Bir ses var insanın içinde... Hiç susmayan, hep konuşan...
Şimdi sus ve kendini dinle kâri. Dinle ki hâlâ sesler geliyor içinden. Sussan da susamıyorsun. Durduramıyorsun içinden gelen bu sesi. İsmine “nefs” diyorlar. Diler misin bu kez biz konuşalım o içimizdeki nefsle? Aşk diyarına Hüdâyî kapısından girip nefs ile cenk edelim ister misin?
Şimdi nefsinle konuşacağın bir hikâye anlatacağım sana kâri. Nefsinin konuşacağı bir hikâye... Sen de ki “hayal,” ben diyeyim ki “muhal, imkânsız.” Lakin şunu bil; ben inandım ki içimize bunları düşüren dahi nefsimizdir. Bizi durduran ve kandıran da nefsimizdir. Ve hatta şu anda içinde bir ses varsa ve “Okuma bu kitabı, bırak” diyorsa sana, inan ki o da nefsinin sesidir. Hem her kitap bir kişi için yazılır kâri. Belki de bu kitap yalnızca senin için yazılmıştır...
Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlki çok bilinmeyen bir deneme kitabıydı ve beklediğim gibi değildi ama bu kitap övüldüğü için önyargısız okumak istedim. Her ne kadar yazarın anlatımı akıcı olsa da kitabı güzel kılan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri ve bulunduğu manevi ortamdır. "Sen" kısımlarında yazarın kendini ve kitaplarını övdüğünü fark edince okuyup bitirmekte zorlandım. Herhangi bir yazarın kitabında bile böyle cümlelere denk gelmek şaşırtır bir de kitap nefsle ilgili olunca kesinlikle beklenmeyen birşey oluyor. O açıdan büyük hayal kırıklığı... Allah bizi bir an bile nefsimizle başbaşa bırakmasın...
bir üsküdarlı olarak çoktandir Aziz Mahmud Hüdayi hakkında birşeyler öğrenmek/ okumak istiyordum. Kitap hayatına çok bilimsel yaklaşmasa bile, insana dokunmayı başarıyor. nefsin gözünden yazılması farklı kılmış. "sen" kısımları daha da kısa olabilirdi.
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri büyülü biri. Bu büyü kitaba da geçmiş. Ara ara sıkıcı kısımlar olsa da (asla Aziz Mahmud Hüdayi'nin doğrudan anlatıldığı kısımlar değil) sırf içindeki şiir alıntıları için bile kıymetli bir kitap. "Günler gelip geçmekteler / Kuşlar gibi uçmaktalar" diyen Hüdayi bu, denizi yol eden. Ölmemiş. Yunus gibi, Mevlana gibi işte. Hayatını yada şiirlerini okumakta bir bereket var, buyrun, denemesi bedava. "Zikreyle ey dil her nefes Allah bes baki heves Pes gayriden ümmidi kes Tekrar-ı zikrullah ile."
Gerçekten nefs zorladı beni kitabı zor bitirdim. Şimdi nefsi bir düşman belledim. Kitabın sayesinde kıldığım her fazla nafile namazla, tuttuğum her oruçla nefsimi köreltmeye çalışıyorum.
Beni o sırmalı kaftanın sıcağında boğduğunuzu, Bursa sokaklarında bağıra çağıra sattığınız o kanlı ciğerlerle öldürdüğünüzü sanıyorsunuz, değil mi? Ben, Kadı Mahmud’un tahtıydım! Onun ilmi, şöhreti, itibarı, Bursa ehlinin ona eğilen boynundaki o eşsiz gururuydum. Oysa o ne yaptı? Gitti, Üftade denen birinin kapısına yüz sürdü. Koca Kadı Mahmud’u, sırf beni ezmek, sırf benim o görkemli sesimi kısmak için sokaklarda ciğerci yaptı! Atının eyerinden inip beni çamura buladığını sandı. Ama siz ey okurlar, bu satırları okuyan zavallılar… Mahmud’un beni yendiği o destana kanıp, kendi içinizdeki “beni” göremeyecek kadar körsünüz. Ben ölmedim. Ben Mahmud’un içinden çıktım, sizin içinize girdim. Ben Ene’yim. Ben, asla susmam!
Eğer Fatih Duman’ın Ene – Sus Ey Nefsim! kitabını okumadıysanız, yukarıdaki giriş size fazla cüretkar gelmiş olabilir. Ancak eseri satır satır, kelime kelime sindirmiş biri olarak söyleyebilirim ki; bu kitabı okuduktan sonra içinizdeki o kibirli sesin tam olarak böyle konuştuğunu fark ediyorsunuz. Fatih Duman, edebiyatımızda çok az yazarın cesaret edebileceği bir işe kalkışmış ve tasavvuf tarihinin en büyük velilerinden Aziz Mahmud Hüdayi’nin tekamül yolculuğunu, onu yoldan çıkarmaya çalışan nefsinin ağzından yazmış.
