Jump to ratings and reviews
Rate this book

Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı

Rate this book
Paperback. 13,00 / 19,50 cm. In Turkish. 328 p. Dil ustasi Sevan Nisanyan, 2002'de ilk yayimlandiginda satis rekorlari kiran, on binlere etimolojiyi sevdiren Elifin Öküzü'nü yillar sonra elestirel bir gözle yeniden ele aliyor. Yüz yirmiye yakin ciddi yanlisini yakaliyor. Yanlislari sessizce düzeltip geçmek yerine altini çizmeyi, notlarla tartismayi seçiyor. Bilgiyi hazir bir meyve degil keyifli bir ögrenme süreci olarak gören okurun, bu "iki agizli" söylemi heyecanla izleyecegine kusku yok.

248 pages, Paperback

First published January 1, 2002

20 people are currently reading
215 people want to read

About the author

Sevan Nişanyan

43 books137 followers
İstanbul’da doğdu. Robert Kolej’den sonra üniversite eğitimi için gittiği ABD’de felsefe ve siyaset bilimi okudu. Commodore-64 bilgisayarlarını Türkiye’ye getiren Teleteknik firmasını kurdu ve yönetti. Türkiye’nin ilk popüler bilgisayar dergisi olan Commodore’u kurdu. 1986’da orduyu isyana teşvik suçundan hapis yattı. İzmir’in tarihi Şirince köyüne yerleşti; bu köyün onarımına ve tanıtımına emek harcadı. Restore edilmiş köy evlerinden oluşan Nişanyan Evleri adlı oteli kurdu ve büyüttü. Türk turizmine değişik bir bakış açısı getiren Küçük Oteller Kitabı’nı on yıl süreyle yayımladı. Çağdaş Türkçenin bilimsel esaslara dayanan ilk etimoloji sözlüğü olan Sözlerin Soyağacı’nı yazdı. 2004’te İnsan Hakları Derneği’nin Ayşegül Zarakolu Özgür Düşünce Ödülü’nü aldı. Küçük Oteller Sitesi ile 2006’da web tasarımı dalında Altın Örümcek Ödülü’nü kazandı. Şirince’de Ali Nesin ile birlikte Nesin Matematik Köyü’nü inşa etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi tarihine ilişkin sistemli bir eleştiri denemesi olan Yanlış Cumhuriyet’i 2008’de yayımladı. Türkiye’de adı değiştirilen yerlere ilişkin envanter çalışması olan Adını Unutan Ülke 2010’da, Nişanyan’ın Aslanlı Yol adlı otobiyografisi 2012’de yayımlandı. Halen Şirince köyünde oturmakta ve otel yöneticiliğiyle iştigal etmektedir. Beş çocuk babasıdır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
97 (45%)
4 stars
88 (41%)
3 stars
23 (10%)
2 stars
4 (1%)
1 star
2 (<1%)
Displaying 1 - 20 of 20 reviews
Profile Image for Oguz Akturk.
290 reviews737 followers
April 15, 2022
YouTube kitap kanalımda Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı'nı önerdim: https://youtu.be/4MDrPGq8_R0

Bu incelemede bir gün Kim Milyoner Olmak İster'e katılmak isterseniz söyleyebileceğiniz şekil şükül bilgiler vereceğim.

Şu an kullandığımız harflerin nereden geldiğini biliyor musunuz?

"Alfabeyi bundan 3000 küsür yıl önce Fenikeliler icat etmiş. Öküz anlamına gelen alep a olmuş, ev anlamına gelen bet b, cirit sopası anlamına gelen gmel g, kapı anlamına gelen dalıt d olmuş." (s. 15)

Peki Anadolu kelimesi sizce Anadolu'nun analarla dolu olmasından mı geliyor dersiniz? Pek de öyle değil. Anadolu "Anatellein" yani yukarı kalkmak, güneşin kalkışı anlamına gelen fiilden geliyor. Bir kenara yazın bunu, lazım olur.

