Kendimi değiştirmiyorum, dünyayı değiştirmiyorum ama gerçekliği değiştirerek, kendi hayallerimin arkasına gizleyerek kendi yenidünyamı kuruyorum... Mesela geçenlerde Çinlilerin Dönüşüm’ü okurken ağızlarının sulanıp sulanmadığını merak ettim.
Murat Yalçın’ın yeni öykü kitabı Pera Mera, kentle kır arasına sıkışmış hayatları değil, kentle kır arasında gidip gelen göstergeleri anlatıyor. Pera’nın güncel simgelerinden biri haline gelmiş Hazzopulo köpeğinden yola çıkarak kent ve kır karşılaştırması yapmıyoruz; ama anımsıyoruz. Öykülerin en güçlü yanı bu; kokuların bize geçmiş bir zamanı, uzaklarda kalmış bir mekânı anımsatması. Murat Yalçın, dilimizin tadını çıkararak çok boyutlu bir ustalık kitabı kaleme almış.
2017 yılı Yunus Nadi öykü ödülünü alan bir hikaye kitabı. İki bölümü var. İlk bölümü Pera ikincisi ise Mera adını taşıyor. İlk bölümünde İstanbul Beyoğlu (eski adı Pera) ikinci bölümünde ise Doğu veya Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geçen olaylar ve buralarda yaşayan kişiler anlatılmış. Ancak ikinci bölümdeki hikayelerin hepsinde İstanbul ile bir bağlantı söz konusu. İlk bölümdeki hikayeleri pek beğenmedim. Yazar kendi kendine deyimler uydurmuş mesela açlığını anlatmak için midemdeki öküz böğürüyor demiş. Türkçe'de böyle bir deyim yok. Karnım zil çalıyor var. İlk bölümde en çok Hikaye-i Ephemera adlı hikayesini beğendim. Yazarın çok kitap okumuş olan biri olduğu belli. Ancak hemen hemen her hikayesinde bunlardan alıntı yapmasını ve her olayın ona okuduğu bir kitabı hatırlatmasını sıkıcı buldum. Erke mung tegir ile başlayan 2 sayfalık bölümün kurguya kattığı anlamı anlayamadım. Müzik eserlerine yapılan sık atıflar kurguyu zenginleştirmiyor. Bazı cümleler ile ne denilmek istenmiş: Altına kaçırmış bir bilinç ile yürümek ne demek? İnsan gözleriyle tükürebilir mi? "Koca kafası bir ayçiçeği ağırlığıyla lavaboya eğildiğinde omuzlarıyla ensesine çökmüş bir yalnızlık keyif çatardı" Yalnızlık nasıl keyif çatar? Bu cümlede ne demek istenilmiş? Kitabın ilk bölümünde böyle anlaşılamayan ve gereksiz sözcükler, cümleler bol miktarda mevcut. İkinci bölümdeki anlatım ve dil daha tanıdık ve daha iyi geldi. İkinci bölümde en çok Fazıla isimli hikayesini beğendim. Diğer hikayelerini ise hem sıkıcı hem de anlamsız buldum. Genel olarak hikayelerin hepsinde bir geçmişe özlem duygusu olduğunu düşünüyorum. Merak ediyorum da Yunus Nadi ödülü bu kitaba niçin verilmiş?