Bir ailenin tarihini, deliliğini, derinliğini, karanlığını, neşesini, acayipliğini kumaşlar ve yiyeceklerle çevrelenen üç kadının gözünden anlatıyor Zeynep Kaçar Kabuk’ta. Kendini gerçekleştirme çabası içindeki üç kuşağın hayatın gelip dayattıkları karşısında başkalaşması, kabuk değiştirmesi, kabuğuna sığamadıkça çaresizleşmesi, çaresizleştikçe gerçeklikten uzaklaşması sarmalını incelikle örüyor. Her bir birey için savaş alanına dönüşen ailenin aynı zamanda bütün yaraları iyileştirmedeki mucizevi mahirliğini de sakınmasızca ele alıyor.
Tutmaya çalıştıkça ellerinden kayan hayatlarının peşinde çözümü delirmekte bulanların hem kanatan, hem sağaltan ama hep güç veren hikâyesi...
“Bense sürekli değişmek, savaşmak, kendimle dalaşıp uğraşıp hep bir mantıklı yol bulmak zorundayım. Olağan güzel, olağan iyi, olağan makul değilim çünkü. Neyim varsa olağandan epey uzak. Sürekli kendimi akla yola uydurma çabası.”
1995'te MSM oyunculuk bölümü, 1999'da İstanbul Üniversitesi - Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nden mezun oldu.
2000’de Tiyatro Boyalı Kuş’un kurucularından oldu. Ferhat ile Şirin, aşk ihanet yalnızlık vesaire, Dış Ses, Böyle Bir Aşk Masalı ve Bavullar’ı yazdı, oyunlarda rol aldı.
2003/2004 yıllarında Yapı Kredi Yayınlarında metin yazarı ve tiyatro danışmanı olarak çalıştı.
2005/2006 yıllarında Manchester Rocian Theatre’da Pinnochio adlı oyunlarda rol aldı. Papers adlı oyunun dramaturgluğunu yaptı.
2005 yılında Darpana Academy’nin davetiyle Hindistan’da hareket tiyatrosu üzerine çalıştı. Bu Bir Oyun Değil, Mekruh Kadınlar Mezarlığı, Dış Ses, Krem Karamel, aşk ihanet yalnızlık vesaire ve Bavullar adlı oyunları 2007, Sahici İnsanlar/Plastik Ölümler ve Böyle Bir Aşk Masalı 2008, Medine, Köprüden Önce Son Çıkış ve Bu Anlamlı Günde 2011, Varolmayan Ayşe'nin Muhteşem Maceraları ve id ego ve süper kahraman 2015 yılında Mitos-Boyut tarafından yayımlandı. Magdalena Project-Galler ve Peter Brook’un düzenlediği atölye çalışmalarına katıldı.
2000/2007 yılları arasında tanıtım ve eleştiri yazıları Radikal kitap eki, Varlık dergisi ve çeşitli web sitelerinde yayımlandı.
2008’de Bab-ı Tiyatro’yu kurdu. O tarihten bu yana Sahici İnsanlar/Plastik Ölümler, Koltuk Takımı, Varolmayan Ayşe'nin Muhteşem Maceraları, id ego ve süper kahraman adlı oyunları yazdı, yönetti ve rol aldı.
Köprüden Önce Son Çıkış oyunu 2010 yılında International Culture Lab ve Cornell Üniversitesi işbirliğiyle New York'ta sahnelendi.
Dış Ses 2012 yılında Adana Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.
Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Krem Kramel adlı oyunu 2010 yılında Ankara Sanat Kurumu tarafından Övgüye Değer Oyun Yazarı ödülüne, 2011 yılında Medine adlı oyunu Dil Derneği Kerim Avşar En İyi Oyun Ödülüne, 2017 yılında Tok adlı oyunuyla Ekin Yazın Dostları yılın metni ödülüne layik görüldü.
Medine oyunuyla 2012 yılında İsveç'te düzenlenen Kadın Oyun Yazarları Konferansına katıldı. 2013 yılında Tayvan'da sahnelendi.
