Ödüllü öykücü İsahag Uygar Eskiciyan Konteyner Zaafı’nda rutinlere getirdiği eleştirilerle kara mizah çıtasını yükseltirken öykücülükteki yerini sağlamlaştırıyor. Gündelik hayatın çatlaklarına sızarak boşlukları gerçekdışı unsurlar ve sıradışı karakterlerle renklendiriyor. Hissedenlerin melankolisine, düşünenlerin ise komedisine kapıldığı somurtuk dünyaya nanik yapan oyunbaz bir zihnin alegorik çalımları…
1982’de karardı. Aşağıdan Seveceğim Ülkeyi (Şiir, 2013, 160. Kilometre Yayınları, Arkadaş Z. Özger İlk Kitap Ödülü 2013), Pause Anıtı (Öykü, 2014, Alakarga Sanat Yayınları), Metropol Ninnisi (Öykü, 2015, Alakarga Sanat Yayınları, 2015 Selçuk Baran Öykü Ödülü) adlı kitapları yayımlanmıştır.
Eskiciyan ile tanışma kitabım. Ne de iyi oldu buluşmamız! Türk edebiyatında maalesef izine çok fazla rastlayamadığımız, absürd tınıları olan, kara mizah tadında, 2-3 sayfalık hikayeleri okurken çokça güldüm, bazen de hüzünlü gülümsedim. Hikayelerin hepsi birbirinden ilginç ve nefis ama gönlüm en çok 606 Numaralı Özel Odanın Hikayesi’nde kaldı diyebilirim.
Kitabın tonunu biraz anlatmak istersem, ki istiyorum, “Şant Belki Şair” hikayesinin giriş paragrafını alıntılamam gerekecek:
“Sekiz roman, üç öykü kitabı yazarı ve bu kitaplarla ülkenin hem saygın hem de en paralı ödüllerini almış olan Şant Demirci’nin röntgen sonuçlarına dikkatle bakan doktorun Şant’ın aslında bir şair olduğunu üzüntüyle söylemesinden üç dakika on iki saniye sonra, şairin karısı Hinar boşanma talebiyle mahkemeye başvurdu. Adli tatil olmasına ve Şant’ım henüz savunma yapmamasına rağmen Hakim, şairliğin boşanmak için haklı, geçerli ve güçlü bir neden olduğuna mütalaa verip yıldırım hızıyla boşanmayı sağladı. Hinar mahkeme kapısında havaya küstüm çiçeği fırlattı. Öldürülmeden boşanmak isteyen kadınlar o çiçeği kapmak için birbirleriyle yarıştı. E tabi ezilenler de oldu. Ezilenlerin kardeşliği bu gelenekten önce de vardı.”
İsahag Uygar Eskiciyan'dan muzip, kısa ve yaratıcı öykülerle karşı karşıyayız yine. Ama kitapta büyük bir hata var ne yazık ki; sayfa sayısı çok az. Tam ısınıyorsun kitap bitiyor.
çok benim tarzım olmasa da eğlenceli ve bayağı usta dil oyunlu öyküler. bir iki saat ayırıp eskiciyan'ın öykülerini okumaya değer. özellikle yazarın da öykü karakterlerinden biri olduğu öyküler çok iyi. aslında kurgu ve üslup üzerine dersler bile var. bazı öykülerde kıkırdadım diyebilirim. ve öykü karakterlerinin adlarına bayıldım: tacettin'lerin yanında arat'lar, şant'lar... böyle ermeni karakterler olunca öykülerde hep hrant dink gelir aklıma, "ali topu agop'a at" cümlesinin maalesef hiçbir zaman ders kitaplarında olamayacak olması :(
Az sayfalı kısacık öykülerdi, bir akşam yetti okumaya. Evet ilginç bir tarzdı ama öyküde klasikçi olduğum için birkaçı dışında bana pek hitap etmedi. Yine de değişik anlatımıyla seveninin çok ve yolunun açık olacağına inanıyorum...
Bu kitaptan beklentim büyüktü. Nitekim ilk hikaye çok sert ve vurucuydu. Sonraki 5-6 hikayenin bir kaçında beklediğim pırıltı vardı, fakat yeterli değildi. Kitabın ikinci yarısındaki hikayeler, özellikle “Bilardo Şartı”ndan sonrakiler ise çok başarılıydı kanımca. Yazar, final hikayenin de yine vurucu olmasını istemiş ancak bu hikayenin yazılmasına vesile olan, muhtemelen de dramatik/romantik olayı anlamamız için yeterince done vermemiş. “Diğer hikayelerinde de herşey net mi sanki” denebilir, ancak orada verilmek istenen verilmiş sanki de bu boşta kalmış gibi. Son hikayede climax beklerken malesef böyle olması hayal kırıklığı oldu. Neyse, yazarın kendi tercihidir saygı duyarım, vardır bir bildiği.
Yazarın kurguladığı saçma-komik durumlar epey yaratıcı. Hikayeye dahil olma işini fazla kullanmış ama yine de sevdim. Mahlas kullanan bu arkadaşın diğer kitaplarını da okuyacağım.
"Hinar mahkeme kapısında havaya küstüm çiçeği fırlattı. Öldürülmeden boşanmak isteyen kadınlar o çiçeği kapmak için birbirleriyle yarıştı. E tabii ezilenler de oldu. Ezilenlerin kardeşliği bu gelenekten önce de vardı."