Jump to ratings and reviews
Rate this book

Ah Mercimeğim

Rate this book
Cevizin dibi kaynıyordu. Aslı’nın gelin gideceği yer Marmaris’ti. Oradaki bir sarrafla evlenecekti. Kızlar laf kazanını habire harlıyorlardı. Ben yine gizli yerimdeydim. Herkes konuşuyordu. Aslı susuyordu. “Ne şanslısın. Tüm yıl tatil gibi olacak sana.” “Sen zaten altın gibiydin, bir de altıncıya düştün kız.” “Altın suyuna battın da çıktın say bacım.” Herkes, her şeyi diyordu da bir tek Aslı’nın dilinde laf yoktu.

Evlerde, yollarda, yol kenarlarında lafazanlıklar, eprimiş pabıçlar, hardal sarısı pantollar, it ayağı yemiş gibi gezen gobeller… Yalan dünya, zalım dünya… Sen bekle ecik, bir yağmur yağacak düzelecek her şey…

Ah Mercimeğim, en olmayacağı olur eden sebatkârlığın hikâyeleri. Aşkın ve tutunmanın halleri…

Mustafa Çiftci’nin yeryüzüne iyilikle bakan masalsı dünyasından… Taşranın ağrıları, heves ve rüyaları…

107 pages, Paperback

First published February 1, 2017

2 people are currently reading
155 people want to read

About the author

Mustafa Çiftci

13 books17 followers
1977 doğumlu, ilk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. 1999 yılında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. 2000-2001 yıllarında Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bulundu. Dönüşünde İngilizce okutmanlık, metin yazarlığı, radyo ve TV programcılığı yaptı. Çeşitli dergilerde yayımlanmış hikâyelerini Adem’in Kekliği ve Chopin (Ülke Edebiyat, 2012; İletişim Yayınları, 2015) adlı kitabında topladı. Evli ve iki çocuk babası. İkinci kitabı Bozkırda Altmışaltı (İletişim Yayınları, 2014), Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “2014 Yılının En İyi Hikâye Kitabı” seçildi. Çiftci, 2016 yılında da Necip Fazıl Ödülleri kapsamında “İlk Eserler Ödülü” almıştır. Son kitabı Ah Mercimeğim 2017 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
115 (40%)
4 stars
112 (39%)
3 stars
46 (16%)
2 stars
11 (3%)
1 star
3 (1%)
Displaying 1 - 30 of 42 reviews
Profile Image for Bülent Ö. .
296 reviews141 followers
May 10, 2019
Mustafa Çiftci öykü yazmadı, beni evine misafir etti, ne var ne yok koydu sofraya; yedik, doyduk, yorgunluğumuz geçti. Çayımız da demlenince oturup sohbet etmeye başladık. O anlattı ben dinledim, uydurduğunu bile bile, unuta unuta, hayranlıkla, coşkuyla, hüzünle, huzurla dinledim.

Sonra kapadım kitabı, rafa koymadan bir süre baktım, evirdim çevirdim, gülümsedim; diyecek bir şey bulamadım bu güzelliğin karşısında. Az çok bulabildiklerimi buraya yazdım.

Var ol Mustafa Çiftci, ellerin zihnin dert bulmasın.
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,455 followers
May 9, 2017
burada ve yazılarımda bazen yok anlatım tekniği, yok her şeyi bilen anlatıcı sorunsalı, yok postmodern dokunuşlar filan diye teknikten bahsediyorum... sonra bir kitap okuyorum, son derece düz, son derece klasik, son derece eski moda, ne tekniği ne de diğer sorunları kafasına takan bir yazarı var ve bu yazar bana aslında işin özünü anımsatıyor.
mustafa çiftci öyle bir anlatıyor ki kendimi bir meddahın ya da âşığın karşısında sanki kerem ile aslı'yı, sanki ferhat ile şirin'i dinlerken buluyorum... ki doğma büyüme istanbulluyum, halk edebiyatı kültürüm aileden değil okuduğum türk dili ve edebiyatı bölümünden, halk edebiyatı sevgim nereden? bilmiyorum. herhalde köklerimden...
iç anadolu ve hatta sosyal medyada dalga geçilmekten bolca nasibini alan yozgat'ta geçen bu öyküler, o masalsı, çağıldayan dili, içtenliği, sadeliğiyle beni çarptı diyebilirim. pek sevmediğim ve artık çok da kalmayan diyaloglarda yerel dil kullanımı bile ayrı tat katmış öykülere.
bilmediğim bir yer, bilmediğim bir ağız ama bildiğim insanlar anlatılmış, hem de ne anlatılmış... edebiyatın tekniğinden, çalışılmış hâlinden büyüsüne, özüne döndürüyor insanı.
ilk öykülerin son öykülerden daha iyi olduğu notunu düşebilirim, ilgilenen olursa.