Kabuk adlı romanı 2017 Ocak ayında Sel yayınları tarafından yayımlandı. Halen 3Mota'da oyunculuk dramaturjisi dersleri vermektedir.
İlk sayfalarda okurken zorlanacağımı düşünmüştüm ama daha birinci sayfa bittiğinde bana kendi ritmini, dağdan yuvarlandıkça büyüyen kurguyu benimsetti. Bazı kitaplar vardır, yazma çabasındaki insan okurken "böylesi yazmak mümkün mü?" diye sorduran. Hiç evirip çevirmeden ne kadar beğendiğimi söyleyeceğim çok güzel bir kitap, deneyim oldu "Kabuk". Üç kadın üzerinden, üçünün farklı dili ve zihninden yola çıkan ilerleyen bir eser. Nedense okurken aklıma hep William Faulkner'in "Döşeğimde Ölürken"i geldi aklıma. Zihin akışı o kadar saf, basit, güçlü ve etkileyici ki.Kadın edebiyatı, yazını varsa sevgili Zeynep Kaçar gerçekten bu katagoride söz sahibi olması gereken, okunması gereken bir yazar. Çok tebrik ediyor ve yeni eserlerini bekliyorum :)
araya gezmekten kitap okuyamadığım bir tatil girdi, bir hafta süründü elimde bu roman. kadın romanı-erkek romanı gibi kavramlardan çok hoşlanmasam da bu kavramlar gerçek ve bazen bir romana, bir öyküye, bir dile cuk diye oturuyor. tiyatrocu ve oyun yazarı zeynep kaçar da tam anlamıyla bir kadın romanı yazmış. üç kuşağın hikâyesi bu, tabii ki insana dair olan her şey gibi acı verici, yalanlar, kırgınlıklarla dolu üç kuşak. teyzeler, anneanneler, ölenler, kalanlar... farklı anlatıcıların dilinden farklı zamanların ama hep aynı acıların romanı. üç kız kardeş olduğumuz için belki bayağı etkilenerek okudum romanı. ve şundan yine emin oldum ki ailelerin görmezden geldiklerinden, yokmuş gibi yaptıklarından çıkıyor asıl romanlar. zeynep kaçar da dramaturjiyi iyi bilen bir yazar olduğundan saklananları almış, nefis bir kurgu yapmış, dantel gibi işlemiş, ortaya bu romanı çıkarmış. okurken sık sık bir aile ağacına ihtiyaç duydum ve en sonunda kendim çıkardım. bir sonraki baskıya keşke öyle bir şey yapsa yayınevi, marquez'in yüzyıllık yalnızlık'ındaki gibi baka baka okunur :) agos'a yazdığım yazıyı ekledim http://tembelveyazar.blogspot.com.tr/...
Blog yazımdan Kabuk üstüne bir kuple. “Anne, kız, teyze, yeğen, anneanne, torun ilişkileri içinden bir ailenin kadınlarının trajik öykülerini okuyoruz. Sanki sımsıkı kabuk bağlamış bir vücut katman katman açılıyor. Güzelliğe değiniliyor, şişmanlığa (ama aşırı şişmanlığa) değiniliyor, sevgiye ve sevgiyi gösterememeye, deliliğe, delirmeye, kendinden başka birisi olmaya, özenmeye, hayranlığa, hasede, kafasını çevirmeye, aldanmaya, aldatmaya, olmayana inanmaya, özlemlere, yalanlara, kayıplara.. tüm Venüsyen, Neptünyen özelliklere. Her bölümde başka bir karakterin ağzından kendi hikayesini dinlerken kim kimdir, birbirinin nesidir kısmı karışıp zorlayabiliyor, ama finale doğru hepsi soğan kabuğu gibi zar zar yırtılıp açılıyor ve merkeze ulaşılıyor. Sonun baştan nasıl geleceğini tahmin edebiliyor insan, yine de sürpriz bir unsurla da şaşırıyor, sıkılmadan, merakla okuyor, çok derinden yukarı çekilip çıkarılmış kafa seslerine kulak veriyor.” https://mindmills.wordpress.com/2018/...