Sizce Romalılar maaşlarını neden tuz olarak alıyordu? Çünkü tuz o zamanlar çok değerliydi. Zaten bu yüzden de "maaş" yani "salary" kelimesi "sal" ve "salt", yani "tuz"dan türemişti. Nasıl, süper değil mi?

İngilizce’deki “Hope” kelimesi, yani umut var ya... Hah. İşte o da Artvin’deki Hopa ilçesinden geliyormuş mesela. Rivayete göre, Hopa’da tarlalarını sürmekte olan bir çiftçi birden ülkesindeki vergilerin bir gün düşeceğinden umutlanmış ve umut kelimesi oluşmu... Şaka şaka, o kadar da değil.

Mevsim sözcüğünün kökü "damgalamak, belirleyici bir işaretle mühürlemek" anlamına gelen WSM kökünden türemiş mesela. Harika bir nokta da şu ki, Bismillah kelimesi de "Bi+ism (wasm)+Allah" şeklinde ayrıldığı için başladığımız her işi sadece Allah'ın ismiyle damgalamış oluyoruz...

Peki, para bize neden yol gösteren bir rehber gibi davranıyor dersiniz? Çünkü para kelimesi olan "money", "monere" fiilinden yani "yol gösterici, uyarıcı" anlamına geldiği için hayatlarımızda bu kadar rol oynayabiliyor. Hatta her gün baktığımız ekranlar yani "monitor"ler de bu yüzden bize yol gösterici ve uyarıcı olmaya çalışıyor pek çok konuda.

O zaman farklı bir bilgi daha vereyim. Vajina kelimesi nereden geliyor dersiniz? 16. yy başında Meksika'yı işgal eden Hernan Cortes'in bir bitkiyi kılıç kınına benzetmesi sonucunda ona kılıç kını anlamına gelen "vagina" denilmiş ve o kelime öyle de kalmış.

Son bir bilgi olarak Tanrı'nın gökyüzünü yıldızlarla süslemesi "kozmos" ise, aslen "süslemek" kökünden gelen bir kelime ve "kozmetik"le akraba. İnsanlar yüzlerine kozmetik yaparken Tanrı'nın da evreni için belirlediği bir kozmetik anlayışı var sonuçta...

Bu ve bunun gibi pek çok öğrenebileceğiniz anda ufkunuzu iki katına çıkaran bilgiyle tanışmak isterseniz kesinlikle okumanız gerektiğini düşündüğüm bir kitap bu. Sevan Nişanyan'ın karakteri tartışmaya çok açıktır fakat adam neredeyse her şeyin düşmanı olmasına rağmen Arapça'nın güzelliğini %100 olarak kabul ediyor mesela şöyle:

"Arapçanın Türkçe üzerindeki etkisinden şikayet edenleri ben pek fazla ciddiye alamıyorum. Ya Arapça bilmiyorlar ya da milliyetçilik afyonunu biraz fazlaca yutmuşlar." (s. 308)

Bu kitaba içindeki bilgiler dışında 10 puan vermemin sebebi, Nişanyan'ın eski basımlardaki etimoloji ve köken hataları yaptığı yerleri okur görmeden kitaptan çıkarmayıp, yeni basımlarda onları dipnotlarla birlikte bize sunması. Adam bildiğiniz harika bir özeleştiri yapıyor ve arada okurunu da kelime ilişkileriyle, esprilerle güldürüyor. Bence süper.
Profile Image for Celil.
204 reviews20 followers
June 29, 2017
İki buçuk...

Nişanyan'ın kelimelerle etimolojik sularda yaptığı gezintiler, her zamanki gibi akılaçıcıydı. Fakat; t'sinden sonra bayağı uzun bir es verecek şekilde bir fakat'tır bu. Her bir kelime, başlık sonunda Türk ve Türkçe'ye yapılan gönderme ve ima'ların bir zaman sonra zorlama olduğunu ve sırıttığını düşünüyorum. Bazılarında da özellikle yanlış bilinen bilgiyi/gerçeği doğrusu ile düzeltmeyerek yine endirekt olarak imalı sulara girilmiştir.

