XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili, gözleme dayanılarak yazılmış yansız ve seçkin bir eser. Feldmareşal Helmuth von Moltke 1800 yılında Almanya'da doğdu; eski bir aristokrat aileye mensuptu. 1836-1939 yılları arasında gezmek üzere geldiği Türkiye'de askeri uzman ve danışman olarak kaldı. Başta İstanbul ve Boğaziçi olmak üzere birçok yerin haritasını yaptı. Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok yerini gezdi, doğu illerinde küçük askeri hareketlere katıldı; Mısır ordusuyla Nizip'te yapılan ve bozgunla sonuçlanan savaşta aktif rol aldı, ama bütün çabalarına rağmen sonucu önleyemedi. 1858-1888 yılları arasında Prusya devleti genelkurmay başkanlığına atandı. 1891'de Berlin'de ölen Moltke, alışılagelmiş komutan tiplerinden fazla, bir bilgine benzerdi; çok az konuşur, gözlemlerinde yanılmaz ve bunları arı bir dile yansıtırdı. Özgün adıyla Türkiye'deki Olaylar ve Durum Üzerine Mektuplar olan bu eser, Moltke'nin aile ve dostlarına Türkiye'den yolladığı mektupların bir araya toplanmasıyla meydana gelmiştir.
Helmuth Karl Bernhard Graf von Moltke was a German Field Marshal who acted as chief of staff of the Prussian Army for thirty years. He is also referred to as Moltke the Elder.
Prusyalı efsane Mareşal Helmuth Graf von Moltke’nin 1835-1839 yılları arasında henüz bir yüzbaşı olarak Osmanlı ordusunda görev yaparken Türkiye’den yakınlarına gönderdiği mektupların derlemesi.
Ziyaret için geldiği İstanbul’da dönemin Prusya büyükelçisi tarafından Serasker Koca Hüsrev Paşa’ya çıkan Moltke, paşa ile birlikte dönemin padişahı II. Mahmut tarafından kabul edilir. Haritalar ve askerlikle ilgili derin bilgisi ile padişahı çok etkileyen Moltke, İstanbul’un haritalandırılması görevi ile Osmanlı Ordusu’nda istihdam edilir. Daha sonra Çanakkale Boğazı’nın da haritalandırılması ve yeniden tahkim edilmesi ile görevlendirilir, padişahın maiyeti altında Balkanlar seyahatine çıkar. II. Mahmut’un nezdinde yarattığı olumlu etkiden dolayı dönemin Prusya Kralı’ndan rica edilen beş yeni subay daha Osmanlı Ordusu’nda istihdam edilir. Belki de yıkılışına kadar Osmanlı üzerinde hüküm süren Alman etkisi Moltke ile başlamıştır denilebilir.
Kitap, Osmanlı ülkesi ve İstanbul halkının yaşayışları, dönemin toplum yapısı, veba vs. üzerine yüzlerce gözlemle dolu ve bütün bunlar okurken insanın içini acıtıyor. Liyakatin olmadığı, iltizam sisteminin köylüyü sömürdüğü, arazilerin yine iltizam sistemi yüzünden ekilememesi nedeniyle Odessa’dan buğday ithal edilen bir dönemde Osmanlı’nın Rusya’ya tampon olarak yaşamasına izin verilirken, bütün bunları gören ancak yalnızlığından dolayı tek başına çabalayan II. Mahmut’un yaptıkları o dönem için karşılıksız kalır. Moltke sık sık Yıldırım’ın, Fatih’in o cengâver, at üzerinden inmeyen atik arkadaşları ne oldu da bu bütün gün hiçbir şey yapmadan çubuk içen adamlara dönüştü diye sorar.
Dönem Vaka-yı Hayriye’nin hemen ardına denk geldiği için, beceriksiz ancak itaatkâr yeni orduya talimler yaptırmakla ve Anadolu şehirlerini gezerek görevine devam eder.
