Ay’ın dâhi çocukları, Asteroid madenci klanları, uzay korsanları, Mars çiftçileri, Venüs’ün uçan kentleri, Merkür’ün silah tüccarları, kuşak ötesinin cesur kâşifleri… İmplantlar, hibridler, klonlar, robotlar, androidler, humanoidler, sibernetikler…
Geleceğin tarihçesinden kaçamazsınız!
Belki çocuğunuz Mars’a göç edecek, belki torununuz Ganymade’de doğacak… Uzay savaşlarında, madenci kolonilerinde, ölümcül gezegenlerde ter ve kan akıtacak soyunuz. Belki siz bile bir uzay gemisinde yaşama tekrar gözlerinizi açacaksınız. Öyleyse…
“Yüksek Doz Gelecek” yüklemesi başlıyor!
Asteroid Kuşağı ötesine giden sıradan işçi, insan korkularıyla tanışan uzaylı, Dünya yörüngesinde görevli ajan, uzay boşluğundaki karavanında yaşayan gezgin veya Venüs’ün uçan kentlerinde partilere katılan mühendis olmaya hazır mısınız? Beş yazardan beş bilimkurgu kısa romanı içeren bu kitap, ülkemizde ve Dünya’da örneği az görülen bir formatta karşımıza çıkıyor. “Gelecek dünden daha yakın, şimdiden daha gerçek” üst başlığı kitabın amacını en iyi biçimde özetliyor. Zira Türk insanına geleceğin artık her zamankinden yakın olduğunu ve bu gelecekte var olabilmek için hazır olmak gerektiğini hatırlatıyor. Ya hayal gücümüzle bir gelecek inşa edeceğiz ya da inşa edilen geleceğin harcı olacağız.
Umut Altın "Köprüaltı" Funda Özlem Şeran "Phobos" Orkun Uçar "Demiz Yıldız" Gökcan Şahin "Karavanlar Çağı" Serdar Yıldız "Alt ve Üst"
Yüksek Doz Gelecek, beş yazarın beş kısa bilimkurgu romanının bir araya geldiği özgün bir proje. Funda Özlem Şeran ve Serdar Yıldız‘ın katıldığı, internet üzerinden yayın yapan bir programa kısa süreliğine Orkun Uçar‘ın da katılmasıyla ortaya çıkmış hayli ilginç bir proje bu aynı zamanda. İlk başlarda 25 yazarla başlayan projedeki katılım sayısı, bazı yazarların yoğunluktan, bazılarının başka projelere katılmasından, bazılarınınsa vazgeçmesinden dolayı azalmış ve sonuçta bu kitaba dahil olan beş yazar kalmış.
Proje her yazarın ayrı ayrı birer kısa roman yazmasından çok, birbirlerine editörlük yapmasıyla da epey değerli ve büyük ihtimalle ortaya bu kadar güzel işler çıkmasının sebeplerinden birisi de bu. Lafı uzatmadan bir özet geçecek olursak, hem bu romanı ortaya çıkaran fikri, hem takım çalışmasını, hem de içerdiği kısa romanları son derece beğendiğimi söyleyebilirim.
Kitabın editörlüğünü üstlenen Ayşegül Uçan‘a buradan kocaman bir teşekkür etmek istiyorum. Son zamanlarda okuduğum kitaplar içerisinde yazım hatası içermeyen tek kitabın Yüksek Doz Gelecek olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Sadece kitabın sonunda yer alan Geleceğin Tarihçesi kısmında birkaç yazım hatası bulunuyor, onun dışında kitap kimi yayınevlerine ders kitabı olarak okutulacak nitelikte tertemiz.
Baskı ise Altın Kitaplar‘ın adına yakışacak şekilde gayet özenli ve romanları birbirinden ayıran ara kısımların tasarımı da bir o kadar hoş. Ayrıca Gülhan Taşlı tarafından yapılan kapağı da ben gayet beğendim, ama beğenmeyenler de olacaktır.
Eğer bilimkurgu seviyorsanız Yüksek Doz Gelecek kesinlikle göz atmanız gereken bir kitap. Özellikle ülkemizde bu alanda güzel işler yapılabildiğini göstermesi açısından da son derece önemli ve değerli bir proje.
Eserde emeği geçen her yazara, yerli bilimkurgumuza kattıkları bu harika eserlerden dolayı Kayıp Rıhtım olarak teşekkür ederiz. Ayrıca, az bulunan türden bir projeyle de onları bir araya toplamalarından ötürü, her birinin ayrı ayrı ellerine sağlık.
2017’nin Ocak ayında Altın Kitaplar etiketiyle piyasaya çıkan Yüksek Doz Gelecek, daha önce yerli yazınımızda pek fazla örneğini görmediğimiz bir çalışma. İçinde beş farklı yazardan beş kısa roman (novella) barındıran kitap, hayal gücünün başka başka diyarlarına yelken açmak isteyenler için tadına doyum olmaz bir ziyafet vaat ediyor. Zaten kısa romanların en güzel tarafı, okurunu içine çekecek kadar bonkör, tadını damakta bırakacak kadar da cimri olmasıdır. Yüksek Doz Gelecek bu dengeyi başarıyla yansıtıyor ve türü sevsin ya da sevmesin tüm okurların ilgisini çekebilecek nüveler barındırıyor.