Söz gelimi, Stravinski'nin (İgor) "Baba falanca Türk" isimli bir eserinden ve burada "Sakallı bir Türk kadını" karakteri olduğundan bahsedilir!? Öncelikle "Baba" öneki Türkçe'de değil Farsça'da kullanılır. (Türkçe'de kimse Baba'Aziz demez, Aziz Baba (Efendi) der.) Stravinski'nin doğuya ait herşeyi Türk olarak addetmesi kısmen doğru sayılabilir, fakat yine yanlıştır; sakallı kadın figürü tarihte yine İran'da Kaçar Hanedanı kadınlarında görülür. (Tam olarak Nasreddin Şah'ın eşi ve kızlarında diyebiliriz.) Bunu nereden biliyoruz? O hanedanın resmî fotografçısı (Ermeni-Gürcü asıllı) Antoin Sevruguin'in çektiği karelerden... Şimdi Stravinski'nin yanlış bildiğini düzeltmeyip, ki Nişanyan'ın Antoin Sevruguin'den bihaber olduğunu düşünemiyorum ben! Bu yanlışlığı, işi tam da kelime ve köken bilgisi ile tarih boyunca yapılan yanlışları, doğruları sıralamak olan bir kitapta düzeltmiyor olmak ve dahi oradaki yanlışlığı devam ettiriyor olmak, ne ile açıklanabilir? Doğrusu akıl almıyor...

Bence tüm kitapta kol gezen bu Türk ve Türkçe'ye yapılan göndermelerin çoğu yersiz ve bir kısmı da Stravinski örneğinde olduğu gibi yanlışlıklar içeriyordu. Kitap, ne bileyim, eski Viking dili Nors ya da mesela Zerdüştçe'de yazılsaydı ve yine her kelime akabinde Türkçe'ye göndermelerde bulunulsaydı, sanki daha anlamlı olurdu. En azından bu toprakları bilmiyor der, geçerdik!

Bla bla bla... ya da daha bir Türkçe tabir ile; Falan da filan, Sevgili Okur...
Profile Image for Ömer Faruk.
165 reviews26 followers
February 18, 2021
Cezaevi zamanlarında, etimoloji sözlüğüyle vaktini dolduran yazarın, günlük hayattan bildiğimiz bir kelimenin hiç ilgisiz gibi gelen kök akrabalarıyla olan ilişkisini koğuş arkadaşlarına anlatırken meydana gelen keyifli sohbeti kitaplaştırmasıyla ortaya çıkmış eser.

Kitabın bir metoda sahip olması anlamayı kolaylaştırıyor. Birbiriyle ilgisiz gibi görünen iki kelimenin esasında ne kadar yakın ilişkili olduğunu, o kelimelerin esas kökünü açıklayarak kavratıyor. Bu şekilde Türkçenin diğer dillerle, daha doğrusu Türk kültürünün diğer kültürlerle tarih boyu hangi konularda ne yoğunlukta ilişki kurduğunu anlayabiliyorsun.

Örneğin Türkçe vokabülerde yoğunluklu bir Arapça kökenli kelime dağarcığı var. Bunu din ve Arapçanın kabiliyeti ile açıklamak mümkün. Günlük hayattan, en yüksek ilmi ve edebi kelimelere kadar Arapça ile haşır neşir olmuş Türkçe, keza Farsça da öyle. Lakin Farsçadan geçen kelimelerde bir anlam kaymasına daha çok rastlanmış. Camekan ve çamaşırda gördüğümüz gibi örneğin.

Batı dilleriyle olan ilişkimiz ise daha belirleyici görünüyor. Argoya kaçan, ya da gündelik avam kelimeleri Rumca'dan alınmış. Bilimsel literatürde kullanılan kelimeler ise doğrudan veya sıklıkla Fransızca yoluyla dolaylı olarak Latinceden ve eski Yunancadan alınmış. Bir örnek vermek gerekirse. Meth kökü. Eski Yunanca (yahut Latince hatırlayamam) içki anlamına geliyor. Bu kökten Rumca "matiz olmak" bilindiği üzere argo sarhoş olmak; aynı kökten metil alkol, alkolün bir türü olarak doğrudan eski Yunancadan karşımıza çıkıyor.