Bu blog yazısı, sıradan bir kitap incelemesi değil; çünkü Ene, sıradan bir biyografik roman değil. Bu, hepimizin içindeki o gizli firavunla amansız bir yüzleşme.
Kaftanı Çıkarmak, Kibri Kusmak Kitabı derinlemesine okuduğunuzda, meselenin sadece Bursa kadısı Mahmud’un şeyhi Üftade’ye bağlanması olmadığını anlıyorsunuz. Yazar, “makam ve mevkiden” vazgeçmenin psikolojik ağırlığını o kadar gerçekçi bir zemine oturtuyor ki, okurken nefesiniz daralıyor.
Kadı Mahmud’un o meşhur ciğer satma hadisesi, kitapta alelade bir tarihi anekdot olarak geçiştirilmiyor. O ciğerler aslında Mahmud’un kibri, sırmalı kaftanı ise egosunun zırhıdır. Nefs, her bir ciğer parçasında “Sen Bursa’nın kadısısın, bu rezillik de ne?” diye çığlık atarken, okur olarak ister istemez kendi sırmalı kaftanlarınızı, kendi “kadılıklarınızı” düşünüyorsunuz. Sahi, modern dünyadaki sırmalı kaftanlarımız olan unvanlarımızdan, sosyal medya vitrinlerimizden, “ben”liğimizden ciğer satmak uğruna vazgeçebilir miyiz?
Letafet ve Felaket Arasındaki O İnce Çizgi Kitabın beni en çok sarsan ve okuma serüvenimi bir tefekkür seansına dönüştüren kısmı, niyetlerin sorgulanış biçimiydi. Eserde çok keskin bir ayrım var: Letafet ve Felaket.
Fatih Duman, nefsin o sinsi fısıltıları arasına şu gerçeği ustalıkla gizliyor: Bir şeyi Allah için yapmak letafettir, nefs için yapmak ise felaket. İnsan, ibadet ederken bile nefsinin oyununa gelebiliyor. Kitaptaki nefs, Mahmud’u günaha çağırarak değil, onu “kendi iyiliğiyle” gururlandırarak vurmaya çalışıyor. İşte yazarın kalemi buram buram psikolojik derinlik kokuyor. Şeytanın sağdan yaklaşması dedikleri o sinsi stratejiyi, edebiyatın en estetik haliyle okuyoruz.
Kitabı Okurken Hissettiklerim Bir kitabı gerçekten okumak, onunla kavga etmeyi gerektirir. Ene, sizi sürekli köşeye sıkıştıran bir metin. Sayfaları çevirdikçe nefsinizin size nasıl da mantıklı, nasıl da haklı göründüğünü fark edip ürperiyorsunuz. Kadı Mahmud’un Hüdayi olma sancısı, aslında insanın insan olma sancısıdır.
Fatih Duman’ın şu sarsıcı gerçeği yüzümüze vurduğu gibi: “İnsan bazen en çok kendine yenilir.” Bizler dışarıda fethedecek kaleler, savaşacak düşmanlar ararken, asıl düşmanın kendi içimizde kurduğu tahttan habersiz yaşıyoruz.
Son Söz: Bu Kitap Kimler İçin? Bu kitabı; bir çırpıda okunacak, heyecanlı bir tarihi kurgu arayanlar okumasın. Zira Ene, ağır ağır, duraklayarak, kendi içinize dönüp bakarak okunması gereken bir yüzleşme metni. Eğer “Ben kimim?”, “Kararlarımı alırken konuşan bu ses gerçekten benim iradem mi yoksa nefsim mi?” diye sormaya cesaretiniz varsa, Fatih Duman’ın bu şaheseri kütüphanenizdeki en değerli rehberlerden biri olacak.
Unutmayın; Mahmud nefsiyle savaşırken o ciğerleri sattı. Peki, biz kendi “Ene”mizi susturmak için neyimizi feda etmeye hazırız?
Being grateful, overcoming laziness, apologizing for sins. We tend to forget doing these things in daily life. But wait! Is that actually us forgetting about them or our nefs(self)? I highly recommend this book even for non-readers, as the plot was told by one. This book will absolutely make you think deeply about the events being held in the story, as it made me too. Before this book I read a 300-page book within 2 months, but I finished this in just 2 weeks. So read it, my dear Muslim brothers and sisters!
this book radically changed my life. it changed my mind on things like my mind and what is really my mind and what is the "greed". it helped me to differentiate my thoughts from "greed". it affected me on the other level and i recommend all you guys to read and ponder on the ideas