Öte yandan projenin ortaya çıkış hikayesi de anlatılmaya değer. 8 Nisan 2015 tarihli Mutant Serçe programının konukları arasında Funda Özlem Şeran ve Serdar Yıldız vardır. İlerleyen saatlerde Orkun Uçar da programa bağlanır. Konu 2001 yılından beri birçok yazar yetiştirmiş Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü‘ne ve o zamanlar grupça gerçekleştirilen çalışmalara gelir. Edebiyat tanrılarının bir lütfu olsa gerek ki, ekip eski günlerdeki gibi müşterek bir projeye imza atıp atamayacakları üzerine sohbete başlar. Tabii herkes bu kadar istekliyken, projenin ilk tuğlası da oracıkta atılmış olur. Her yazar kendine Güneş Sistemi’nden bir yer seçecek ve bu yeri merkez alan bir kurguya girişecektir. Yolculuk 25 yazarla başlar, ama birçoğu çeşitli nedenlerden dolayı projeden çekilince ipi 5 yazar göğüsler: Umut Altın, Funda Özlem Şeran, Orkun Uçar, Gökcan Şahin ve Serdar Yıldız. Özellikle başından sonuna dek projeyi sahiplenen ve olgunlaşmasına önayak olan Orkun Uçar’ın hakkını teslim etmek lazım.
“Gelecek dünden daha yakın, şimdiden daha gerçek” sloganıyla raflarındaki yerini alan kitap, hayal gücü yüksek gelecek tasvirleri ve unutulmaz karakterleriyle son zamanların en akılda kalıcı derlemelerinden biri. Yerli bilimkurgu edebiyatının ulaştığı çıtayı gözler önüne sermesi bir yana, Türk yazarların geleceğine dair umut ışığıyla dolmamızı da sağlıyor. Üstelik bu sadece bir başlangıç projesi. Eğer işler yolunda giderse, distopya ve post-apokaliptik temalı devam projeleri de hayata geçirilecek. Dolayısıyla Yüksek Doz Gelecek sadece bir derlemeden ibaret değil, aynı zamanda yerli bilimkurgu edebiyatının prestijini de omuzlama iddiasında. Hal böyle olunca bize de hem destek, hem sahip çıkmak düşüyor.
Ay’ın dâhi çocukları, asteroid madenci klanları, uzay korsanları, Mars çiftçileri, Venüs’ün uçan kentleri, Merkür’ün silah tüccarları, kuşak ötesinin cesur kâşifleri… Yüksek Doz Gelecek’te herkes için bir gelecek var.
Kaliteli, yaratıcı, etkileyici yerli bilimkurgu roman(cık)ları okumak istiyorsanız Yüksek Doz Gelecek'e bir şans verin. Yabancı muadillerinden aşağı kalır yanları yok. Projede emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Kendi adıma Funda Özlem Şeran'ın "Phobos"u derlemenin en iyi halkası. Gotik Edebiyatı bilimkurguyla birleştiren nefis bir çalışma. Tüylerim diken diken okudum. Funda'nın ustalık eseri. Umut Altın'ın "Köprüaltı" adlı eseri, kendi başına bir roman olarak yayınlanabilecek kapsamda. Okurken bir an bile sıkılmak mümkün değil. Kendi dünyasını çok güzel kurmuş. Dudakta daimi bir gülümseme bırakan mizahi, kendine güvenen bir anlatımı var. Devamını da okumak isterdim. "Karavanlar Çağı", yazdığı ilk öykülerden bu yana yazarlığındaki gelişimi gururla takip ettiğim Gökcan Şahin'in en olgun eserlerinden. Her şeyden önce, çok güçlü bir karakter anlatısı. Diliyle, kurgusuyla, her biri incelikle kurulmuş karakterleriyle çok başarılı. Orkun Uçar'ın "Demir Yıldız" adlı kısa romanı yaratıcı, karanlık, hızlı. Belki biraz fazla hızlı. Edebiyat çevrelerinde Metal Fırtına'dan dolayı kendisine önyargıyla yaklaşanlar bulunsa da, Uçar'ın kötü bir metnini okumuşluğum yok. Kurgularını hep incelikle, üzerine çokça düşünerek kurar. Demir Yıldız'da da durum böyle. Sürprizli, kıvrak olay örgüsü, aksiyonu, mitolojik göndermeleri, sosyolojik tespitleriyle nitelikli bir eser. Yer yer fazla karanlıklaşsa ve kurgu kendi hızına yetişemese de severek, bir çırpıda okudum. Serdar Yıldız'ın "Alt ve Üst"ü açıkçası herkese göre değil, bana göre de değil. Hard sci-fi tabir edilen, bilimkurgunun bilim kısmının yani teknik ayrıntıların daha yoğun olduğu alt tür kapsamında değerlendirilebilir. Kendi adıma, bu eserde dengenin iyi kurulamadığı kanısındayım, çünkü teknik detayları takip etmeye çalışmaktan hikâyeye kendimi kaptıramadım. Hep dışarıdan baktım. Nitelikli bir eser aslında, olay örgüsü ve karakterler iyi kurulmuş, Serdar Yıldız'ın iyi bir yazar olduğu her türlü detayda kendini gösteriyor ama söylediğim problem maalesef benim Alt ve Üst'ü keyifle okumamı büyük oranda engelledi. Bu konuda benimle hemfikir olmayan okurlar mevcuttur, kendileri romanın ele aldığı bilimsel unsurlara daha aşina oldukları için hikâyenin içine rahatlıkla girmiş olabilirler, bilmiyorum. Her halükarda, Yüksek Doz Gelecek derlemesi içinde böyle bir esere gerek vardı belki de. Projenin oluşumuna vesile ve yardımcı olan herkese minnetlerimi sunarım. Yerli bilimkurgu alanına büyük katkı sağlayan, bilimkurgu edebiyatımız geliştiğinde temelleri arasında sayılabilecek bir çalışma. İlgililere öneririm.
