Zeliha, hesapta son bohça çayı toplayacak, çay makaslarını yanına alacak, annesinin ardı sıra alım yerine gelecekti. Genç kız alelacele sıktığı bohçayı annesinin sırtına yüklerken böyle söz vermişti. Oysa bir saatten fazla geçmiş, Zeliha gelmemişti. Annesi Mukadder, gözlerini gökyüzüne çevirdi. Kırılgan bir güneş, gri ile lacivert arasında kararsız kalan yüklü bulutları, bulutlar da çaylıklarda tek tük biten mandalina, hurma ve karayemiş ağaçlarını yalayıp geçti.
İsmail Saymaz, Ovit Dağı’nı aşmaya çalışanların, aşıp da hayata iyi kötü tutunanların izini sürmeye çağırıyor bizi. Bu iz boyunca çay tarlasındaki mevsimlik işçiye, tezgâhının başında sıkıntıdan her şeye ama her şeye bahis tutan hamsiciye, Rus Pazarı’nda orak çekiçli rozet satan Matmazel Loya’ya, şeyhine ulaşmak için rabıtaya durup da onun yerine bir otel odasından hatırladığı Olga’yı gören “sofi”ye rastlayacaksınız. Karayemiş ağaçlarının, çaylıkların arasından kentin dar sokaklarına, ormanları yağmalayıp yapılan geniş otoyollara…
Çay Güzeli, siyah beyaz fotoğraflarda başka renklerin de olduğunu gösteren hikâyeler.
Rize’de, 11 Temmuz 1980’de doğdu. Halen gazetecilik üzerine yüksek lisans eğitimini sürdürdüğü Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Gazeteciliğe Rize’de başladı. Konya ve İstanbul’da yerel gazetecilik yaptı. Mayıs 2002’den beri Radikal gazetesinde muhabir olarak çalışıyor. İnsan hakkı ihlalleri, düşünce ve ifade hürriyeti üzerine haberlere imza atıyor. Saymaz, başta Erzincan Davası olmak üzere, haberleri nedeniyle yirmiye yakın davada yüz yılı aşkın hapis cezası istemiyle yargılandı.
Ödülleri:
İstanbul Tabipler Odası Basında Sağlık Ödülü (2009), Metin Göktepe Jüri Özel Ödülü (2010), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü (2010), İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Ayşenur Zarakolu Basın Özgürlüğü Ödülü (2011)i Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yılın Söyleşisi Ödülü (2012), Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü (2012).
İsmail Saymaz'ın gençliğinde ülkücü olduğunu ve menzil tarikatı içinde bir süre bulunduğunu öğrendiğimde şaşkınlıktan küçük dilimi yutuyordum az daha. Saymaz'la aynı kuşaktan olduğumuzdan anlattığı birçok olayı hatırlayıverdim. Edebi olarak iddialı değil, ama sonuçta O bir gazeteci. O kadar olsun.
Saymaz'ın iki bölümden oluşan bu öykü kitabının ilk bölümü, yazarın çocukluk ve ilk gençlik anılarından oluşuyor. Satır aralarında, çocukluğundan itibaren sorgulayan aklını hep kılavuz olarak kullandığını hissediyoruz. İkinci bölümdeki kurgu öykülerle Karadeniz coğrafyası insanını daha yakından tanıyoruz. En beğendiğim öyküler, Erzurum Radyosu, Çay Güzeli, Teleferik ve Ayının Cevdet'i Öldürdüğü Yıl oldu.
Başladığı gibi bitebilecek ve oldukça içten yazılmış kısa öyküler. İlk bölüm İsmail Saymaz'ın otobiyografik öyküleri olup ikinci bölümündeki öyküler ise gerçek olayların kurgu ile bütünlemesi.. Çok gerçek, oldukça samimi tam bir "bizim İsmail" dili vardı kitabın... Sadece erkeklerin yüzdüğü masmavi denizin derinliklerini de anlatıyordu; o engin mavinin sorumluluğunun altında ezilmeyi ve o mavi denizin kıyısında kalan kadın olmayı da es geçmiyordu... Belki yolda görseniz dönüp bakmayacağınız onlarca insanın yüreklere dokunan öyküleriydi.. Yolculuk için yazılmış bir kitap. Rize'den Erzurum'a sonra siz nereye gidecekseniz oraya...