Baştan söyleyeyim bu güzel kitabın belki de en dikkat çekici yanı bilinç akışı yöntemini çok etkili ve dengeli kullanması. Tam bir bilinç akışı mı okuyoruz emin değilim; ama ard arda sıralanan nefessiz cümleler çok iyi seçilmiş ve hikayeye muazzam katkıda bulunuyor.
Beni bir diagram çizmek zorunda bırakacak kadar saklı bir aile ağacı var kitapta. Bu küçük ağacın dallarını çok iyi gizlemiş yazar. Okudukça çözülüyor gizem ve bu bir polisiye okuma hissi veriyor. Hatta bariz bir polisiye izlek de var.
Benzetmek doğru değil belki ama engel olamıyorum: Ayfer Tunç gibi acıyı seviyor Zeynep Kaçar ama bunu daha kısa ve vurucu sunuyor. Sulu bir melankoli yok kitapta. Bir kaç sayfada tüm roman kişilerini tanıyor, anlıyoruz. Kullanılan yöntemler, ayrıntılar, yerler, olaylar hikayeye hizmet ediyor.
Hasılı çok tasarruflu ve etkileyici bir dili var Zeynep Kaçar'ın. Sonraki romanını merakla bekliyorum.
aman allahim! kitabin ilk birkac bolumunde eyvah sikilacak miyim? herkesin aldigi o muhtesem tadi bulamayacak miyim diye dusunurken kitabi yariladim. ve sonrasi akti... icimi kanata kanata akti. acita acita... acidikca okudum, okudukca acidim. keske acaba bolumlerin hangi kadin karaktere ait oldugunu bolum baslarinda gorse miydik veya yazar kadin karakterleri bu kadar karisik yazmak zorunda miydi diye dusundum bi ara ama sonrasinda kitap oyle akti oyle okudum ki bu dusuncem cok gerilerde kaldi, silindi. altini cizdigim satirlar degil sayfalar oldu resmen. cok cok begendim.
Kapağındaki matruşkalar gibi katman katman açılan bir aile öyküsü "Kabuk". Yer yer anlatıma yakıştıramadığım şeyler olsa da merakla okudum. Kitabın yarısına kadar kafanıza takılıp çözemediğiniz durumlar bir süre sonra aydınlanmaya başlıyor. Farklı kişilerin ağzından anlatıldığı için başlangıçta bir "Kim kimdir?" kargaşası olsa da olaylar açıldıkça kavrıyorsunuz kahramanları. Toplumsal sorunları da irdeliyen, psikolojik yönü güçlü bir kitap...
O kadar güzel, o kadar etkileyici bir kitap ki ne yazabilirim bilmiyorum. Kadın olmak, bağ kurmak sevmek, aile olmak... Hepsini sorgulatıyor. Bana "Mahrem"i hatırlattı biraz. Daha farklı kurgulanabilirmiş dediğim yerler oldu ama bütünüyle o kadar güzel ki 4 vermeye kıyamadım. Hele bir bölüm var ki kendime hakim olamadim, ağladım. Bence okuyun. Ancak kağıt kalem alın yanınıza bir soy ağacı çizmek gerekiyor. Bir de tabi mendil...
Ikinci kez. Çünkü niye beni bu kadar etkilemişti bu kitap diye düşündüm, hatirlayamadim. Sanırım ilk karşılaşmada daha etkili ama hemen de unutmuşum konusunu. Başlarda kitabın içine girmek zor. Kim ne anlatıyor, birbirine karışıyor. Sonra her şey netleşiyor. Güzel bir kadın kitabı. Delilik, annelik ve kadınlık hali.
***
Yine benim için yazılmış bir kitapla yolum kesişti. Ömrüm yetecek mi benim için yazılmış tüm kitapları keşfetmeye.
Önceki bitirdiğim kitap, Kıymetli Şeylerin Tanzimi 'nde burada bir yorumda Kabuk'u hatırlattıği yazıldığı için bakmıştım. Iyi ki bakmışım. Gerçi bence hiç benzemiyor, ben benzetecek olsam belki Asılacak Kadin'a benzetirdim. Ondaki gibi bir bilinç akışı tekniği kullanılmış mıdır burada da?