Türkçeye bu bağlamda genel bir bakışta şunu anlıyoruz ki; mesela Ermeniceden çok az kelime alınmış, Macarca, Sırpça, Boşnakça gibi balkan dillerinden, birlikte yüzyıllarca yaşamamıza rağmen çok az kelime geçmiş. Keza Kürtçe'den 1950'lere kadar neredeyse hiç kelime almamışız. Bu bize diller arasında belli parametrelere dayalı olarak bir hiyerarşiyi gösteriyor. Bazı dilleri konuşmak, o zamanın insanları arasında bir statü simgesidir. 15. veya 16. yüzyıllarda Arapça ve Farsça bilmek sizin cahil takımından olmadığınızı ispatlıyordu. Şiirlerinizde bu dillerden kelimeleri kullanmalıydınız. Ama Süryanice veya Arnavutça kullanmanız size bir fayda sağlamayacağı gibi belki statü açısından zararınıza bile olurdu. Bu hiyerarşik kast o kadar kesin ki; yüzyıllarca kapı komşusu olunmasına rağmen kelime geçişi hep tek taraflı olmuş.

Kitaptan zevk almak için bir miktar batı dillerine -en azından İngilizceye- aşinalık gerekiyor. Arapça kelimelerdeki vezin yapısının ne olduğu hususunda bir kulak dolgunluğu ayrıca gerekiyor. Bu konularda tamamen ilgisiz ve bilgisiz olanlar için sıkıcı olur.

Kaldı ki kitabın hacmine aldanmamak gerekiyor. Maddeler birer ikişer sayfa olsa da hızlı hızlı akıp bitmesi beklentisine girmemek lazım. Her madde, metin içerisinde geçmeyen diğer kelimelerin kökeni hususunda sizi düşündürtüyor. Ayrıca elbette okunan bütün maddeler akılda kalmayacak, bu önemli de değil. Ayaklı ansiklopedi olmanın bir gereği yok. Bu kitaptan alınacak şey; okunduğu esnada dil aileleri arasında zevkli bir yolculuk, yukarıda bahsettiğim çıkarımlar ve ortalama 30-40 kökü öğrenip günlük sohbetlerde eşe dosta ukalalık yapma kabiliyetidir.

Ayrıca tarih, felsefe, popüler bilim gibi konularda yüzeysel kaldığınız ortamlarda, kendinizi entelektüel anlamda çok ezdirmemek için sohbetin tam ortasında yakaladığınız bir kelime hakkında 5-10 cümlelik gevezelikler yaparak karizmayı kurtarabilirsiniz.

Beş puan, çünkü vadettiğini veren keyifli bir kitap.
4 reviews4 followers
December 9, 2025
Etimolojinin güzelliği yalnızca kelimelerle ilgili olmasında değil, insanlığın, kültürlerin ve hatta dinlerin hikayelerine dair ipuçları verebilmesinde yatıyor. Yalnızca birkaç kelimenin etimolojisini takip etmeye başlayarak ilginç bir sosyolojik ve tarihsel hikayenin ortasında kalabilir insan. Türkçe'nin etimolojisi de yaşadığımız toplumun tarihteki yolculuğunu izlemenin en güzel yollarından biri bu yüzden. Hocanın da belirttiği gibi, Türkçe (dil devrimiyle katline teşebbüs edilmesine rağmen) gerçekten de özel bir yolculuğa sahip bir dil. Atlantik'ten Pasifik'e uzanan bir alandaki birçok dilden unsuru içinde barındıran bir başka dil var mıdır dünyada? Türkçe'yi diğer dillerden ayıran en önemli kısım yalnızca fazlaca sayıda dilden etkilenmiş olması değil aslında. Çok farklı kültürel gruplardan diller tarafından etkilenmiş olması. Şüphesiz ki Türkçe'nin yolculuğu diller tarihinde farklı bir yere sahip.