Notos'un Nisan-Mayıs 2017 tarihli sayısında yayımlanan yazım şurada:
http://tembelveyazar.blogspot.com.tr/...
Profile Image for merixien.
672 reviews665 followers
October 3, 2020
Bence bu öykülerin en güzel yanı; Mustafa Çiftçi’nin okuyucunun canını acıtmazsa derdinin yeteri kadar anlaşılmayacağı yanılgısına düşmemesi, ayrı ayrı acılar, kederler eklememesi. Hayatın kendi akışında ilerliyor öyküler. Sizin o hikayeyi gerçekten yaşıyormuş gibi hissetmenizi de bu basitlik ve sadelikle sağlıyor. Her öyküde boğazınıza takılan bir yumruyla gülümsetiyor sizi. Yazarın da kitabın da sizi altüst etmek, bambaşka dünyaları görmenizi sağlamak gibi bir derdi yok. Daha çok anlattığı hikayeleri dinlemeyi sevdiğiniz bir arkadaşa uğrayıp ufak bir mola vermek gibi. Ben çok severek okudum, bu tip bir miktar şive karışmış, İç Anadolu’nun bir yanı eksik kalmışlarının öykülerini seviyorsanız tavsiye ederim.
Profile Image for Fulya.
545 reviews202 followers
October 28, 2021
"Ecik yımırta ye" heyt bre Yozgatlı hemşerim.
Yozgat'tan nefret ederim bu arada, babam Yozgatlı'dır. Birkaç kere de bulundum orada. Ama Yozgat'a Mustafa Çiftçi'nin gözünden bakmak, kendi gözümle bakmaktan daha hoş göründü.
Bana göre can çekişmekte olan öykücülüğe Yozgatlı biri Yozgat'ı anlatarak can verecek deseler "aman hadi git be!" derdim. Kitabın içinde hiç öyle lafı evelemek, gevelemek yok. Sözcük oyunları, ağdalı dil yok. Resmen anlatmak istediklerini güzelce anlatarak öykücülüğün temeline inmiş; nedir? İnsan hikayeleri. Çok gerçekçi, çok tutucu, çok da derin aslında. Tüm öyküler iyi ama benim en sevdiğim "Bacanaklar" oldu.

Hikaye bir oturuşta okunmalı diyen Boston, Massachusettsli Edgar Allan Poe, Yozgatlı Mustafa Çiftçi'yi tebrik ederdi bence.

Bir arabaşı çorbanı içerim Mustafa Abi yolum düşerse.
Profile Image for Baris Ozyurt.
921 reviews31 followers
October 23, 2018
“Derinden bir nefes aldım. Zannettim ki derin soluk alırsam ecik rahatlarım. Yok, öyle olmuyormuş. Derine daldıkça boğuluyordum. İşte o an sesim çıkmadı ama gözümden iki damla yaş geldi. Benim bir türlü anlatamadığımı iki damla yaş anlattı. Aslı baktı bir zaman. Sonra uzandı, iki eliyle gözyaşımı sildi ve ‘ah mercimeğim,’ dedi, ‘ah mercimeğim…’ “(s.21)
Profile Image for Renklikalem.
551 reviews177 followers
December 25, 2017
imkan olsa 6 yildiz versem, 7 yildiz versem, yildiz kere yildiz versem... oyku okumaktan keyif almayan beni muptelasi yapti mustafa ciftci... cok guzel geldi. amma ”ecik” daha uzun olsaymis, “ecik” daha guzel kalemini okuyabilme imkanimiz olsaymis...
yarin ilk isim bozkirda altmisaltiyi almak olacak, net!
Profile Image for Fatih.
623 reviews36 followers
June 5, 2018
Açıkçası kitapta öyle çok bir beklentim yoktu, amaç Nietzsche'den sonra kallavi bir kitaba girişmeden yumuşak bir geçiş yapmaktı. Mustafa Çiftçi, beni fazlasıyla şaşırdı.