Moltke son olarak Hafız Osman Paşa’nın müşaviri olarak Anadolu’da Samsun’dan Amasya, Sivas, Malatya ve Urfa’ya oradan da Hakkâri’ye kadar gider, yerel çatışmalara katılır, yeni silah altına alınan askerlere talim ve manevralar yaptırır, bu dönemde bölgeyi özellikle Fırat kıyılarını haritalandırmaya devam eder. Musul Halep bölgelerini gezdikten sonra son olarak, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın, oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki ordusunu karşılamak üzere Birecik’te bir ordugâh ve müstahkem bölge kurar. İbrahim Paşa Suriye sınırını aşarak Anadolu’ya girdiğinde ordular karşı karşıya gelir. Paşa’nın Moltke’nin uyarılarını değil mollaları dinlemesi neticesinde savaş Birecik’te değil de Nizip’te gerçekleşir ve Osmanlı Ordusu Mısır Ordusu’na yenik düşer. Askerlerin çoğu özellikle de zorla silahaltına alınanlar firar eder. Bu noktada Moltke’nin bir diğer ilginç tespiti ise Arap ve Kürtlerin zorla silah altına alınmalarının ordudan firarları artırması nedeniyle, bunların yerine kanaatkârlıklarından dolayı Hıristiyan Türkler olarak gördüğü Ermenilerin askere alınmalarının çok daha isabetli olacağını belirtmesi olmuştur. Belki de o dönem çoğu kişiye imkânsız görülen ordunun gayri müslümlere açılması fikrini ilk olarak dile getirenlerden birisidir.
Yenilgiden sonra tekrar perişan vaziyette Samsun üzerinden İstanbul’a dönen Moltke vefat eden padişahın yerine tahta çıkan oğlu Sultan Abdülmecid’in huzuruna çıkar. Bu günlerde tekrar serasker olan Hüsrev Paşa’ya bu defa çevirmen olmadan Türkçe konuşarak raporunu sunar ve Hafız Paşa’nın yenilgide tek sorumlu olmadığını belirterek kellesinin başının üstünden kalmasını sağlar. :)
II. Mahmut’un kabrini ziyaret ettikten sonra, onu Büyük Petro ile kıyaslayarak, modernleşme çabaları için yaptığı tahliller bile ne derece aklı başında ve filozof ruhlu bir asker olduğunu gösteriyor. 1839’da ülkesine dönen Moltke, kral tarafından Pour le Mérite nişanı ile ödüllendirilir. 1888’de öldüğünde Prusya’nın ve sonrasında Alman İmparatorluğu’nun 30 yıllık Genelkurmay Başkanıydı.
Nereden nereye geldiğimizi görmek isteyen herkes için mutlaka okunması gereken bir eser. Askeri tarih meraklıları zaten çok keyif alacaklardır.
Daha sonradan Alman Genelkurmay Başkanlığı yapacak Prusya Feldmareşali Helmuth Von Moltke’nin aslında sadece gezi için çıktığı yolculuğu sultanın isteği üzerine bir askeri danışmanlık hizmetine dönüşüyor. Mısır’daki Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlıya isyan etmesiyle başlayan süreçte Osmanlı ordusunda yenilikler yapmaya çalışan Moltke bu dönemde neerdeyse Anadolu’da gezilmedik yer bırakmıyor. Gezdiği yerleri anlatırken ki tasvirleri insana bu adama hayranlık duymaktan başka çare bırakmıyor. Özellikle artık görevinin sona ermesi ve savaşın hezimetle sonuçlanması ardından Berlin’e dönerken 2. Mahmut hakkında yaptığı tespitler bu çok değerli kurmay subayın seviyesini ortaya koyuyor. Belirtilmesi gereken bir şey olarak mektupları çeviren Hayrullah Örs’ün Moltke’nin yanlış anladığı yerleri dipnotlarda belirtmesi çok hoş olmuş.
Bulgaristan’dan Fırat’a kadar bütün Osmanlı coğrafyasını gezmiş bir askerin gerçekçi tespitleriyle dolu ve ne yazık ki Anadolu’daki insanın düşünce yapısının iki yüz yıldır değişmediğini bana gösteren, ülkemin neden ilerleyemediğini okudukça anladığım olağanüstü bir eser.