Merhaba ben Fesleğen.Kalemimi kâğıdımı hazırladım ve küçük bir yüreğin içine sığabilecek ne varsa anlatacağım.Doğduğu topraklardan uzakta bir yerde güneş görmeye çalışan küçük bir fidan görürseniz bir gün sulayın olur mu? Yağan yağmur ancak gözyaşlarına yetebilir çünkü. Yeni yeşermiş bir fidanın bir Allah dostundan başka neyi olabilir ki. Sevin onu olur mu?Ve lütfen sevenleri ayırmayın olur mu?Fesleğen ile Seyyah'ın son kitabı bu. Hikmet Anıl Öztekin, "Çok acı çektim. Derdi dünya olmayan insanlar için yazdım bu satırları," diyor ve ekliyor: " 'Bir' olanın rızasından, insanlara Allah sevgisini anlatmaktan ve duanızdan başka hiçbir derdim yoktur bu dünyada. Ruh sevgiliye, beden toprağa kavuştuğunda 'iyi yazardı' değil 'iyi severdi' deyin bana."Hüznün, zarafetin, gözyaşlarının, kocaman yüreklerin inceliklerle örülmüş hikâyesi bu. İlahi aşkla hemhal olanların, hayatın yanlış tarafında duracağına, hep yalnız tarafında durmayı tercih edenlerin, helal dairesinde kalmak için acılara seve seve katlananların masum duası bu...Siz de dua edin Fesleğen ve Seyyah için... Bir an önce kavuşmaları için...Vuslat hasreti çekenlerle derttaş olup Allah için şu soruyu sorun kendinize: "Sevdiğinize son bir cümle söyleme fırsatınız olsaydı, o cümle ne olurdu?"
Yaşadığımız bu zamanda bu kadar temiz, naif, saf, haramdan uzak, helal bir aşk hikayesi gerçekten muhteşem. İki insanın birbirlerine karşı hissettiği bir aşk değil sadece. Allaha ve onun yolunda ilerlemeye duyulan aşktanda bahsediliyor bu kitapta. Kader ve tevafuk konularıyla ilgili kitaplar ve hikayeler zaten her zaman ilgimi çeker. Ben yazarın daha önce sadece 'Eyvallah' isimli kitabını okumuştum. O kitapta adı geçen Fesleğeni tanımak, hikayeye onun açısından bakmak çok hoşuma gitti. Sadece bir roman değil, aynı zamanda içinde bir çok dini hikayelerden çıkarabileceğimiz derslerde var. Okurken aynı zamanda düşündüren, kendinizi sorgulamanıza sebep olucak satırlar bulabilirsiniz bu kitapta.
Unuttuğumuz/ hatırlamaktan kaçındığımız pek çok şeyi bize hatırlatacak bir kitap. “Bu sadece senin değil, benim de derdim bak” der gibi. Çoğu satır kalbime dokundu, kendimi sorgulattı bana. Gerçekten yapılabilir mi diye düşünürken, yapabildiğimi düşünmek bile huzur verdi. Okumadan önce önyargılıydım açıkçası. Son zamanlarda sayısı çoğalan -doğru bir tabir mi bilmiyorum ama-kişisel gelişimin İslami versiyonu tarzda kitaplar bana itici geliyor. Konu olarak değil bazı şeylerin ticarileştirilmesi açısından. Yazarın Elif Gibi Sevmek ve Eyvallah kitaplarını çok duydum bu tarza ait gördüğüm İçin kendimce, okumamıştım. Fesleğen’i kardeşime almıştık, tavsiye üzerine, okumak nasip oldu. Daha önce okumadığıma üzüldüm diyemem ama dimağımda hoş bir tat bıraktığını da inkar edemem. Eleştireceğim kısmı ise yer yer aşırı romantik gelmesiydi bana. Belki yazarın tarzı bu olduğundandır. Seyyah’ın fazla romantize edildiğini düşündüm. Bir erkekle bağdaşmayacak benzeşimler kurmuştu Fesleğen, belki de onun gözünden öyledir bilemem 😊 Beni rahatsız eden tek şey bu oldu. Pek çok altı çizilmesi cümle, üstüne düşünülmesi gereken nokta var. Yer yer anlattığı kıssaları sevdim. İlerleyen zamanlarda baştan sona olmasa da içinden açıp okuyabileceğimi düşünüyorum. Ve lise üniversite hatta bence ortaokuldaki kızların da okuması gerektiği kanaatindeyim. Zira Yanlış şeylere daldıktan sonra çıkmak hiç girmemekten çok daha zor. Okunmasını ve okutulması tavsiyemdir.