İlk sayfalarda gayet eğlenirken sonradan bir matem evine girmiş gibi oldum. Yetenekli bir yazar, güzel yazılmış bir kitap. Özellikle o delilik hallerinin tasviri beni benden aldı. Tüm kitabın en vurucu kısmı bence "ablanla oynamak ister misin?" sorusuydu. Bir korku filmi izliyormusum gibi gerildim.
Hep aynı şeylerin anlatıldığı edebiyat dünyamızda kendi başına duran nadide bir çiçek.
Daha çok okuru olmalı. Her kadının okuması gereken kitaplar diye bir liste yapılıp oraya konmalı.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Nasıl anlatayım ben şimdi bu romanı? Yazarın ilk romanı olmasına rağmen dili kullanmadaki maharetinden mi bahsedeyim; yarattığı karakterlerin hepsinin birbirinden gerçek, birbirinden özgün olmasına mı değineyim; bilinç akışı gibi kullanması zor ve okuru küstürebilecek bir tekniği mükemmele yakın kullanmasından mı dem vurayım; yoksa kapaktaki matruşka gibi birbirinin içine geçmiş üç hikayeyi gerek sürprizleriyle, gerek üzüntüleriyle, gerekse -ve en güzel de- delilikleriyle anlatabilmesine duyduğum hayranlığı mı söyleyeyim?
Zeynep Kaçar aynı ailenin farklı nesillerinden olan üç kadının hikayesini öyle güzel anlatmış ki Sabiha oldum, Sezin oldum, Füsun oldum Kabuk'u okurken. Onların acılarını yaşadım, onlarla beraber delirdim, dünyayı kısa bir süre için de olsa onların gözünden seyrettim. Kitabın ufak tefek kusurları varsa da kitabı bitirdiğimde beni rahatsız ettiğini söyleyebileceğim bir şey kalmamıştı aklımda.
Hani bazen yalnızca Türkçe bildiğiniz için de değil, bu ülkede doğup bu kültürle büyüdüğünüz için minnettar olursunuz ya, Kabuk bana tam olarak bunu yaşattı. Eline, diline, zihnine sağlık Zeynep Kaçar'ın. Umarım kalemi hiç susmaz.
Sayfa sayfa soyuluyor kitabın 'kabuğu'. Bir noktadan sonra elinizden bırakamıyorsunuz. Tek bir satırını dahi okurken sıkılmadım. Üç kadın, üç aile mirası delilik ve yine başka bir miras; inkar. Zeynep Kaçar, tüm doğru bilineni sarsıyor aslında bu kitapta. Ailenin kutsallığını, karı koca ilişkisini, anne-çocuk sevgisini, erkek bedenini.. her şey Kabuk değiştiriyor. Son dönemlerimin en güzel kitabı valla. Helalinden beş verdim.
Haydarpaşa Kitap Günleri'nde yayınevinden önerdikleri için almıştım. Güzeldi. Bazı kitaplar mükemmel tekniğe sahip değildir fakat içinizdeki insana dokunurlar. İşte öyle bir şey...
Feminist bir yazar olan Kaçar, tıpkı oyunlarında olduğu gibi ilk romanında da toplumsal kimlik ve birey dayatması üzerinde durmuş. Roman boyunca feminist yazım özelliklerini görmek mümkün. Karakterler arasında hiyerarşi kurulmuyor. Kadın olma ve atarrkil düzen içinde kadın cinsiyetiyle var olmaya çalışma konusu çok iyi işlenmiş. Ayrıca roman boyunca bilinç akışı tekniğinin kullanıldığı yerler okuyucuyu yormuyor. Aksine hem zihni genişletiyor hem de hikayeyi destekliyor.
3 kuşağın kendi ağızlarından anlatılan hikayeleri, delilik ve kadın olma çizgisinde ilerliyor aslında. O başlığı kimin attığının bir önemi yok. Kadının ne anlttığının önemi daha büyük bence. Kadın olarak toplum içinde onu kim, neden yoruyor konusunu takip etmek daha anlamlı.
