Çalışmak, yaşamın kendisidir. Ancak, her çalışma türü aynı değeri mi taşır? Çalışma ne yapılır da bir tutkuya, bir varlık alanına dönüştürülür? Çalışma hayatında doyum ve doyumsuzluğu oluşturan koşullar nasıl gelişirler? Çalışmayla insan arasındaki ilişki nedir? İnsan ne için çalışır? İnsan neden çalışır? Kısaca, çalışmanın hakikati nedir? Kariyeri "iyi" yapan nedir?
"Yaşamının sonuna kadar sıkıntısız yaşayabilecek kadar paran olsaydı, şu anda yapmakta olduğun işi yapar mıydın?" sorusunu, iş dünyasında pek çok insana sordum. "Evet" diyenlerin sayısı -yanlış tahmin etmediniz- iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Dolayısıyla, bu kitap, mutlu çalışma veya çalışmayı mutlu kılabilecek temel edimler, ilkeler, varoluşlar konusunda çözüm arayışları olanlara yardımcı olabilir diye ümit ediyorum.
Artık bir şeyi fark etmemiz gerek; "kariyer", son yüzyılın pazarlama dehalarının insana armağan ettiği paha biçilmez (!) bir ürün ve birçoğumuz bu metalaşmış ürünü satın alma telaşında, dünyaya gelerek doğrudan sahip olduğumuz o "biricik" yaşama fırsatını tepiyoruz. Asıl soru şu: Çalışırken, kariyer peşinde mi koşmalı? Yaşamın peşinden mi?
Ve işte o ölümcül seçim anı: "Hangi işi yapayım ki kendim olayım?"
Birinci bölümde, insan, çalışma, eylem kavramları çözümlenmeye çalışılırken, kanaatimce örneklemelerin ve referansların nispeten az olmasından dolayı okurken kaybolduğum yerler oldu. Fakat ikinci bölümde, insan, meslek ve kariyer kavramları varoluşçu düşünürlerin ve yazarin saptamalarıyla çok anlaşılır hale geldi. Ezcumle ilk bölüme 3, ikinci bölüme 5, ortalama 4 puan verdim.