Orta Asya'dan başlayan yolculuğun ilk tanıştığı diller (parantez içlerine bu dillerden aldığımız, Türkçe'de önemli yerler kaplayan kelimelerden koymaya çalıştım) Moğolca (ülke), Çince (tepsi) oluyor. Aynı zamanda İrani dillerle kelime alışverişi de İpek Yolu ticaretinin önemli bir halkı olan Soğd'lar (kadın) üzerinden gerçekleşiyor. Daha sonraki yüzyıllarda Oğuz Türklerinin İrana hakim olmasıyla, sanatta, edebiyatta ve bürokraside üst kültür olarak benimsenen Farsça'dan (gül) fazlaca kelime alınıyor. Yine aynı dönemde başlayan ve Osmanlı döneminde zirveye ulaşan bir şekilde Arapça'dan (mükemmel) alınan kelimelerle saray dili artık sıradan kişilere tanınmaz hale geliyor ve Osmanlı Türkçesi dediğimiz dil (?) oluşuyor. Aynı dönemde köylü halkın konuştukları anlaşılabilirken sarayda üretilmiş yazılı eserlerin yalnızca günümüz Türkçesine hakim biri tarafından 1 cümlesinin bile tam olarak anlaşılmasının mümkünatı yok.

Ancak Osmanlıca'nın en hoşuma giden yanlarından biri ise yalnızca Arapça ve Farsça sözlüklerin alınmasından ibaret bir dil olmayışı. Osmanlıca bu dillerin kendisinde var olmayan ancak dil kurallarına uyan yeni kelimeler de üretebilmiş. Örnek olarak Arapça'da kullanılmayan mihrak kelimesi, 19. yüzyılda fizik terimi olan "focus" kelimesine karşılık üretilmişti. Günümüz Türkçesinin bilimsel terimlere karşı çaresizliğini yaşayan bizlere bu bilgi çok şaşırtıcı gelmeli. 150 sene önce Türkçe'nin dışarıdan gelen bilimsel terminolojiye karşı c'leri k yaparak "fokus" kelimesini üretmekten başka çareleri de varmış.

Konusu açılmışken, Türkçe'nin en fazla terminoloji aldığı dilse Fransızca (bütçe) olmuş. Amerikan (gaslighting) etkisiyle lingua franca İngilizce (boykot) olan döneme kadar Avrupa'dan aldığımız kelimelerin çok büyük çoğunluğunu Fransızcaları üzerinden almışız. O yüzden komişşın değil de, Fransızca telaffuzlu komisyon diyoruz. Avrupa dilleriyle tek etkileşimimiz Fransızca değil. Hatta (Yunancayı Avrupa dili saymadan) ilki İtalyanca diyalektleri dersek yanlış olmaz sanırım. Venediklilerle (laçka) kurduğumuz ticari ilişkiler sebepli gemicilikte ve yemek isimlerinde birçok kelime almışız. Uzun bir dönem boyunca büyük müttefik olmamıza rağmen Almanca'nın (gestapo) etkisi çok şükür ki kısıtlı kalmış ve fazlaca kelime almamışız. Diğer Avrupa dillerinden de aldığımız kelimeler de var (Sırpça (kral), Rusça (semaver)) ancak her şeyi say say biteceği yok belli ki devam edelim.