Bir de 3. Cinsiyet noktası var ki o kitabın en can alıcı kısmı o. Onlar da var diyor Kaçar.
Kitabın sonunda ağlamak normal miydi bilmiyorum ama hikayeyi çok benimsediğim için kendimi tutamadım. Defalarca okunacak bir kitap olmuş. Tıpkı oyunları gibi.
Kim kimin annesiydi, kimin teyzesiydi, kızıydı diye düşünmekten kendimi alıkoyamadığım ama keyifle okuyup hayata dair çok şey hissettiğim güzel bir kitap.
Zeynep Kaçar’ın ilk romanı. Kitap bir ailenin hikayesini ve deliliğini üç kuşak kadın üzerinden birbirine geçmiş bir şekilde anlatıyor. Yaşadığı olaylar yüzünden deliren kadınların dilinden sıradanlığa duyulan özlem çok güzel anlatılmış. Börek yiyen insan sıradanlığı mesela. Hatta karakterler birisi ‘Hayat bazen işte böyle böreği tüm kaygılardan uzak yiyebilmekten ibaret.’ diyordu. Bütün karakter ile bir masada oturmuş dertleşiyormuş izlenimi veriyor. Ayrıca bazı iç sesten konuşulan bölümlerde yazar inanılmaz bir şekilde kalemini konuşturmuş. Kelimeler ile oynayışı muazzam.
Çabuk akan, okuyanı yormayan, finalde de vuran kitap.
"Ağır ve karanlık ve yorucu ve uykusuz ve zalimdir hayat. Umduğunla başına gelenler arasında dünyadan güneşe uzanan yol kadar mesafe vardır."
Muhteşem bir kitap okudum. Öğle aralarında arşiv odasına kapanıp okudum, gece uyumadım okudum, okudukça okudum, bitirmekten çekindim, her sözcüğünü tane tane okudum, olabildiğince ağırdan aldım, ağırdan aldıkça kalbim daha çok acıdı, ağladım, ağladım, içimden kendimle konuştum, neler söylediğimi ben bile duymadım.
Aile ağacını kafamda oturtmak epey zor oldu ama sonunda başarınca daha keyif aldım kitaptan. Bu karmaşa biraz okumayı etkiliyor. özellikle de tek seferde okuyup bitirmeyecekseniz romanı kişiler iyice karışıyor. Ama bu sorunun üstesinden gelmek çok da zor değil. Asırlardır akan acı nehirlerinde akıntıya kendini bırakmış kadınların romanı Kabuk. Acılar yıllardır var, ve çoğalarak hayatın daha da büyük yerini kaplamaya devam ediyorlar. Zeynep Kaçar'ın kadınları da bu acıdan payını alıyor. Hem de kuşaklar boyu. Titizlikle düşünülmüş bir kurgu ve sade anlatım romanı akıcı kılıyor. Birkaç karakteri daha yakından tanımayı çok isterdim. Kilit onlarda çözülüyor ama yazar onları sessiz bırakmayı uygun görmüş. Diyaloglar ve iç konuşmalar çok başarılı bence. Sahnede oynuyor sanki kahramanlar.
Kitabın genel olarak depresif havasından, sonu gelmeyen cümlelerinden ve ilk 30-40 sayfa kafa karıştıran karakterlerinden biraz yorulsam da yazarın bir ailenin hayatını deliliklerini çaresizliklerini sevgilerini yaşanmışlıklarını ve yaşanmamışlıklarını anlatırken kadına anneye ve hatta insana dair tespitlerini altlarını çize çize okudum. Özetle tavsiyedir.
Yazarın ilk kitabı ve benim de yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitabın önemli bir bölümünde kim kimdir açıkça anlayamadım. Bu bölümde, iğreti duran ve rahatsız eden küfürlü cümleler nedeniyle de tılsımını bulamamış anlatım, kitabı bırakma aşamasına getiren bir kurgu vardı. Bu bölüm benim açımdan, beş üzerinden en fazla iki değerlendirme alabilir.
