Boğa olmasaydı, Oz uçsuz denizlerde nasıl hüküm sürerdi? Karanlık dalgaların arasına gizlenen kötülükten insanlarını nasıl korur, denizlerin acununa nasıl adalet getirirdi? Börü olmasaydı, Oz nasıl iz sürer, kinini diri tutar ve intikamını alırdı? Uçsuz bucaksız topraklarda, kendi adaletini nasıl sağlardı? Gök Geyik olmasaydı, Oz, bilgeliğe nasıl uzanırdı? Işığa nasıl yol gösterici ve insanlığa köprü olurdu? Aslan olmasaydı, Oz nasıl en büyük olur, düşmanlarının yüreğine korku salardı. Kalbini; Ra-Mu’nun evi, Krallar Kralı’nın Şehri Şalmali’yi nasıl korur, yeryüzünde adaleti nasıl sağlardı? Gök Çocukları, binlerce yıl yeryüzüne hâkim oldular. Kutsal Dörtlü (Oz Birliği), medeniyetin, sanatın ve refahın merkeziydi. Tüm topraklarda adaleti sağlayanlardı. Bir gün Mu’nun karşısındaki en büyük güç olan Atlantis, yüzyıllar önce yok olmuş Demir Yumruk Birliği’ni, küllerinden, Kuzey’in vahşi krallarıyla yeniden diriltti. Yeryüzünün seçebileceği iki taraf vardı; Mu ya da Atlantis! Yedi kutsal güç tekrar savaş için kullanıldı. Tanrı’nın yolunda ilerleyenler, sapkınlara karşı en büyük savaşını verdiler. Kazananı olmayan savaşın sonunda milyonlarca insan ve medeniyet yok oldu! Her şey, kalın bir sis perdesinin arkasına gizlenmiş gibi yok oldu!
Aşina olunmayan çok fazla ırk, mekan, karakter sunumu sebebiyle isim kalabalığı arasında kitabın ana meselesi/ ana hattı oturtulamadığı için, okuyucu bunca ismi nereye konumlandıracağını bilemiyor. Dolayısıyla anlamsız ve heyecan uyandırmayan kelimeler yığını okuyucuyu yakalayamıyor. Bir elden geçse daha akıcı hale gelecek olan bazı cümleler, dile önem veren okuyucuyu rahatsız ediyor. İki cümlelik bir paragrafın başında-yani ilk cümledeki aslan, paragrafın sonunda-yani ikinci cümlede kaplan oluyor. Bu karışıklık ilerleyen sayfalarda da sürdüğünden, okuyucu yazara mı, editöre mi, dizgiciye mi kızmalı bilemeyip kitabı kenara usulca bırakıp, başka eserlere yelken açıyor.
Severek okuduğum bir eserdir. Kurgu olarak çok güzel. Atlantis: Kayıp İmparatorluk adlı Disney yapımıyla kıyaslasam Mu biraz gerçekçi bir olay örgüsüyle dikkat çekiyor. Betimlemeler harika olunca karakterler, gözümde canlandı. Mu kıtasında gerçekçi bir roman olarak öncü oldu Çağlayan Yılmaz. Ayzer ve Gensu Hatun, Güneş Kuşları'yla Uygur topraklarına gitmelerine çok sevindim çünkü bir aşk öyküsü yarım kalmadı. Hele de filmi gelse çok güzel olur. Kıtanın batışından sonraki su altındaki dönemi anlatan devam romanı gelmesini isterim. Ellerin dert görmesin Çağlayan.