Çin Radyo ve Televizyonu’nda futbol maçı yorumlayan kaç teknik adam tanıyorsunuz? Ya da orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak gittiği Almanya’da, eğitim sistemine kızarak, kaybedeceğini bildiği halde bir Don Kişot gibi savaşan ve kazanmayı başaran? Mesleği için yaptığı fedakârlıklar sonucu Alman Futbol Federasyonu’nun jest olarak yıllık ders programını öğrencisinin programına uydurduğu kaç kişi tanıyorsunuz? Futboldaki mevkii “oyun kurucu” olmasına rağmen, hayattaki mevkii ¨hayal kurucu¨ oldu fakat diğerlerinden farklı olarak kurduğu hayalleri hep bir oyun sistemine oturttu ve onların peşini asla bırakmadı. Futbolu hep ikinci planda tuttu, çünkü onun için insan daima ön plandaydı. O hep özgür ve onurlu bir adam olmayı tercih etti; bu tercihin sonuçlarına da katlandı. Bu kitapta; caps’lere konu olan; popüler kültürün, onu sahadaki halleriyle gündeme getirmeye çalıştığı bir futbol adamını değil, hayalleri olan bir insanın hayatta kalma mücadelesini, korkularını, çabalarını, sevgisini, hayal kırıklıklarını, dostluklarını, ama en önemlisi trajikomik maceralarını bulacaksınız
Şenol Güneş'ten sonra en çok resmi maça çıkan, 1980 yılından beri Almanya ile doğrudan bağlantısı olan bir adamın hikayesi. Öğrencilik döneminden itibaren gelecek Türk öğrenciler için sisteme karşı gelmiş, mücadele eden bir adamın hikayesi. Türkiye'de yetişmiş pek çok yıldız futbolcu üzerinde emeği olan bir teknik direktör. Acıları ve tatlı anılarıyla, uğradığı haksızlıklarla mükemmel bir biyografi işi çıkmış. Kesinlikle okunmalı. Kitaptan sonra Yılmaz Vural'a bakış açım değişti.
Yilmaz Vural'in cocukluguyla baslayip okul, Almanya gunleri ile devam edip gunumuze kadar suren teknik direktorluk gunlerini anlatan keyifli bir kitap olmus. Bazi satirlari okurken gulup bazi satirlari okurken Turkiye'de milyonlarca liralarin dondugu futbol sektorundeki amatorluge sasiracaksiniz..
Futbola pek ilgim yok ama spor dünyasındaki ilginç kişiliklerin hikayelerini hep merak etmişimdir. Kuşkusuz Yılmaz Vural'da sıra dışı ilginç bir spor adamı. Adapazarı'ndaki çocukluğundan, Almanya' ya gidişi ve Türkiye'deki antrenörlük yılları bir roman gibi akıcı bir şekilde anlatılmış. Sürekli çeşitli Anadolu takımlarında görev alıyor fakat bir süre sonra görevine son veriliyor. Stres ve baskı öyle yoğun ki intihar teşebbüsünde bile bulunmuş. Türkiye'nin en tanınmış antrenörlerinden birisi olmasına rağmen 3 büyükleri ya da milli takımı çalıştırmaması da kaderin bir cilvesi.