Sevabıyla günahıyla o klasik Anadolu insanının ezgileri vardı satır aralarında. Hata yapan, hatasıyla yüzleşemeyen ama tepeden tırnağa pişman olan, çekişen ama bir parça ekmeğini ortadan bölüp üleşen, kısaca yurdum insanı....

Profile Image for Başak Ebru Tarım.
227 reviews10 followers
January 3, 2023
Haydarpaşa Garındaki kitap fuarında tanıştım Mustafa Çiftçi'yle. İletişim yayınlarının standında çalışanlar tavsiye ettiler. Yozgatlı bir yazar dediler. Yozgat hikayeleri anlatıyor, konuşur gibi yazıyor dediler. Ben de 2 tane ince öykü kitabını aldım Mustafa Çiftçi'nin. Ah Mercimeğim ve Bozkırda Altmışaltı. İyi ki de almışım. İlk okuduğum öykü Ah Mercimeğimdi. Hikayeyi Yozgat'lı varsıl bir ailenin üç kızdan sonra doğan lise talebesi oğlunun ağzından dinledim. Bir garip, bir tutkulu aşk hikayesi anlattı bana. Ama o kadar tatlı anlattı ki, öykünün tadı damağımda kalınca, öyküyü ertesi gün bir daha okudum sonra bir daha okudum. Ah Mercimeğim öyküsünün yeri bende saklı kalmak kaydıyla okuduğum diğer öyküleri de çok sevdim.



Mustafa Çiftçi bize çok samimi, çok canlı öyküler anlatıyor. Kimi zaman bir çocuğun ağzından, kimi zaman yaşlı bir amcadan, yörenin diliyle, tatlı tatlı, konuşur gibi, dertleşir gibi anlatıyor. Kahramanları Yozgat'ın insanları ve olaylar genellikle Yozgat'da geçiyor. Öyküleri okurken Yozgat İstanbul'dan pek bir hoş gözüküyor. Çünkü bunlar mutlu öyküler. Kahramanlarının başına kötü şeyler de geliyor ama umut hiç kaybolmuyor. Bittiğinde ağzınızda kekremsi bir tat bırakmıyor. İşte bu nedenle ben hikayelerde eski Yeşilçam filmlerinin naif havasını da buldum biraz.



Ah Mercimeğim'de 5, Bozkırda Altmışaltı'da 7 hikaye var. İçlerinde hardal sarısı kumaştan bir örnek pantolon diktiren arkadaşlar, Handan yeşili gözler, kara kedi parfümü, çeşit çeşit aşk hikayesi var. Farkında olmadan ucu uca eklediğim bu öyküler sayesinde kişisel edebiyat atlasıma Yozgat da katılmış oldu. Artık içinden Yozgat geçen bir yazarım var. Mustafa Çiftçi'yle siz de tanışın derim.
Profile Image for Simdineokuyorum.
232 reviews5 followers
September 9, 2023
Kitabın dili çok akıcı bazı hikayeler inanilmaz güzel. Keşke roman olsa dedirtecek hikayeler.
Arasında bir iki hikaye bana hitap etmediği için puanım 4👍
Profile Image for Yasemin.
12 reviews4 followers
July 8, 2018
Çoook duygusal bir kitap. Her bir hikayede ayrı ayrı hüzünlendim,ağladım. Kitabın en beğendiğim yanı sıradan ve garip insanları ele alması. Öyle güzel anlatılmış ki hayatları... Ayrıca yerel dil kullanılarak yazılan cümleler de çok hoşuma gitti. Mustafa Çiftci ile tanıştığım için de ayrıca mutluyum. Diğer kitaplarına bakmaya başladım bile 😉

“Kızlar sustu,anam sustu. Peki ben içimdeki sesi nasıl susturacaktım? İnsanın içinde bir ses varmış,öğrendim. O ses hiç susmazmış, öğrendim...”

