Bol örnekli, kötü çizimli, biz nörobilimci olmayan fanilerin de beynin çalışma şeklini anlayabileceği basitlikte yazılmış ilgi çekici bir kitap. Notları da buraya bırakayım.
-Çoğu zaman birini ikna etmeye çalışırken kendi aklımıza güveniriz. Karşımızdakine bolca veri, mantıklı argüman ve somut gerçekler sunarsak onun da bizim gibi düşüneceğini varsayarız. Ancak nörobilim, insanların sadece kuru verilerle ve mantıkla karar vermediğini gösterir.
-Başkalarının aklı bizim beklediğimiz gibi rasyonel ve objektif bir bilgisayar gibi çalışmaz. İnsan zihni, duygulardan, daha önceden sahip olduğu köklü inançlardan, korkulardan, ödül beklentilerinden ve sosyal çevreden derinden etkilenir. Başarılı bir şekilde etki yaratmak istiyorsak kendi aklımızın sınırlarından çıkıp karşımızdaki kişinin zihinsel süreçleriyle empati kurmamız gerekir. İkna süreci sizin ne kadar haklı olduğunuzla ilgili değil, karşınızdakinin o bilgiyi zihninde nasıl işlediğiyle ilgilidir.
-Birini ikna etmeye çalışırken “Benim elimdeki kanıtlar ne kadar güçlü?” diye düşünmeyi bırakıp “Karşımdaki kişinin beyni şu an ne hissediyor, neyden korkuyor ve neye ihtiyaç duyuyor?” düşünmeye başlamalıyız. İkna, haklı çıkma savaşı değil, karşındakinin zihniyle uyumlanma sanatıdır.
-Birisi bir konuya duygusal olarak bağlıysa veya köklü bir inancı varsa, ona tam tersini ispatlayan bilimsel kanıtlar sunmak onu ikna etmez. Aksine, beyni bir savunma mekanizması geliştirir ve kişi kendi fikrine daha sıkı sarılır (buna “geri tepme etkisi” denir). Bu yüzden kanıtları bir silah gibi kullanmak yerine, karşımızdaki kişiyle anlaşabileceğimiz ortak bir zemin bulmaya odaklanmalıyız.
-Uyarılar ve kötü senaryolar (kanser olursun, iflas edersin, sınıfta kalırsın) insan beyninde stresi artırarak eylemsizliğe, “donakalma” tepkisine yol açar. İnsanların bir şey yapmasını istiyorsanız onlara felaketleri değil, elde edecekleri anlık ödülleri, gelişimi ve olumlu sonuçları göstermelisiniz.
-İnsan beyni, çevresi üzerinde kontrol sahibi olmaktan büyük bir haz alır. Birine doğrudan “Şunu yap!” demek, onun özerkliğine tehdit oluşturur ve direnç yaratır. Bunun yerine onlara seçenekler sunarak veya yönlendirici sorular sorarak, kararı kendilerinin verdiğini hissettirmelisiniz. İnsanlar kendi buldukları veya seçtikleri fikirlere çok daha kolay ikna olurlar.
-Beyinlerimiz, iletişim kurduğumuz insanların duygusal durumuyla senkronize olma (uyumlanma) eğilimindedir. Eğer siz tutkulu, heyecanlı veya empatikseniz karşınızdakinin beyni de bu duyguları kopyalar. Kuru bir mantıktansa güçlü bir hikaye ve duygu paylaşımı kitleleri harekete geçirmekte her zaman daha başarılıdır.
-İnsanlar kendilerini kötü hissettirecek gerçekleri görmezden gelmeye (devekuşu etkisi) çok meyillidir. Bu yüzden iletmek istediğiniz mesajı, onların bir açığını yüzlerine vuran bir tehdit gibi değil, meraklarını cezbedecek ve hayatlarını iyileştirecek olumlu bir fırsat olarak çerçevelemelisiniz.