“İnsan eski zamana düş kapısından geçip giriyor. O gece, düşüm bana bir kapı açtı, geçmişte kalan ve bilmediğim bir zamana işte ben oradan girdim.”
“Zaman Yeli" ve "Güvercine Ağıt” kitaplarından sonra "Kalenderiye" Gürsel Korat’ın Kapadokya konulu romanlarının üçüncüsü. 14. ve 16. yüzyıllarda geçen kitapta, İtalya’da Taranto limanında ve Matera manastırlarında, Kayseri’de kale burçlarında dolaşırken üç adamı; Mazzone’yi, Yusuf Pîr’i ve Bahri Paşa’yı tanırız. Sonra Kapadokya yollarında hanlarda konaklarız. Martana, Sâre ve Perizad gibi etkileyici kadın kahramanlarla tanışırız. Hele Perizad, belleklerden silinmeyecek bir iz bırakır. “…çünkü aşkta başkalarının hayatını çalmaktan başka bir şey yoktur.”
2009’da Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü alan bu roman zamanı, ölümü, aşkı ve aidiyeti, insanın zaaflarını, arayışlarını anlatırken hayat ve inanç üzerine katmer katmer açılan bir sorgulamanın eşiğine bırakır bizi… Gerisi mi? Ya zamandır, ya yalan…
"İnsan bebekliğini, gençliğini, yani geçmişteki tüm hallerini ölüyor. Ölümü böyle kavrıyoruz Hristo."
Gürsel Korat, 1960’ta doğdu. Çocukluğu ve ilkgençliği Kayseri’de geçti. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı. Bazı film projelerinde senarist olarak yer aldı, çeşitli üniversitelerde dersler verdi.
Kitap bitti ama ben de bittim son bölümü okurken ay gözlerim çıktı yerinden. Serinin en güzel kitabı buydu bence. Gürsel bey'in oya gibi işlediği bir kitap. Naif ve sessiz. Aslında bu seriyi okurken yazarın nasıl geliştiğini de görebiliyoruz, sonuçta üçlemenin ilk kitabı beyefendinin de yayınlanan ilk kitabı. Ne de güzel geliştirmiş kendini canım ya diyoruz ve yeni kitaplara yelken açıyoruz.
Üç kitaplık kronolojik Kapadokya serüvenim maalesef bitti. Kurgusal tarihin en başarılı örneklerini sunuyor Gürsel Korat. Beklentilerim ve heyecanım bu kitapla da boşa çıkarmadı. Serinin üçüncü kitabı da ilk ikisi gibi muhteşem. İlk kitap Moğol işgali altındaki Anadolu ile başlıyor ve sonuncu kitap ile Osmanlı dönemine kadar uzanıyor. Üçlemeyi kesinlikle sırasıyla okumakta fayda var. 2 ya da 3 ile başlayıp , bu isim de nereden çıktı demeyin sonra.
Oldukça akıcı, güzel bir kitaptı. Üçlemenin ilk iki kitabıyla da çok güzel bağlantı kurularak sona erdi. Gürsel Korat’a tek eleştirim, kitabın son bölümündeki anlatıcının dili tercihiyle alakalı. Yine de güzeldi…
Kitabı biraz önce bitirdim. Bitmesini istemedim. Kitabı bitirinceye kadar serinin en iyi kitabının ikincisi olduğunu düşünüyordum. Bunda üçüncü kitabın, yani bunun son bölümlerindeki dilin etkisi olabilir. Ancak zamanla dile alıştım. Bunda Orta Anadolulu olmamın, çocukluğumda duyduğum bazı kelimelere rastlamamın da etkisi oldu sanırım. Özetle bu destanı herkese öneriyorum.
Çok beğendiğim ve sonunun nereye gideceğini tahmin edemediğim bir kitap oldu. Aşk hiç beklememe rağmen içerisinde böyle bir şey olması şaşırttı ve yapılan tanımlar gülümsetti. Perizad hatun haklıdır! Allah'ın kulu kölesi olunmaz. Onunla arkadaş olmak gerek..
"Bir ayı inine girsen, önün karanlık ardın ışık olsa, kölgen duvara vurma mı? Sanma ki o sadece bir kölgedir. Kölgeye bir sor, sen aslını bildin mi? Eğer bir kölge aslını görse hayran olma mı? Ey insan, Allah'ın kölgesi değil misin? Dön bir bak zatına, hangi ışık önündesin? Sen aslını bilmezisen, asıl seni ne bilsün?"
"... Boynundaki madaliyonda matayotis matayotiton ta pan mayotis yazısı taşır, her daim bu sözü söylerdi. İsa efendimizin lisanından gelen bu deyiş, 'Yalan dünyada ne var ise boşadur' dimek olurudu. Bu madaliyonun arka tarafında Arabi hurafatınan, 'Aşk imiş her ne var alemde' yazar, Yosif, manastırda durduğu demde madaliyonu asla ters döndermezidi."
"Olmaz. Rüyet zuhur yiridir. Zaman yokdur. Zuhur idenner hep aynı zamanı yaşar. Öğren: sır didikleri budur. Adem bizik, Ali bizik, madem ki bu isimler var, geçmiş diyin bir şiy de yok, hep şimdide duruyok; Ali ölmedi, hemi de doğmadı, her şiy şimdi didiğimiz sonu yok şiyde saklı. Ali benim, Ali sensin. Ben Allah'ım, Allah sensin."
"Allah'ın sevgili kullarına bir bak' didi, anler hemi padişah, hemi vezir, hemi molla hemi Hızır. İçlerinde bir dene avrat yok. Avradı şiytan sayıp, anı koyup getmüşler. Avradın govdesini de, aklını da, ruhunu da bir çıkının içine sarmışlar, 'yüzünü açmak yasatır, gözünü devirmek günaftır' dimişler, geriye de çıkının içindekini yagma iden şiytan galmış. Agnadım ben bu düzeni. Allah kimse ana dirim ki, bol zamandan gayrı Perizad diyin bir kulu yok. Zati Allah'ın kulu kölesi olunur mu, benim bildiğim Allah'ınan arkadaş olmak gerek"
"Doğru aşkta ağırbaşlılık olar. Zırzop aşık can sıkar, kaçgun aşık can yakar. Çok ateşli olanlarda ayrangonüllü bir çeşni vardur, serinkanlı durannarda da kibir."
Yazarın okuduğum ilk kitabı, beni hiç sarmadı, tarihsel dokulu roman sevmiyorum yada tercih etmiyorum diyeyim. Yer Kapadokya, 3 ayrı tarih (1300'ler-1500'ler vs) ve mûslim ve gayrimüslim gruplar, ..incir çekirdeğini doldurmayan o dönemin gündelik yaşam konuşmaları,.son bölümde eski dille yazmalar, falanlar filanlar...