“Bana baktı. Ama öyle ezerek değil, ipek kumaş seçer gibi, tül perdeye dokunur gibi baktı bana...”

“...insan çok dolunca konuşamıyormuş anladım.”

“ Babam kocaman eliyle başımı okşadı. Hışır hışır etti elleri. Bazılarına bu okşamanın hışırtısı kuru gürültü gelebilir ama babam beni ilk defa o akşam okşadı. Yani o nasırlı ,yaralı ellerinin saçımdaki hışırtısı benim için en güzel sesti.”
Profile Image for Usuyitik.
204 reviews76 followers
April 21, 2017


Her sülalede fıkra ve hikaye anlatmayı seven, o anlatınca anlattığı şekerlenip şerbetlenen, anlatırken nerede yavaşlayıp nerede gürleyeceğini bilen, fıkranın o en komik yeri geldiğinde vurgusunu tam tonunda yaparak herkesi kırıp geçiren bir Meddah tipi vardır. Aklı ermeye başlayan çocuklardan tutun da gençler, akranlar, yaşlılar, o anlatsın da gecemiz neşe gönlümüz sürur bulsun diye beklerler. Bayram ziyaretlerinden kaytarmaya meyyal yeni yetmeler bile meraklanır bu sene de eşref saatinde olur da gençliğinden hikayeler anlatır mı diye. Bilirsiniz, bu tipler yalnız kendi hikayelerini değil, başkalarının hikayelerini de öyle güzel anlatırlar, hikayeleri uc uca ekler, "ya sen Muhsin'in başına gelenleri duydun mu'dan başlayıp, lisedeki boncuk gözlü sevgilisine, dedesini taklit eden torunlara, Trabzonspor'un efsane gollerine, ninesinin karne kuyruğu hatıralarından Zeki Müren'den imza almaya kadar geniş bir repertuarda, aralara fıkralar da ekleyerek anlatır da anlatırlar. Bizim ailenin meddahı da -rahmet olsun ruhuna- Emekli Cumhuriyet Ortaokulu Müdürü Yusuf Amca'ydı. Vefatından bir hafta önce, hastane odasında yatarken refakatçi olarak gelen yeğenine "bu gece uyumak yok," demişti, "sabaha kadar fıkra anlatacağız, bir sen bir ben." İnceliğe baksanız a! Böyle geçiş ritüeli nerde var. Hollywood halt yesin. Benim yakışıklı pederimin de Yusuf Amca'dan aşağı kalır yanı yoktur. Hatta Yusuf Amca babamı nerde görse, bizim orda meşhur bir "Desene Ocağım Söndü" fıkrası vardır, onu anlattırırdı. Ben babam gibi değilim, güzel anlatamam, ama şu kadarını söyleyeyim, bu kısacık fıkra iyi bir trajedinin tüm ögelerine sahip olduğu gibi, içindeki ince mizah baş kahramanın naifliği ile birleşince ortaya unutulmaz bir etki bırakır.

Sözün kısası makbuldür deyip lafın düğümünü şuraya atalım: Pek denemeli, inişli çıkışlı 2000'ler öyküsünde yazarların tercih ettiği üslup ve anlatı biçimlerinden biri de yukarıda betimlemeye gayret ettiğimiz Meddah tipidir. Anlatmayı seven, içten, samimi, dile, deyişlere, dilin inceliklerine hakim, nerede neyi, nasıl anlatacağını bilen, dinleyicinin nabzına göre şerbet vermeyi pek güzel beceren bir anlatıcı tipidir bu. Gregor Samsa'nın gördüğü bunaltıcı düşleri "hayrolsun inşallah, uyanınca üç kere soluna tükür evladım, akan suya anlat," diye savuşturan bu anlatıcı tipine günümüz öyküsünde seyrek de olsa rast gelebiliyoruz. Ancak, bu dönemde bu işin ustalarından biri de Mustafa Çiftci. Ah Mercimeğim isimli üçüncü öykü kitabında da bu üslubun tavını bulduğunu görebiliyoruz.

