Memet Fuat üç yıl içinde ikinci kez "acil"e kaldırıldığında hastanede 8 gün yattı. Taburcu edildiği gün başladığı "Günce"sini 19 Aralık 2002'de ölümünden iki gün öncesine kadar her gün tuttu. Adını da kendisi koydu: Ölünceye Kadar.
Ölünceye Kadar'da Memet Fuat'ın 50 yıllık birikimi bütün yönleriyle karşımıza çıkıyor. Yayınevleriyle ilişkileri, yazarlar, editörler, aile çevresi, futbol, voleybol, politika, yaşam, edebiyat, sağlığı, her gün son günüymüşçesine hummalı çalışması, üzüntüleri, düş kırıklıkları, yüzlerce tanıdık adın arasından süzülüp gelen sevinçler, hüzünler, değerlendirmeler... Yaklaşık üçk buçuk yıl küçük kurşun kalemlerle küçük defterlerine geçirdiği bir bütün yaşam.
Bugün bir şiirimiz varsa bunu nerede ise Ataç'la Memet Fuat'a borçluyuz. -İlhan Berk
Mükemmeli arayan bir soylu yazar o. -Demir Özlü
Dürüstlüğün sahiciliğe, sahiciliğin dürüstlüğe olan borcunu hatırlattığı için saygındı Memet Fuat. -İsmet Özel
Türkiye'de edebiyat dünyasıyla yakınlığı olup da Memet Fuat'ı sevmemiş ve özellikle ona saygı duymamış çok fazla kişi olacağını düşünemiyorum. -Murat Belge
Memet Fuat denilince aklıma bir çırpıda gelen sözcükleri şöyle sıralayabilirim: Ölçü, dikkat, sadelik, ince zevk. Bu özelliklerin arkasında ise inançlı, kararlı bir toplumcu ahlak vardı. -Ataol Behramoğlu
Yaşayışı ve yazdıklarıyla eşine az rastlanan bir "örnek insan. -Cevat Çapan
(1926, İstanbul-19 Aralık 2002, İstanbul) Asıl adı Mehmet Fuat Bengü. 1946’da Haydarpaşa Lisesi’ni, 1951’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Öğretmenlik, çevirmenlik, muhabirlik, inşaatlarda mimar yardımcılığı gibi işlerde çalıştı. 1960’ta De Yayınevi’ni kurdu. 1964-75 arasında Yeni Dergi’yi çıkardı. Bir önceki yılda çıkmış yazı, öykü ve şiirlerden yaptığı seçmelerle Türk Edebiyatı adlı yıllıklar düzenledi (1963-72). Çocukluğundan beri süregelen spor tutkusunu, yaşadığı çevredeki çocukları sporculuğa yönlendirme yolunda değerlendirdi. 1972-80 arasında voleybol erkek milli takımlarına antrenörlük etti. 1979-82 arasında Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisi’nde öğretim görevlisi olarak voleybol dersleri verdi. 1980-83 arasında Yazko Edebiyat dergisini yönetti. 1981’de Adam Yayınevi’nin yerli yayınlar editörü oldu. 1987’de emekliye ayrıldı. 1985’te yayımlanmaya başlayan Adam Sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini 1999’a kadar sürdürdü. Yazılarında ağırlıklı olarak düşünce özgürlüğü, hoşgörü üzerinde duran, çağdaş Türk şiiriyle yakından ilgilenen Memet Fuat, 1959’da dergilerde çıkan yazılarıyla Ataç Eleştiri Armağanı’nı, 1961’de Düşünceye Saygı adlı kitabının birinci basımıyla Türk Dil Kurumu Deneme-Eleştiri Ödülü’nü kazandı. Çağdaşımız Makyavel a dlı kitabıyla 1992 Sedat Simavi Ödülü’nü Gülten Akın’la paylaştı, 1995’te Kültür Bakanlığı “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nü, 1996’da Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası’nı aldı. 2004-2011 yılları arasında adına “Eleştiri-İnceleme-Deneme-Yayıncılık-Genç Şiir” dallarında “Memet Fuat Ödülleri” verildi.
Memet Fuat Bey'in ikinci yoğun bakım sürecinden sonra, ölümünden 3 yıl önce yazmaya başladığı güncesinin ilk bölümünde yayıncılık dünyasının hali, ülkemizin siyasi ve spor takımlarının durumu, bir de yazarın yaşarken yayınlatmaya çalıştığı kitaplarının çalışmalarına dair açıklamalar var. Bilge Karasu'yla birlikte özel yazılarıyla beni kendinden soğutmayan ikinci yazar Memet Fuat oldu.
Futbol, voleybol, atletizm gibi spor dallarına dair tespitler günümüzde gelinen hali açıklar nitelikte. Yazarın antrenör ve yönetici olarak edindiği tecrübeler bu alandaki değerlendirmelerini daha da etkili kılmış.
Yayıncılık dünyasındaki emek sömürüsü ve yazarın tabiriyle laçkalık hiç çekinmeden anlatılmış. Laçka denilen yayınevlerinden biri Yapı Kredi Yayınları diğeri de Adam Yayınları. Sel Yayınları da üzmüş yazarı. Bedava iş isteyenler, tamamen yayınevi lehine sözleşme hükümleri dayatmalar, bastıkları kitabın tanıtımıyla ilgilenmeyenler, dizgi/kapak/redaksiyon konusunda beceriksizlik ne ararsanız var.
Enis Batur, Orhan Pamuk, Ayşe Kulin, Mina Urgan, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi yazar ve şairlerle ilgili tespitleri beğenerek okudum. Refah Partisi üzerinden yapılan öngörüler Memet Bey'in ne kadar zeki olduğunu ortaya koyarken günümüzü de açıklıyor.
Güncenin ikinci kısmını (bulabilirsem tabii, baskısı yok) ve Memet Fuat'ın kaleme aldığı kitapları okumaya devam edeceğim.
Ölüm, yaşlılık, Bibap's solunum maskesi, uykuların sürekli bölünmesi gibi şikayetleri olsa da Memet Fuat'ın parkurun son kısımlarında atağa nasıl geçilir gün gün okuyoruz. Adam Yayınları çevresinde dönenler, İnci Asena, Enis Batur, oğlu Kenan Bengü, torunu Arda, bahçedeki sitenin köpeği Mazlum, Galatasaray'ın UEFA kupasına adım adım koşmasına, 1999 Gölcük Depremi, Düzce Depremi'ne ve Nazım Hikmet'i ne kadar sevdiğine şahit oluyoruz. Arada Emine Sevgi Özdamar arıyor uzun uzun konuşuyor, Latife Tekin arayıp Gümüşlük'teki akademisinde bulunan kitaplığın adını Memet Fuat Kitaplığı koyacağını söylüyor(''Sevenim azdır, Latife kitaplığa kimsenin girmesini istemiyor herhalde'')
Her güncenin bir Gargamel'i, nefret objesi oluyor bu güncelerde şair Fazıl Hüsnü Dağlarca. Memet Fuat'ı okurken yine kitaplarını aradım ama yayınevleri ihmal etmiş. Dolap'tan ozanlar(Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dadaloğlu), şairler(Tevfik Fikret), yazarlar(Şinasi) ile ilgili yazdığı kitapları bulabildim.