramının insandan bağımsız olarak ele alınamayacağını savunduğundan, insanı bu yönüyle ele alan eserler kaleme aldı. Bir suçtan söz edildiğinde gerçekte bir insanın öyküsünden, yaşamının suçla temasından söz edildiğini düşündüğünden çalışmalarını polisiye edebiyat alanında sürdürdü.
Sinema ile de ilgilenen yazarın, senaryo grupları ile çalışmaları devam ediyor.
Yazarın Kafka Okur, Kafa ve 221B dergilerinde yayımlanan öykülerini ve daha önce yayımlanmamış bir kaç öyküsünü içeren "Her Temas Bir Öykü Bırakır" yayınevine göre polisiye bir kitap. Zaten kitabın ismi de ünlü Kriminolog Edmond Locard'ın adıyla anılan Locard Prensibine atıf yapıyor: "Her temas bir iz bırakır." Her ne kadar Locard'ın böyle bir cümleyi dile getirmediği ileri sürülse de adıyla anılan ilke ve Emrah Serbes'in Behzat Ç. karakterini yarattığı ilk romanın isminden dolayı cümle bizlere doğrudan polisiyeyi çağrıştırıyor.
Ancak doğruyu söylemek lazım ki kitap polisiye değil suç öyküleri içeriyor. Hatta bence kitabın en etkileyici bölümü olan son iki öykü (Kod 13 ve Ketenpere) birer casusluk öyküsü. 'Iskalamak', 'Keşke', 'Çamur' ve 'Işık Köprü' isimli öyküleri ise suç öyküsü bile değil. Yani 15 öykünün sadece 9'u suç öyküsü... Suç öyküsü derken açıkça cinayet dışında suçları da içeren, polisiye olmaktan öte suçu işleyenin duygu dünyasından, gerekçelerinden, suçun işleniş biçiminden yola çıkarak anlatılan hikayelerden bahsediyorum tabi. Polisiye öyküler de birer suç öyküsü olmasına rağmen, Suç öykülerinin hepsinin polisiye olması gerekmiyor.
Öyle ya da böyle, yazarın etkileyici bir atmosfer yarattığını, (dergilere yazdığı için olan) sayfa kısıtlamalarına rağmen güzel öyküler anlattığı ortada. Karakterleri geçmişlerini ve yaptıkları eylemlerin saiklerini anlatarak çıkarıyor karşımıza, eylemi tamamlatıp konuyu daha ileri götürmeden bitiriyor öyküyü.
Yine bence hikayelerden bazıları uzun öykü ya da kısa roman olarak tasarlanabilir, geliştirilebilir. 'Valizde kalan mektup' ve 'Çakalların Sırrı' mesela. Belki ileride roman olarak okuruz bunları belli mi olur?
İlk defa Cenk Çalışırdan bir kitap okumuş oldum.15 adet suç öyküsüydü sevdim mi sevdim aktı gitti bir şans verilebilir diye düşünüyorum. O nedenle tavsiye ederim.