Qəribədir həyatı o qədər sürətli yaşamağa alışmışıq ki, kitab ilk başda çox sıxıcı gəldi. Özümü o anda yaxaladım ki, tələsərək səhifələri keçməyə çalışıram, hətta nə oxuduğumun anlamına varmıram. Bu kitabda da məhz bundan danışılırdı. Necə bir yarışda olduğumuza ayna tutur qısa sevgi romanı ilə. Əslində eşq hekayəsi də deyil kitabın özəti, olmalı olanın təsviridir. Həyatımızda var olan sevginin təsviridir, amma fərqli bir ruh halı ilə. Elə bir ruh halı ilə ki, həm sıxılırsan həm də yavaşcadan təsirə düşürsən. Elə bir sevgi təsviridir ki, sənə darıxdırıcı gəlir amma həm də yaşamaq istəyirsən. Elə bir sükunətdir kitabda səni sənlə baş başa qoyur. Hər səhifədə özünlə danışırsan, həm də özünü qınayırsan. Nə bilim kitabdan bir çox fikrin altından xətt çəkdim, bir neçəsin işarələdim, bəzisin paylaşacam. Son nəticədə kitabı qiymətləndirməm üçün yenidən oxumam lazımdır. Bəlkə yeni bir ruh halında, bəlkə də başqa bir ortamda...
Biraz fazla klişe olsa bile insan çok şey öğrenebilir bu kitaptan. Herkesin bir gün okuması gerektiği bir kitap. Hikmet Anıl Özil in eline sağlık, çok derin hisleri nasıl güzel dile getirdiğini tebrik ederim. Allah razı olsun ondan. Sonunu okuyamadım çünkü bana biraz fazla geldi, ama hele o güzelim hikayeler ve metaforlar kafamda bir güzel yerleşti!!!
Bu benim kitaptaki sevdiklerim yazılardan biri:
Ve herkes beni ağaca çok iyi çıkar diye bilir. Bilmezler ki sarılmaya ihtiyacım var benim. Öyle güzellerdir ki. Sımsıkı sarıla sarıla çıkarım söğüde, benimle paylaştığı gölgeli kollarında dinlenir, öyle inerim. Ağaca sarılır mı hiç diyor arkadaşlarım. Sanırım hayatı sorgulamayı sevmiyorlar, gelişine yaşıyorlar. Insanları tanıdıkça birçok şeye sarılasım geliyor. Ve iki yüzlü insanlardan başka birçok şeyi sevesim geliyor.
Kelimelerin gönülden koparak kağıtla buluştuğu o kadar belli ki, bu kitap için ne desem az kalır. Öyle ki o kelimelerin yolculuğu temiz kalplere ulaşarak yazarın tertemiz niyetini tamamlıyor. Allah razı olsun yazardan ve onu yetiştirenlerden. Kitap baştan sona beni çok etkiledi yazarın bahsettiği pek çok mesele kalbime işlendi resmen. Ama hiç unutmadığım belki de hiç unutmayacağım bir yer vardı. O da yazarın okuyucusuna önemli bir sırrı vererek jest yapmasıydı. Hele bu sırrı açıklarken takınmış olduğu tavır da beni ayrıca etkiledi. Şöyle ki, bilerek sırrı kitabın kolayca ulaşılabilecek bir yerine saklamamıştı. Velhasıl kelam bu kitabı mutlaka okuyun kendinizden bir şeyler bulacağınıza şüphem yok.
Tatlı ve hoş bir kitap. Naif bir aşk hikayesi okumak isteyenler tercih etmeli. Kitabın devam kitaplarını önermiyorum. Yazarın kendi hikayesinide daha doğrusu kendi perspektifinden hissettiği duygularla yazdığı şiir kitabı beni tatmin etmedi ve bitirmedim sanırım.
Maalesef güzel yorumlara aldanıp bir şans verdim ama zor bitirdim. Bir seneliğine Konya'dan İstanbul'a gelmeyi büyük macera sanan saf kızcağızımız, "diğer kızlardan" kendince epey farklıdır ve ilk sayfalardan görebileceğiniz üzere daddy issues yaşamaktadır. Hal böyle olunca babasına benzettiği ilk erkeğe vuruluyor tabii. O kadar basit şeylere şaşırıp, klişe cümleleri derin buluyorlar ki kitap boyunca bol bol göz devirebilirsiniz. Bir de demli çaydan artık tiksinebilirsiniz.
Baş karakter hanım kızımız öyle bir süzme salak ki, "sosyal medya tü kaka" diyerek bir sene boyu en yakınında olan insanın ne telefon numarasını alıyor ne ulaşabileceği bir yerden takip ediyor. Dolayısıyla habersizce bir anda çekip gidiyor sonra da vicdan azabı çekiyor. Daha fazla anlatmaya gerek yok sanırım.