Türkçe'ye büyük bir katkıda bulunan bir başka dilse Yunanca (zargana) olmuş. Türkler Anadolu'ya gelişleriyle birlikte denizcilikte, balıkçılıkta, mutfakta, bürokraside Yunanlar tarafından yeni terimlerle tanıştırılmışlar. Yunanca'nın dile etkisi 2 farklı şekilde gerçekleşmiş. İlki yerli Rumlardan alınan kelimelerken, 2. tür ise Fransızca üzerinden aldığımız Yunanca kelimeler. Yanisi o ki, alınan yabancı bir kelimenin kökü hangi dildeyse, o kelimenin ait olduğu dilden doğrudan etkileşim sonucuyla alındığı anlamına gelmez. Buna en ilginç örneklerden biri pijama kelimesi olabilir. pāycāme, Farsça'da ayak giysisi anlamına geliyor (pa: ayak, paça kelimesinin kökü. came: giysi, çamaşır kelimesinin kökü), yani bol paçalı pantolon veya şalvar anlamında. Türkçe'deki pijama kelimesi Farsça'daki pāycāmeden geliyor, ancak kelimenin aldığı yol çok şaşırtıcı. Kelime öncelikle Farsça'dan Hindistan Müslümanlarının dili olan Urdu diline geçiyor, ardından da kolonyal İngilizceye sıçrıyor. Pyjama kelimesi daha sonra Fransızca'ya, ardından da Türkçe'ye geçiyor. Bir nevi dünya turu atmış bir kelime. Türkçe’nin tarihinden yeterince konuştuk, peki etimolojiyi incelemek başka nasıl yararlar sağlar?

Belirli dönemlerde kültürler arası etkileşimin hangi yönde olduğunun en net göstergelerinden biri dile geçen kelimelerdir. Şu anda nasıl ki Amerikanca kelimeler kullanmadan konuşamıyorsak, o dönemde de Türkçe'ye giren Farsça, Arapça ve Fransızca kelimeler kültürel etkileşimin ne yönde olduğunu çok net bir şekilde gösteriyor. Aynı şekilde Türkçe'den Arapça ve Fransızca'ya hiçbir kelime geçmediği gibi, Balkan dillerine ise Türkçe'den fazlasıyla kelime geçmiş. Anadolu'da tanışılan bir başka halk olan Ermeniceden (cağ) ise Türkçe’ye büyük miktarda bir kelime geçişi olmadığını görüyoruz. Aynı şekilde Kürtçe'den (tırsmak) de geçen kelime sayısı oldukça az. Bu geçişin olmayışı bize basit bir sonucu çıkarmamız olanağını tanıyor. Anlayabiliyoruz ki Ermeni ve Kürt kültürlerinden Türk kültürüne tanıtılan yeni ve fazla sayıda eşya, yaşam tarzı, duygu ve düşünce veyahut bürokratik sistem olmamış. Aslında bu kısım bu kadar basit değil, halklar arasındaki statü ilişkilerinin rolünün daha büyük olduğunu iddia edebiliriz. Bu kısım daha derin olduğu için bu kadarı yetsin şimdilik.

Bir başka faydası, etimoloji; kültürlerin ve halkların aslında birbirine ne kadar yakın olduğunu görmemizi sağlar. İnsanlık mirasının artık birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe geçmiş olduğunu, kültürelerin tek başına değil aksine başka kültürlerle iç içe girerek oluştuğunu ve geliştiğini gösterir. Dilde sadeleştirme adı altında kültür erozyonu çabalarının ne kadar beyhude ve hatta insanlığa düşman hareketler olduğu gösterir çünkü insanlık, galiplerin hasbelkader çizdiği ne fiziki ne de kültürel sınırlara sığar.

Fal bakmamıza yarar. Türkiye'nin 12 cumhurbaşkanının toplamda 15 ismi var, 15'i de Arapça. Mustafa Kemal'den Recep Tayyip'e kadar Arapça dışında bir isme sahip olan bir kişi bile yok. Herhalde derin devletin belirlediği Cumhurbaşkanı olmanın şartlarından biri.