En sevdiğim hikaye Karavanlar Çağı oldu. Bir nedeni diğer hikayelerin aksine bu hikayedeki ana karakter seçilmiş bir kişi değildi. Gayet sıradan bir adamın hikayesiydi. Ve uzay boşluğunda karavanlar içinde yaşama fikri çok hoşuma gitti. Bana biraz Fallout'u hatırlattığından da ayrı sevdim sanırım. Köprüaltı sevdiğim ikinci hikaye oldu. Oldukça akışkan ilerleyen ve merak uyandırarak devam eden bir hikaye idi. Özellikle hikayenin sonunu çok beğendim. Kitabı alma sebebim içerisinde Funda Özlem Şeran'ın olmasıydı. Ecel romanında beri yazılarını takip ediyorum. Tekniği ve kelimeleri kullanış tarzı oldukça etkileyiciydi benim için. Konuyu pek sevemedim ama tekniği tartışılmazdı. Alt ve Üst adlı hikayeyi okurken nedense bir yerde koptum ve sonra ne olduğunu hiç anlamadım. Demir Yıldız'ı açıkçası hiç sevemedim. Başlangıcı çok güzel olması rağmen 'Seçilmiş Kişi' karakteri ve hollywoodvari dialoglar-aşırı derecede- beni soğuttu.
Beş yazarının dördünü az çok tanıdığım, bildiğim ve Türk yazarların elinden çıkma bu güzel bilimkurgu kitap, bizden de bu türde çok güzel şeyler yazılabileceğini ispatlamaktadır. Unutmayalım, Jules Verne ile büyüyen Avrupa, Amerika uzayda, hayalgücü asla ve asla göz ardı edilmemelidir. Yazarlardan Orkun Uçar'ın bir toplanmamızda anlattığı Star Trek'te sadece Amerikalı kaptan olursa biz yokuz olayını hiç unutmadım. Çok da haklıydı. Sonuçta; devamını beklediğimiz bir kitap bu. :)
Kısa romanların hepsi çok başarılı! Özellikle köprü altı sürükleyici olduğu kadar şaşırtıcı ve güzel bir fikir üzerine kurulmuş ince işlenmiş bir roman. Phobos ise fikir ve kurgu olarak çok yaratıcı olmasına rağmen klasik kitaplara yoğun referanslar ve alıntılar yüzünden sık sık kendi yazın karakterinden uzaklaşıyor. Alt Üst ve Demir Yıldız hikayelerindeki "seçilmiş kişi" kahraman ve anti-kahraman karakterlerinin kendi seçimleri sandıkları fakat askında önceden belirlenmiş eylemleri sayesinde distopik bir evrende göreceli olarak mutlu sonlara varılması ilginç olmuş. Karavanlar Çağında tek bir karakterin sonsuz uzay boşluğunda geçen tekil hayatını sonunda nasıl anlamlandırdığını ise şaşırarak okuyacaksınız! Kitap beş parça olmasına rağmen çok beğendim, Phobostaki yavaşlık ve diğer eserlere yapılan atıflardan ötürü hissettiğim kopuş yüzünden 4/5.
1. öykü Köprüaltı benim favorim oldu ancak bitişi tatmin etmedi. Çok heyecanlı ve orjinal gidiyordu fakat senaryonun tüm ilkelerini başarılı bir biçimde kullanıp öyküyü dorukta şıp diye bitirmesi biraz garip kaçmış.
2. öykü Phobos'un yazım tarzı beni hiç sarmadı ve sıktı. Konu ve anlatım klişe ve mantıksız geldi, bitiremedim bile.
3. öykü Demir Yıldız da baştan sona mükemmel kurgulanmış bir macera fakat bunun da sonunda ana karakter bir anda hikâyeden atılarak tembel bir sonla bitirilmiş.
4. öykü Karavanlar Çağı da çok iyi bir temele oturtulup saçma bir sonla biten bir hikayeydi.
Sonuç olarak bütün öykülerin temel sorunu iyice düşünülmemiş sonlarla bitirilmeleriydi. Hikayeye son yazma konusunda büyük bir eksiklik var gibi görünüyor.