Ah Mercimeğim, müellifin diğer kitaplarıyla akrabalığını sürdürüyor. Adem'in Kekliği ve Chopin'de görece kısa hikayeler anlatıyordu Çitfci, Bozkırda Altmışaltı'da öykülerin sayısı azalmış, hikayeler uzamıştı. Son kitabında ise hikayeler iyice uzamış, ayrıntılanmış, derinleşmiş. Çiftçi yine taşralı küçük insanın hikayelerini, gönül yangınlarını, yaralarını, yokluklarını, hovardalıklarını, temkinli bakışlarını, hülasa, insanı insan yapan şeyleri bulup anlatmış. Diğer kitaplara nazaran konu ve karakter yelpazesini -Çitfci'nin ifadesiyle- "ecik daha" genişletmiş ama küçük esnafın dünyasını kuran endişelere olan ilgisi baki kalmış. Bu kitapta, Çiftci'nin içindeki Meddah da olgunlaşmış, -rahmet olsun ruhuna- Yusuf Amca gibi anlatışının ve anlattığının keyfini çıkaran, acele etmeyen ama sözü uzatıp bunaltmayan da bir adama dönüşmüş.


Bahsettiğim "Desene Ocağım Söndü" fıkrasını bilenler dikkat kesilsin. Hatırlarsınız Özdenören'le Kutlu arasında "İslam'da trajedi yoktur" düsturu üzerinden öykücülüklerini, hikaye etme tercihlerini, neyi nasıl ve ne kadar anlatacaklarına dair bir tartışma yaşanmıştı. Bizim fıkra, tastamam Müslüman dünya görüşüne, kader ve teslimiyete uygundur ama gücünü de oradan alır ve insanı güldürür, hoş eder, biraz içini burar sonra da "ah teslimiyet" dedirtir. Mustafa Çiftci'nin öyküleri için de geçerlidir bu. Çiftci'nin öykülerinde radikal kötüler, içinde çıkılması imkansız trajediler ve boğucu dramalar yoktur. En çaresiz anda biri çıkıp "ah mercimeğim" deyiverir, "ah mercimeğim." Sorunlara karşı ümitvar, sebatkâr ve yapıcı olmaya çalışan, aydınlık karakterler seçer Çiftci. Bu bakımdan da Özdenören geleneğinden çok Kutlu'ya yaslanır. Bu haliyle de, uzak bir köy kahvesinde, tok sesi ve kendinden emin tavrıyla bir aşk hikayesine henüz başlamış usta meddahın sesini yankılar.