Hep dile kelime girecek hali yok ya? Milliyetçi ideolojiler temel alınarak dillerin “sadeleştirme” veya “öze dönme” süreçlerine girmesi de yaşanan şeyler. Bunların en net örnekleri Balkan dillerinin ulus devletleşme süreçlerinde yaşadıklarıdır. Türkçe ideolojik sebepler sonucu dil devrimiyle birlikte (harf devriminden farklıdır) zenginliğinin büyük çoğunluğunu kaybettiyse, bunda yalnız değildi. Yunanca ve Bulgarca gibi diller de benzer süreçlerle Türkçe kelimelerden kurtulmaya çalıştılar. Ne yazık ki bu süreçlerin sonucu zaman içinde bir duygunun, durumun, olayın, eşyanın nitelendirilmesine çözüm olarak alınan kelimelerin kaybedilmesiyle içi boşaltılan diller oluyor. Türkçe'nin hikayesinin ilgi çekici kısmı da burada sona eriyor.
Profile Image for Onur Yz.
342 reviews19 followers
August 1, 2017
Şimdi benim kadar etimolojiye meraklı bir adamın bunca zamandır Nişanyan okumaması nasıl açıklanabilir? Aymazlık filan değil efendim beni tanıyanlar tanıyor sinema tutkumdan. Neyse ki son yıllarda bu tutkumun dışında bir şeyler yapmaya muvaffak olabildim: fotoğraf, ciddi anlamda okurluk, resim vb. Kısa film atölyesi ve çektiğimiz kısa belgesel filmden bahsetmiyorum o zaten ayrı tutmak gereken bir alandan. İşte çok gecikmiş bir okurluk serüveni gecikmeli de olsa Nişanyan kitaplarıyla buluşturdu beni.

Şimdi burada akademik bir kitaptan bahsetmiyoruz, zira kolaylıkla ulaşabileceğim ortamlarda bununla alakalı sayısız akademik metin mevcut, ama bunu istemiyor olmamın da epeyce nedenleri var, şahsi meseleler sizin başınızı da ağrıtmayayım.

Nişanyan açık bir şekilde kafa yürütme, çıkarsama yapma, tefekkür ile bir şeyler yapmaya çalışmış. Elbette karşı çıktığım pek çok şey var. Hemşire başlığında tümdengelimi atlamış olmasına da üzüldüm. Hemşirenin eski kullanımı ve ikinci anlamı kız kardeş, bacıdır. Ama tam tersi bir varsaım üretilmiş ve eski kullanımından kaynaklandığı sonucuna ulaşılamamış. Oysa ki değerli yazarlarımızın önemli eserlerinde ve şiirlerde bolca geçer "İyi tanıdığım anasına ve hemşirelerine hiçbir suretle benzemiyor." der mesela Y. K. Beyatlı.

Ama ben tabii bu noktalarda takılmadım zira, okuma sürecimde her zamanki rafine etme tavrımı sürdürdüm, akademik kaynaklardan alınmış çok değerli, çok kıymetli bilgileri özümsedim. Bu anlamda varsayımlar haricinde, satır aralarında müthiş kıymetli bilgiler içerdiğini söylememiz ve yazarın hakkını vermemiz lazım.
Profile Image for Diclehan Dicle.
8 reviews2 followers
July 12, 2017
Çok kısa sürede okuyabileceğiniz, farklı coğrafyalarda farklı dönemlerde, farklı dillerde bir kelime üzeinden sizi yolculuğa çıkartacak bir eser.
Profile Image for Mertan Deniz.
109 reviews3 followers
August 25, 2021
Etimoloji sevenler icin güzel bir kaynak. Kelimelerin kökeni ve türeyisi benim hep ilgimi cekmistir bu acidan oldukca ilginc ve sasirtici bir kitap oldugunu söyleyebilirim. Öte yandan sözlük desen degil, kitap desen degil. Birbirinden bagimsiz 1-2 sayfalik metinlerden olusuyor. Her metinde 1-2 kelimenin kökenini ve baglantisini acikliyor. Kendi iclerinde cok fazla bilgi var ama bütünlüklü bir anlatim yok. Cumhuriyet dönemine alerjisi ve Öztürkce nefreti de ayri bir konu. Cok bilgili fakat antipatik insanlar icin Sevan Nisanyan iyi bir örnek.
Profile Image for Özgür Baltat.
184 reviews19 followers
February 21, 2021
Kelimelerin etimolojik kökeni üzerine açıklamalı bir sözlük denilebilir. Kelime kökenleri, kendi içinde yaşayan bir tarih sakladığı için gerçekten okuması keyifli. Sürprizler kitabı adı da onun için. Akademik bir çalışma değil, pek çok yerde yazar kendi çıkarımları olduğunu zaten belirtiyor, dolayısıyla eleştirel bir gözle okunuyor. Çok ciddi bir emek olduğu ise çok açık.
Profile Image for ehk2.
369 reviews
Read
September 5, 2016
eğlendirici, bilgilendirici, hoş bir kitap. Nişanyan'ın "tutmuş" türetilmiş kelimelerle dalga geçmesi ise yadırgatıcı.
Profile Image for Logolepsi.
53 reviews17 followers
August 14, 2018
Türkçe'ye yapılan referanslar yer yer zorlama görünse de gayriresmi bir yayın olması bunu gündelik bir etimoloji kitabına dönüştürüyor. Doyurucu bir okuma.

