Önce kitabın ismiyle başlayalım ve o “Acayip” kelimesini oradan müsaadenizle kaldıralım. Mesele kişisel zevkler değil, mesele bu kelimenin kitap hakkında oluşturabileceği önyargı. Çünkü bu kitap bir başka aforizma dolu, Afili Filintalar esintili, ne anlattığı belli olmayan değil de bir şey anlatmayan kitap değil. Haliyle, zıpır görünüp ilgi çekmek gibi bir derdi olmamalı. Hem, kitabın fazlasıyla oturaklı mesajına da halel getiriyor bu kelime. Biz, şunlardan biriyle devam edelim: “Çok”, “Pek”, hatta “Daha” da olur; hatta ve hatta İnsanın Kısacık Tarihi bile olur.
Bu konuda anlaştıysak kitabın mor kapağından içeri girelim. Sanki yukarıda sarf ettiğim sözler boşa çıkmış gibi, popüler kültür göndermeleri, komik anlatıcısı ve aforizmalarıyla karşımıza Murat Menteş’in Ruhi Mücerret’ini andıran bir hikâye çıkıyor. E o zaman hadi o “Acayip” kelimesini geri koyalım ve hafifçe dudak büzelim.
Sonra gülümseyelim. Çünkü, eğleniyoruz, değil mi? Ne yalan söyleyeyim, çok akıcı bir kitap İnsanın Acayip Kısa Tarihi. Anlatıcısı da eğlenceli bir kişilik. Hem sonra bir bakıyorsunuz, anlatıcı, aforizmalardan uzaklaşıp güzel kelime oyunlarına, acayip çağrışımlara doğru yelken açıyor. Alttan alta bu kitabın “o kitaplardan” farklı olduğunu hissetmeye başlıyorsunuz. Anlatıcının sadece komiklikler üzerinden samimiyet inşa etmediğini fark ediyorsunuz. Hikâyenin ilk “kısmı” diyebileceğim yeri tamamladığınızda heyecanınız iyice artıyor. Çünkü bu kısmın sonunu bu kadar yakın beklemiyorsunuz.
Sonra ne mi oluyor? Kitap beklenmedik bir şekilde, sanki patlama üstüne patlama olurmuş gibi olay örgüsünü hiç korkmadan acayip yollara saptırıyor. Bu esnada kitabın “Acayip” tarafı biraz daha geri çekiliyor; acayip olaylar olmadığı için değil, kitap daha da oturaklı bir zemine kavuştuğu için. Elinizde çok sağlam bir kitap olduğunu anlamaya başlıyorsunuz; öyle üflenince düşecek cinsten değilmiş. “Acayip” kelimesini geri çıkaralım lütfen diyorsunuz.
Sonra bu meseleleri tamamen unutuyorsunuz; çünkü kitabın sürükleyici, nefis, samimi, şaşırtıcı akışına teslim olmamak elde değil. Arada tüm bu acayiplikler nereye varacak diyorsunuz; ama bu soru işaretleriniz hızla akıp giden güzel sözlerin arasında kaynayıveriyor. Sonra sonu görüyorsunuz; bakıyorsunuz ki her şey birbirine kavuşmuş, kimi zaman ne okuyorum ben ya diye düşünmüş bir üst aklınız vardıysa artık tamamen tatmin olmuş. Ama o üst aklınız şimdi de neden bu yazı boyunca kitabın konusundan bir kelime dahi söz edilmediğini soruyor olabilir. Sorunun cevabın ta kendisi olduğunu fark edene kadar da sorup duracaktır.
Ben daha önce bir sürü hoşuma giden kitap okudum; ama hiçbir zaman bunları hediye etmeyi düşünmedim. En fazla tavsiye edebilirdim. İnsanın Acayip Kısa Tarihi, hem herkesin ilgisini çekebilecek yapısı, hem şaşırtıcı kurgusu, hem samimiyeti, hem edebî niteliği, hem güzel mesajı, hem hem hem… Diyeceğim o ki, birine bir kitap hediye edecekseniz, o kitap budur. İster kendinize, ister başkasına; bu kitap bir armağan. Yazarın okurlara, okurun okuyacaklara. Ama biz o “Acayip” kelimesini kaldıralım, rica ediyorum.