Ancak yazarın meramını bir noktadan sonra anladığımda, cümlelerin ve fikirlerin değerini de anlamaya başladım.
Benim gibi hissedebilirsiniz, ancak vaz geçmeyip, okumaya devam etmenizi öneririm. Eser bu noktadan sonra beş üzerinden üç veya dört arasında bir değerlendirmeyi hak ediyor.
Kitabı okumaya başladığım ilk sayfalarda yazım dilini çok sevsem de büyük bir karmaşanın içine düştüm. Hiç beklediğim bir şey değildi ve kitapta ne olduğunu anlamaya çalışırken savaş verdim. Aslında aklım biraz dağınıktı, zaman zaman kitaba odaklanamadım. Belki gereğinden fazla karmaşa nedenim buydu. Ama asıl neden kitabın 3 farklı kadın tarafından anlatılması ve zamanların karışık olması... cidden kitabın yarısına kadar benim için herkes Saliha idi... 😂 tam diyorum kim kimin nesi buldum ama yine yanlış çıkıyordu. Sabiha, Saliha... Efsun, Füsun... isimlerin benzerliği zaten ayrı bir karmaşa idi. Dürüst olayım böyle kitapları severim. Baya düz bir şekilde de bu hikaye anlatabilirdi. Ama o zaman Zeynep Kaçar olmazdı. Sonlara geldiğimde yaşadığım şok, arkadaşlarıma mesaj atıp OHA OHA diye üst üste sürekli konuşmam :D her şey efsaneydi. Ve bir de sonunda ağladım. Evet birazcık.. çünkü böyle aile konusu olunca hassas noktama denk geldi ve dayanamadım 😂 Neyse neyse, kitap mükemmeldi. Nihal ve Tolga ile beraber okuduk. Nihal’le konuşurken yaşadığımız şokların etkisini anlatırken söylediğimiz diğer şey ise; kesin bir şeyleri daha kaçırdık, o kadar efsane bir kitap ki hepsini anlayamadık 😂 Bilemiyorum, 5/5 vermek istedim. Çok çok sevdim. Herkesin övdüğü kadar varmış.
Zeynep Kaçar kabukları içinde çırpınan, nefeslenmeye çalışan bir aileyi anlatıyor. Aileyi parçalarına ayırıyor, ortaya koyuyor, ahşap bloklar gibi iç içe geçebilen bir hikaye kuruyor, her sayfa bir hamle oluyor. Son sayfada tahta blokların her birinin bütünlüğünü izliyoruz. . Füsun,Efsun,Saliha,Muhsin.. Anneler, teyzeler,anneanneler.. Bir ağızdan başlıyorlar anlatmaya. Sıralama da yaşananlar da önemini yitiriyor. Bir Füsun oluyoruz bir Saliha.. Efsun olmak ayrı zor derken Muhsin olmanın altında eziliyoruz. Velhasıl okudukça bu farklı aileyi seviyoruz. Bolca börek yiyor, güzel kıyafetler giyiyor, Semiş’imizle konuşuyoruz.. . “İnsan hayatta kalabilmek için bir şeylere, iyi bildiği şeylere tutunmak zorunda. Kendi gerçekliği içinde tutarlı kalmalı tutunarak. Bir kez dağılırsa, hakikat parçalanırsa... Tutunmadan yaşayamayan varlıklarız biz. Yer çekimi yokmuş gibi mutlaka bir şeylere tutunmak zorundayız.”
Kabuk farklı kuşaklara ait üç kadın üzerinden anlatılan bir aile romanı. Hemen her aile romanında olduğu gibi burada da benzer şeyler var; yalanlar, kıskançlıklar, fedakarlıklar, hüsranlar, mesafeler, küçük mutluluklar, çocuk ebeveynler, ebeveynleşmiş çocuklar vs. Ancak burada ele alınan karakterler de aile de biraz daha farklı. Kuşakların birbirini nasıl etkilediğini ve bazı mirasların nasıl da kendiliğinden aktarıldığını net olarak görüyoruz. İlk sayfalarda alışmak biraz zor olsa da sonrasında her şey yerli yerine oturuyor. Bazı bölümleri okuyucunun içine işleyecek kadar güçlü. Hikaye sürprizlerle dolu olduğu için detaya girmiyorum ama gayet başarılı bir yapısı var. Tek itirazım finale ama o kadarı da olur artık. Kesinlikle övgüleri sonuna dek hak eden, başarılı bir roman Kabuk. Yazarın diğer kitaplarına da bakacağım.