"Kayseri kenti ile Erciyas dağı son yıllarda daha çok ülkücü vatandaşlarımızın cirit attığı yerler olarak anılır oldular. Bilseler herhalde üzülürler: İki yerin de adı Rumca. Kayseri'nin aslı Kaisaria yani Sezar kenti. Erciyas ise Argaios'dan bozma: Akdağ demek."
Profile Image for Adem  Cengel.
10 reviews
December 6, 2020
Nişanyan; harika kitabı Kelimebaz'la etimolojiye olan merakımı artırmıştı, sonrasında sözlüğünü edinmiştim. Elif'in Öküzü de güzel bir kitap, farklı gibi görünen kelimelerin aynı ya da benzer bir kökene sahip olmasını anlatıyor. Bunu yaparken zaman zaman diller arasında bir yolculuğa da çıkartıyor ve etkileşimin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ayrıca "Dilimiz yozlaşıyor" söylemlerinin de anlamsızlığını ortaya koyuyor.
Profile Image for Yiğit Tüfekçi.
7 reviews
January 10, 2022
Başlarda kitabın sunuş şekli formatı çok eğlenceli ve hoş gelsede ilerledikçe acaba deri bilgisini böyle bir formatta sıkıştırmak yerine yaldır yaldır kussamiymis diye düşünüyor insan. Kitabın "nispeten" objektif olduğunu düşünüyorum zaten bir kaynakça yada başucu kitabı değil eğlenmek için 3-5 sayfa okunulabilcek bir kitap.
Profile Image for Ali.
92 reviews23 followers
September 30, 2018
Geç okuduğuma üzüldüğüm kitaplar arasında. Özellikle iletişim sektöründeyseniz bu kitabı daha fazla bekletmeyin. Bir hafta sonunda, hem de çok keyifli saatler geçirmenize olanak sağlayacak şekilde bitirebilirsiniz. Samimi dili için de Sevan Nişanyan'a ayrıca teşekkürler. :)
Profile Image for berfin.
19 reviews
Read
January 30, 2023
Oldukça keyifli. Sadece kelimeler arasındaki bağlantılar ya da kelimelerin kökeni üzerine sundukları ile değil bu çeşitli kelime gruplarının oluşumundaki anlayış biçimini gözlemlemek açısından da değerli bir kitap
Profile Image for Asım Kaya.
41 reviews4 followers
October 5, 2023
Dil meraklıları için çok zevkli bir kitap, özellikle de liberus baskısındaki dipnotlarla yazarın kendi hatalarını düzeltmesi öğrenme süreci açısından aydınlatıcı.
Profile Image for Ceyda Cimilli Akaydın.
54 reviews
November 19, 2025
Etimolojiye zaten merakliyimdir. Nişanyan in kendi kendine konuşur gibi sonucu değil sonuca ulaşma yolunu anlatarak yazması çok hoşuma gidiyor.
2 reviews
June 11, 2019
Harika bağlantılar. Çok keyifli ve öğretici.
Profile Image for Sefa.
Author 17 books26 followers
August 10, 2019
Kelimelerin kökenlerinin kesişmesi ve onlara dair tahminler size ayrı bir haz veriyorsa tavsiye edilebilir.
Displaying 1 - 20 of 20 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.