Biraz sıkıldım açıkçası. Zaten Türk düşünce tarihindeki belli başlı birtakım kişilerin fikirlerini, her ayrı yazar elinde dönüp dolaşıp tekrar okumak, literatürdeki bir iki kitabı okuyan herhangi birinin aşina olacağı bu konuların bilahare üzerinden yeniden yeniden geçmek -hele bu pek de haz etmediğiniz bir camiaya aitse, yaratıcılık potansiyelinden de yoksunsa- sıkıcı oluyor. Ayrıca yazar da fazlasıyla tekrara düşüyor; klasik şekilde, önce teorik bir çevre sunup daha sonra bunu Osmanlı-Türk özelinde incelemektense metinde döngüsel halde kaynağa dönüp duruyor. Buna rağmen kitabın değersiz olduğunu söyleyemem. Zengin bir okuma ve bilgi birikiminin eseri olduğu aşikar -bazı yerlerde gereksiz dipnotları kullansa da.
Bence romantizm ile kabaca Aydınlanma diye kısaltılan rasyonalizm arasındaki ilişkinin siyasal boyutunu fazla karşıt kuruyor. Örneğin, “Türk politik kültüründe romantizm” unsurları olarak gençlik vurgusu, ortaçağ merakı, Rousseaucu genel irade, sentimantelizm vb. sayılmış. Kabul edileceği gibi bunlar yalnızca romantizme özgü noktalar olmaktan uzak. Misal Kropotkin de ortaçağ hayranıdır ama bu onu romantizm içine yerleştirmeyi gerektirmez. Yüksek düzeyde sentimantelizm (nostalji, melankoli, isyan...) içeren her eseri romantizm kalıbına göre mi değerlendireceğiz? Romantik öğelerin mevcudiyeti, her durumda onu vasıflandırmaya, başına “romantik” sıfatı takmaya yeter mi? Durkheim’in “irrasyonel” etkilerinden bahsederken (ki haklıdır) aynı zamanda rasyonal “pozitivizm” etkisini ne yana koyabiliriz mesela? Benzer şekilde Nazım’ın, Kıvılcımlı’nın, Azra Erhat, Eyuboğlu, Kemal Tahir, Metin Kaçan ve Yusuf Atılgan’ın romantiklikle ilişkisi ne? Bu denli baskın mı? Sonuçta açıkçası bir teorik muğlaklık (ideolojilerin özelliği olmasının ötesinde) var. Nihayetinde her şey koca bir “Türk romantizmi” altında bağlanıyor!
sayfa 176. “Platon'un en gözde kelimelerinden biri, akla uygunluk anlamına gelen "phronesis"tir.” Buradaki akıl episteme anlamında değil, daha çok bağlama göre değişebilen basiretlilik. Yine kaba bir akıl-duygu zıtlaştırması
Sayfa 220 dipnotu sevdim. Parla’nın bence fazla abartılı Gökalp okumasının tersine daha makul görünen Heyd’in yorumuna, bir noktada, hakkı teslim edilmiş...
Yazar, bazı sözcükleri kullanmayı pek seviyor. Doğal. Fakat “mutantan” yerine “tantanalı” demeyi tercih etse ne eksilir acaba?