Post Öykü, 3.4
Profile Image for Dokuyucu.
13 reviews18 followers
January 11, 2020
Son öykü hariç içindeki tüm öyküleri çok beğendiğim bir Mustafa Çiftci kitabı daha.
Profile Image for Nurhayat.
19 reviews3 followers
February 12, 2018
Çok tatlı hikayeleri olan bu kitabın tadı damağımda kaldı desem yeridir. Anadolu insanını böyle yalın ve iyi niyetli okudukça kendi çocukluğumu hatırlıyorum. O zamanlar okumak “büyük adam olmak” için can atan bir gençlik vardı. Sahip olduğu her şeyi paylaşmaya hazır dostluklar vardı. Ahhh ne güzel günlerdi.. Ahh mercimeğim ah😊
Profile Image for Nurcan ATİLA.
62 reviews6 followers
June 25, 2018
Bu kitapda dilin, duyguların, samimiyetin ve tabiki de hüznün bambaşka bir tadı var...
"Cevzin dibinde konuşarak, gülüşerek sanki bir merhem karıştırırlardı, yaralarına sürerlerdi."
"...altın sırmalı gülümsemeyle bakardı..."
"... Onlar yılan görmüş serçe kuşu gibi her lafa cikir cikir ötüşür dururlardı"
"İt ayağı yemiş gibi gezer tozardım."
"Bana baktı. Ama öyle ezerek değil, ipek kumaş seçer gibi, tül perdeye dokunur gşbi baktı."
"o an farkettim ki bu susmak başka bir susmaktı. Ben Aslı'nın yüzündeki her kıvrımına gecelerimi harcadığım için biliyordum."
"Ama ben Aslı, sevindiğinde gözünün içi nasıl çivildeşen kuşlar gibi olur bilirim."
" Ama bilirdim ki benim suyuma Aslı diye bir mürekkep damlamıştır."
"... O hırka Aslı' da sütlü kahve üzerine köpük gibi olmuş."
"Ben heyecanımdan lafı çürüttüm, geveledim."
"Hanımıyla arasındakş rüzgardan hep Cabir Usta' nın yaprakları dökülürdü."
"Arif öyle ters yerden taş savurmuşdu ki o taş tam böğrüne geldi."
"Aha sana bir kaya."
Profile Image for okumadan_olmaz.
174 reviews53 followers
August 2, 2018
Öyle güzel, öyle naif, öyle yüreğe inceden inceden dokunan ve gülümseten 6 öykü vardı ki bu kitapta...
Bitmesin diye yavaş yavaş okudum, hiç bitmesin istedim ve ben Mustafa Çiftçi’nin öykücülüğünü çok ama çok sevdim.
Külliyatını okumayı da planlarımın arasına aldım.
Kitabı okurken Çiftçi’nin Anadolu insanının mayasını ne kadar iyi analiz ettiğini ve adeta yaşamlarına ayna tutan hikayelerini yöresel bir tat ile kaleme aldığını görüyoruz.
Hikayelerinde ise sevgi ve umut hep başrolde.
Öykü severlerin kaçırmaması gereken, okumadan olmaz dediğim kitaplardan
113 reviews1 follower
March 18, 2021
Bana neden öykü kitabı okumadığımı hatırlatan bir kitap oldu. O yüzden uzun uzadıya bir şeyler yazmayacağım. Öyküler kötü olduğu için değil, tam bir öyküyle bağ kurduğum anda öykünün bitmesi sebebiyle sevemiyorum öykü okumayı.

Bir de eklemek isterim ki yazarın kendine has bir kelimeyi (eccik miydi neydi, azıcık anlamındaki kelime) her öyküde kullanması bana biraz eğreti geldi.

Kitaba not vermeyeceğim. Öykü sevenler tercih edebilir, beni sarmasa da öyküler sıcaktı demek mümkün.
Profile Image for Kdry Şhntrk.
9 reviews
February 23, 2022
Sevemedim, öykülerin genelinde kadın karakterler huzur kaçıran, düşüncesiz, ailesini önemsemeyen, bencil insanlarken erkekler cefakar, babacan, munis… Her öyküde olmamakla birlikte baskın olan kurgu böyle gibi hissettim ben maalesef, özellikle son öykülerde.
Profile Image for elif kalafat.
294 reviews436 followers
April 3, 2020
4.5 ama 5 değil. Öncelikle isim ve kapak yüzünden arkadaşlarıma direnip bu kitabı almadım. Almadığıma da çok pişman oldum. Baba konusunun çok çok iyi ele alındığını düşünüyorum ki her seferinde çok etkilendim. İnsan, kitabın tüm karakterlerini evine misafir etmişçesine tanıyor onları. Ve bunu, çok kısa sayfalarda yapıyor. Tüm kelimeler çok gerekli bu öykü için, yani bir kelime dahi fazladan, söz olsun diye koyulmamış. En sevdiğim olaylarından biri bu oldu. Son hikaye dışında tüm hepsini çok sevdim. Ama en sevdiğim "baba, neredesin?" oldu. Baki'yi bu kadar iyi anlamak istemezdim sahiden.

