"Yakın zamana kadar yeteneğim olduğundan haberim bile yoktu. Sıradan bir hayatım vardı, okula gidip eve dönüyordum, arkadaşlarımla görüşüyor, konserlere gidiyordum. Şimdi ise bir anda her şey değişti. Bildiğimden farklı bir dünyada yaşadığımı öğrendim. Birtakım yeteneklerim olduğunu ve bu yüzden birilerinin benim peşime düşebileceğini... Bunların hepsi benim için çok yeniydi.
...Benim bildiğim gerçeklerle uyuşmuyor öğrendiklerim. Tüm bu olanlar çok tuhaf."
Yorumuma bir alıntı ile başladım çünkü bu paragraf kitabı özetler nitelikte. Ana karakterimiz Ayça bir üniversite öğrencisi. Küçükken bazı rüyalar görüyormuş, uzun zamandır görmediği bu rüyalar tekrar başlıyor. Hem de gerçeğe çok yakın rüyalar. Önemli bir şey olmadığına kendini ikna etmeye çalışırken tanıştığı Tolga, rüyalarının bir anlam taşıyabileceğini öne sürüyor. Ayça bu anlamları bulmak için rüyaları doğrultusunda -kendisini ne gibi tehlikelerin beklediğinin farkında olmadan- seyahate çıkıyor. Bu seyahatte tüm yaşamının yalanlar üzerine kurulu olduğunu, bildiğinden çok farklı bir dünyaya ait olduğunu öğreniyor.
Kitapta ilk 150 sayfa epey durağandı, çok yavaş ilerledi. Fakat fantastik öğelerin dahil olmasıyla birlikte hikaye daha heyecanlı, daha güzel bir hal aldı. Kitabın başlarında verilen sinyallerle mistik öğeler bekliyordum ama böylesine güzel, sürükleyici fantastik bir kurgu olacağını tahmin etmemiştim. Bizden fantastik ya da distopya türlerinde yazan pek çıkmıyor. Bu türü yazma cesaretinin haricinde mantık hatası olmayan bir kurgu oluşturmak büyük başarı. Ayrıca kitaptaki betimlemeler çok güzeldi, özellikle Sırbistan ve Makedonya seyahatlerinde sanki Ayça ile birlikte ben de gittim, gezdim, gördüm. Dünyayı gezmek, yeni yerler görmek belki de birçoğumuzun hayallerini süsler. Benim de gitmek istediğim yerler var, Melez ile birlikte bunların arasına Balkan ülkeleri de dahil oldu. Yazar tüm gizemin çözümünü kitabın sonuna saklamış. Finali çok heyecanlı bir sahne ve replik ile yapmış. O yüzden 2.kitabı çok merak ediyorum.