Anlatılarda bir gerçeğin yansıtıldığına dair bir yanılsama yaratılırken kullanılan yöntem salt öykünme ya da benzetme değil, hikâye etme ya da öykülemedir. Nitekim, Genette anlatılarda klasik anlamda bir benzetme ya da temsilin imkansızlığı üzerinde durmuştur. Genette, geleneksel “gösterme” ile anlatma arasındaki ayrımı yadsır. Bilindiği gibi bu düşünce, Plato’nun Devlet’indeki şair ile anlatı ayrımı ve karakter ile dramatik temsil ayrımına dayanır. Oysa bizzat “temsil” fikrinin tamamıyla yanılsamadan ibaret olduğu düşünülebilir. Bu yaklaşımı Barthes’ın “gerçeklik etkisi” kavramına gönderme yaparak açıklayan Genette, aynı bağlamda mimetik efekt yani öykünme-benzetme etkisi kavramı üzerinde durur. Anlatılarda ortaya çıkan bütün bu tür yanılsamalardan başta varsayılan yazar olmak üzere, anlatıcı ve odaklayıcı unsurlar sorumludur. Bu unsurlar analiz edildiğinde, gerçeklik ve temsil yanılsamasının nasıl yaratıldığı ve anlatının ne tür oyunlarla dolu olduğu görülür. Bu oyunlar sayesinde olay, karakter ve zaman algısı çeşitlendirilerek, sadece anlam üretme kaygısıyla sınırlı kalınmadığı, okuru anlatıya bağlayacak estetik amaçların güdüldüğü gözlenir. Bütün bunların ne tür seçme, eleme, çarpıtma, erteleme, çeşitlendirmeler ile gerçekleştirildiği dikkatli okurun gözünden kaçmayacaktır.
Mustafa Zeki Çıraklı son derece duru üslubuyla anlatıbilim gibi altından kalkılması zor bir konuyu etraflıca ele almış. Adalet Ağaoğlu'nun anlatılarına özel bir yer tahsis eden Çıraklı'nın metninde Foucault'nun, Barthes'ın, Özel'in, Genette'in sesini duyuyoruz. Berna Moran'ı tenzih ederek şunu söyleyebilirim, okuduğum en açık Türkçe kuram kitabıydı. Hani şöyle, bir tarafa Kubilay Aktulum ile Tahsin Yücel'i koyun, öte uca da Çıraklı'yı.
Türkçe yazılmış bir eser olarak, anlatıbilim adına ayrıntılı bir fikrin oluşması bakımından önemli bir kitap. Kitapta terminolojinin parantez içinde asıllarıyla birlikte verilmesi gayet iyi düşünülmüş.