Öykü severler kesinlikle okusun.
Profile Image for Brczdn.
391 reviews17 followers
January 3, 2018
Nasıl naif, nasıl sıcak, sanki bir kapıyı açtım bir eve misafir oldum çok yakından tanıdığım. Daha sürse daha okusaydık.
Profile Image for Hilal Yavuz.
41 reviews1 follower
February 7, 2021
İçimi sıkmayan çaresizliklerle geçen hayatları hatırlattı yeniden. Bir yıl yaşadım oralarda. Ankara- Sivas yolunda baya gittim geldim. Çaresizlik ve neşe birlikteliği. Aynıyla hayat.
Profile Image for cherubnessli.
187 reviews1 follower
June 30, 2021
Cok içten,halk dilinin örneklerini barındıran hikayeler bütünü,okunması kolay ,anlamı derinlikli,tavsiye ederim
Profile Image for Betül Bozkurt.
372 reviews14 followers
May 15, 2021
Sıcacık öykülerle dolu bir kitap... Anadolu'da yetişen endemik bitkiler misali özel, bizden her biri. Öykü severlere tavsiye olsun☺️
Profile Image for Erkin.
107 reviews18 followers
February 11, 2017
Gitgide olgunlaşan bir kalemden çok güzel, duru ve etkileyici hikayeler. Mustafa Çiftçi "yeni-kitabı-çıktığı-anda-al" listemden hiç çıkmayacak.
Profile Image for Laçin Tutalar.
231 reviews14 followers
November 21, 2018
Bu öykülerde kazkafalı bazı karakterler var, insanın gününüz mahveden, savaşı kaybettiren, yolu kaybettiren cinsten. Çok gerçekçi, derli toplu bir şekilde betimlenmişler; hayatı başkalarına zehir edişleri, sorumsuz oldukları derecede güçlü yağıp esmeleri, sabit akıllı ama beceriksiz manevraları filan, hepsi tamam. Yöresel olarak da birkaç referansınız varsa, aa ben bunu tanıyorum, diyor, sayfayı çeviriyorsunuz, sonraki sayfa da tanıdık tabii. Kitabın ortalarında karakterlerden biri bu yarımakıllılardan birine dönüp, 'şan için topuğundan vururum' diyor ya, keşke her öyküde son perdede bir Zorro girse içeri de şipşak bir hareketle şan için bu karadeliklik arkadaşları bir yoklasa. Kitap bitince kaçan tadımızı bulsak.
Profile Image for Damla.
129 reviews46 followers
November 11, 2023
Kitaba başladıktan sonra öyküler oldukça hoşuma gitmeye başlamıştı. Ancak sona doğru yaklaştıkça daralmaya başladım. Mustafa Çiftci'nin kadınlarla derdi nedir merak ettim. İyi kötü dengesi çok tuhaf. Ancak iki öyküsünün içtenliğini gözden kaçırmam doğru olmaz elbette.
Profile Image for nazan.
3 reviews
August 28, 2025
Gerçekten çok doğal bir anlatım, akıp gitti. Fakat farklı hayatlar yaşamalarına rağmen karakterlerin sesleri aynılaşmaya başladı, özellikle Bozkırda Altmışaltı'dan sonra hemen buna başlayınca bir noktadan sonra bu aynılık çok fark edilebilir bir hal aldı. Aynı coğrafyada yaşayıp ortak bir kültür paylaşmaktan gelen bir benzerlik değil bu bahsettiğim, karakterlerin monologlarından diyaloglarına birçok yerde hissedince tekdüzeleşen bir benzerlik. Karakterlerin ayırt ediciliği yeterli değildi, tabii zaten bozkırın garibanlarının ne ayırt ediciliği olacak denebilir ama edebiyat tam olarak bunu göstermez mi zaten?

Anlatımın doğallığı bir noktada sorunsallaşmaya başladı. Karakterlerin sorgulanması gereken tüm davranış ve düşünceleri kültürel gerçeklik bahanesiyle ve doğallığın samimiyeti içinde fazla normalleşti. Karakterlerin normali buysa ve amaç bu insanlara sadece bir ayna tutmaksa bile günümüzde yazılmış bir metin farklı yöntemlerle bu karakterlerin normallerinin neden sorgulanması gerektiğini rahatlıkla ve incelikle verebilir, sezdirebilir. Bu konuda çok zayıf kaldığını düşünüyorum.