İsmail Saymaz, cesur denebilecek bir gazeteci olmayı hep son anda kaybediyor. Takip ettiğim kadarıyla söyledikleri muhalif gelirken bir yandan söyleyiş biçimiyle tüm insanlara karşı anlatması ile medyan bir anlatımı var. Bütün yapmış olduğu araştırmaların hiçbir anlamı kalmıyor bu yüzden. Bu kitap da bu görüşlerin yansıması gibi. Bir kaç söz var, bir kaç hikaye var ki gerçekten hem nalına hem mıhına vurabilecek. Ancak anlatırken o kadar suya sabuna dokunmuyor ki, etkisini sabunsuz yıkanması gibi çamurlaştırıyor. Karadeniz ile ilgili kültürü pek özümsemem, çok içselleştirmem. Bütün hikayeler Karadeniz'i hatırlatıyor. Yazım dili samimi olsa da hikayelerin ne katmak istediğinden pek emin değiliz. Yazmış olmak için yazılmış metinler ne katacak okurlara bilemiyorum. Ancak yine de diğer kitaplarını okumak için bir beklenti yarattı.
Çay güzeli Rizede doğup büyümüş, Erzurum kökenli genç bir gazetecinin, İsmail Saymaz'ın Kafa ve Bavul isimli dergilerde yazdığı, yazılar ve bazı öykülerinden oluşuyor. Kitabın ilk bölümü Saymaz'ın kendi yaşamından süzüp, tamamı gerçek karakterlerin yaşamından anlattığı olaylar. Erzurum'dan hammallık etmek için Rize'ye gelen dedesi, ninesi, çocukluk yaramazlıkları ile kendisinin başına gelenler, ilk sevdaları, ülkücülük peşinde yapıp ettikleri, dini bütün bir ailenin çocuğu olarak kendisinden beklenenler, edebiyat ile tanışması, ilk iş deneyimleri, ilk aşk deneyimleri... İkinci bölüm bu yaşamdan süzülen kurmaca öyküler. Gördüğü, içinde yaşadığı coğrafyanın insanları var o öykülerde... Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları kitabında anlattığı insanlar, yoksul, yoksun, ama her yönüyle insan... "Çay güzeli bugüne kadar bir öyküsü bile yazılmamış olanların öyküsüdür" diyor Saymaz kitabın önsözünde...
Bir gazeteci olan Ismail Saymaz tarafindan yazilmis kisa oykulerden olusan bir kitap. Ilk bolumu cocukluk anilarindan derleme oykulerden olustugu icin daha icten ve samimi geldi. Bu nedenle ilk bolumu daha cok sevdim diyebilirim. Ikinci bolum ise karadeniz bolgesine has kurgu oykulerden olusuyor. Ilk bolumdeki sicak uslup etkisini kaybettigi icin oykuleri beni tam anlamiyla cekti diyemem. Ama yazarin kalemi ve uslubu acisindan basarili bir kitap oldugunu soyleyebilirim. Yazari yeniden okumak icin merak uyandiran bir kitap oldu.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde yazarın kendi hayatından kesitler, ikinci bölümde Rize veya Erzurumda yaşayan herhangi bir insanın hikayesi olabilecek kurmaca öykülere yer verilmiş . Dili sade, samimi, anlaması kolay, imgelere yer verilmemiş. Kendi hayatı ne kadar tebessüm ettirdiyse, kurmaca öyküler de o kadar hüzünlendirdi. Kısa ve etkileyici bir kitap, okumak isteyenlere tavsiye ederim.