2017'nin yıldızıydı. Aradan sayısal olarak 3 yıl geçti ve hâlâ benim için en yıldız bu. Kabuk... Derime kazınmıştı derime. Kadınlar nasıl delirir, o delirmiş kadınlar hayatta başka neleri delirtir... Aileler nasıl yitip gider... Aile kişinin yitip gitmesini nasıl sağlar... Zeynep Kaçar beni beynimden vurulmuşa çevirmişti, en basit tabirle.
Sevdiğim kitapları okuması için kendisine de zorla verdiğim çok değerli bir hocam var, kitabı bitirdiğinde bana mutlaka yazmasını rica etmiştim ve şunları yazmıştı: "Kabuk şimdi bitti. İçimde kocaman bir şey oldu. O 'şey' ne bilmiyorum'
"Başkaları, sandığımız kişi olmadığımızı hatırlatmak için giriyor hayatlarımıza. Biz kendimizi aşağı yukarı birşeylerle tanımlarken, onlar bize başka bir yüzümüzü gösteriyor. Kendi gerçeğimizin dışına çıkıp bakıyoruz ve öyle yada boyle kabul ediyoruz yeniden tarif edildiğimiz halı." Çok ama çok etkileyici bir kitaptı.
‘ İnsanın kendi olması ne zor şeydir. Benim gibi bir kendi olması. Önce kabul görmüş huzurlu hatta neşeli biriyken sonra bir daha asla olduğun kişi olamamak. Oraya hiçbir zaman geri dönemeyeceğin gerçeğini çok derinden bilmek. ‘
Her bölüm farklı bir aile üyesi kadının ağzından anlatılmış. Başlarda biraz zorlayıcı ve kafa karıştırıcı olduğunu düşündüm hatta aile ağacını anlamak için küçük notlar aldım. Ama 50-60 sayfa okuduktan sonra kitap beni içine aldı ve sonrasını nefes almadan okudum diyebilirim. Depresif, acılarla dolu hayat öykülerinin kesişmesinden her şeye rağmen umut dolu ve sevginin altını çizen bir kitap. Kurguda küçük twistler başarıyla serpiştirilmiş ama beni asıl etkileyen yazarın dili oldu, bazı sayfaları tekrar tekrar okudum. Benim için özellikle kadınlık, annelik ve aile üzerine düşündüren sarsıcı bir okuma deneyimi oldu.
'Hep mutlu olmayı ummak kocaman bir aptallıktır' Kitap okuma konusunda verimsiz geçen iki aydan sonra bana iyi gelen bir kitap oldu. Başlarda kadınlar ve hikayelerini karıştırıyorum stresine girsem de sonrasında çok da karmaşık olmadığını farkettim ve ilerledikçe daha çok sevdim. Kitabın başında miras hukuku derslerimizdeki gibi soy ağacı çizmek işimi kolaylaştırdı.Kitabın kapağı ve adı okumam sonlandıktan sonra çok daha anlamlı hale geldi. Duyguları kelimelere bu kadar iyi döken bir yazar denk gelmemişti uzun süredir. Çok sevdim.
Kabuk dün gece bitti! Beni hüngür hüngür ağlatarak hem de... Kitabın ilk 30 sayfasını kim kimdir, birbirleriyle ilişkileri nedir karmaşasında okusam da, sonrasında kişiler de bağları da oturuyor. O noktadan sonra da kitap su gibi akıp gidiyor. Hangi karakteri daha fazla sevdim diye soracak olursanız Efsun burun farkıyla önde gelir sanırım. Ama kitaba hayat veren tüm kadın karakterlerin hikâyesi birbirinden dokunaklı. bir noktada içinizi cız ettirmeyi başarıyorlar.