Özellikle kitaptaki erkeklerin kadınlara bakış açısı ve ısrarla kadınların resmedilme biçimi tuhaftı. Bir karakterin karısını kötü görmesi, ya da bir kadının aksiliği gerçeklikten uzak demiyorum ama karakterin gerçekliği metnin de gerçekliği olunca ben rahatsız olmaya başladım. Kadınların yazılışı beni hafiften rahatsız etmeye başladığında, alışkanlık haline gelmiş bir alttan almayla önce kendimi hassasiyetim için suçlarım, "Yok öyle değildir, abartma." derim. Fakat genelde de kitabın bana batan o yanının gerçekten de bir sorun olduğundan emin olunca hep hayal kırıklığına u��rarım. Bozkırda Altmışaltı'da da böyle hissetim, yine de şans vermeye devam etmek istedim ve bu kitabı da okudum. İkisinde de neredeyse her erkek, karısını mecburen yanında yaşadığı, üstten baktığı çirkin bir mahluk olarak görüyor olabilir hatta bu Anadolu gerçekliği de olabilir. Bunun temellendirilmemesi, irdelenmemesi, çözümlenmemesi tembellik mi yoksa başka bir şey mi? Erkek bakış açısını geçtim, aynı metin içinde sık sık değişen anlatıcılarla en azından kadının kafasından neler geçtiğini, neden öyle davrandığını ve yoksulluğun ve toplumsal baskının erkekler gibi onu da şekillendirdiğini anlatmak için o kadar fırsat vardı ki. Maalesef kadının ana karakter olduğu son öyküde bile bu fırsat geri çevrilmiş, çok yüzeysel geçilmiş.
Profile Image for Evren Erarslan.
449 reviews18 followers
October 21, 2020
Bu kitap Mustafa Çiftçi ile tanışma kitabım oldu ve devamı da geleceğini tahmin ediyorum. 6 öykü barındıran kitap, bozkırda fakirlikle yoğurulan ailelerin içerisine bizi davet ediyor. İlk hikaye "Ah Mercimeğim" kitaba ismini veren öyküde, karakterimiz yaş farkı nedeniyle imkansız gözüken bir aşka yelken açarken, sonraki hikayelerde, sırasıyla; okuyabilmek için ebeveynlerini evlendirmek zorunda kalan, takım diktirip kaçış planları yapan, köfte ekmek dükkanı açıp köşeyi dönmeyi planlayan karakterleri görürüz. Sıcak ve samimi bir anlatım olduğu yadsınamaz. Tek havada kalan nokta, anlatımda kırsal ağzının ile modernleşmiş gibi gözükmesiydi. Birkaç kelime vardı sürekli kullanılan, onlar olmasa bile zaten bozkır havasını tadabiliyoruz. Bu kelimeler ekstra bir ağırlık getiriyor. Gerek yokmuş ancak tat kaçıran bir detay değil. Kısaca öyküler gayet güzel, anlatım keyifli, dertler baki.
Profile Image for Kadir Kılıç.
389 reviews19 followers
March 14, 2021
Ah Mercimeğim, Mustafa Çiftci'den okuduğum ikinci kitap oldu. Öykü okumayı pek tercih etmiyorum ama Mustafa Çiftci'nin öyküleri kendilerini okutmayı başarıyor. Daha önceki kitabında olduğu gibi bu kitapta da tüm öyküleri sevdim. Aralarında en sevdiğim öyküler kitaba adını veren Ah Mercimeğim ile Köfte Ekmek oldu. Ah Mercimeğim çok güzel bir aşk öyküsüydü, Köfte Ekmek ise çok güzel bir kapital sistem eleştirisiydi.
Profile Image for Şengül.
141 reviews2 followers
March 19, 2021
Samimi bir dille yazılmış, çok doğal. Kelimelere şov yaptıracağım havasından uzak, gereksiz benzetmeler, abartı cümleler yok. Son derece insani haller. Ütopik olan bir iyi kalplilik ve bu zamanda böyle saflıklar kaldı mı diye bir düşündüm ama sonra aklıma çocukluğum geldi ,ben bu iyi ve saf olma halini hatırladım. Önyargı ise hiç değişmiyor yıllar geçtiğinde sanki daha da büyüyüp kuvvetleniyor daha bir canavarlaşıyor.
Favori bölümlerim “Baba Nerdesin?” ve “Bacanaklar”
Displaying 1 - 30 of 42 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.