"Kültür Müdürü bütün cesaretini toplayıp Çay Güzeli'nin şehri çağrıştıracak şekilde, yeşil veya mavi gözlü olması gerektiğini savundu. Sonra da fotoğraftaki siyahi adayın fotoğrafını gösterip, 'Reis bey, bu kizun neresi Rizelidur?' diye sordu.
Belediye Başkanı, fotoğrafa dikkatle bakıp 'Doğri deyisun, bu olsa olsa Tirabzonlidur,' dedi."(s:83)
erkek çocuklarının muzipliklerini anlatan hikayeleri hep sevmişimdir ama biraz cinsellik ve zaman zaman bir miktar hırsızlık içeren anıları anlatmanın bir cesaret ve olgunluk işi olduğunu düşünüyorum.yazar demek ki o cesaret ve yaşa erişmiş.darısı başımıza.kitabı okumadan bir hafta önce iki hikayede adı geçen davut abi ile bu kitaptan habersiz tanışmam da benim güzel talihim :)
Bir gazetecinin kendi hayatında iz bırakmış olaylardan ve köklerinin dayandığı bölge insanlarının öykülerinden derlediği kitap edebi olarak muhteşem olmasa da yalın ve samimi diliyle bir çırpıda okunuyor. Sonunda yüreğinizde garip bir sızı, yüzünüzde kırık bir gülüş bırakıyor.
الحكايات لصحفي ولد وعاش في منطقة البحر الأسود من تركيا, المنطقة المعروفة بقوميتها وجدية -إن صح التعبير- ساكنيها, قصص عن حياته وعن الناس الأضعف والأفقر, إنساني ولطيف بس الأسلوب ما عجبني, قد يكون يفتقر للحس الجمالي .
İsmail saymazdan Rize anıları ve Rize den kısa hikayeler... Samimi, okuması keyifli. Kimi hikaye gülümsetti kimi hüzünlendirdi. Okumanızı tavsiye ederim. Bir solukta bitiyor.
Kitabin anilardan olusan ilk kismini keyifle okudum. Saymaz'in kurguladigi hikayelerden olusan ikinci bolum ise biraz karanlik, oldukca tahmin edilebilir ve bana gore sıkıcı idi.
Sıcacık sürükleyici hikayelerle bezenmiş bir kitap var elimde. Bitmesini istemediğim, hiç unutamayacağım türden, elimden bırakamadığım bir kitap olmuş. Bazen gözlerim doldu, bazen gülümsedim hayata. Bir küfür de ben savurdum geçip giden zamana. Coğrafyamız hüzünlü hikayeler barındırıyor, hepsi bizden, yakınımızdaki insanlar. İsmail Saymaz bu insanlara güzel yüreğiyle bakıp, bizim de anlamamızı, görmemizi sağlamış. Diline sağlık deyip,okumak da bana düşmüş.
Kitabın ilk bölümü; anlatılanların da, kahramanların da gerçek olduğu otobiyografik anlatılardan oluşuyor. "Bilyali"si ile kızlara fiyaka yapmaya çalışan "Çilli"yi, ülkücülük serüvenini ve Başbuğun cenazesi ile kalkan İsmail Reis'liğini, ofsayta düşen futbolculuk kariyerini, Menzil ve Uzun Maltepe'yle olan kısa hasbihalini, babannesi Bediyana'yı ve daha nicelerini keyifle okuyabilirsiniz.
İkinci bölümdeki öykülerse kurmaca. Yazarın tabiriyle "Deniziyle olan bağı otoyollarla koparılanların, HES’lerle deresi kurutulanların, yaylasına kastedilenlerin ve özelleştirme tehdidiyle çayına göz dikilenlerin, köyünde sele ve heyelana kurban gidenlerin; müteahhitleri metropole inşaatlar dikerken, üstgeçitlere şehit oğullarının isimleri yazılanların, yani özetle Çay Güzeli, bugüne kadar bir öyküsü bile yazılmamış olanların öyküsüdür."
İsmail Saymaz'ın öyküleri de en az gazeteciliği kadar başarılı 👌🏻