Hem hak ve hakikati dinleyen ve söyleyene sevap kazandıranlar yalnız insanlar değildir. Cenâb-ı Hakkın zîşuur mahlûkları ve ruhanîleri ve melâikeleri kâinatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevap istersin; ihlâsı esas tut ve yalnız rıza-yı İlâhîyi düşün.
Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz:
Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir dua-yı mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, İHLÂS’tır.
Said Nursî, (1878 – March 23, 1960) is an Islamic scholar who wrote Risale-i Nur Collection, a body of Qur'anic commentary exceeding six thousand pages. He is commonly known as Bediüzzaman, which means "the wonder of the age".
He was finally released in 1949. In the last decade of his life he settled in Isparta city. After the introduction of the multi-party system he advised his followers to vote for the Democratic Party of Adnan Menderes which gained the support of the rural and conservative populations. Because Said Nursî considered communism the greatest danger of that time, he also supported the pro-Western orientation of the Democrats, leading to his support of NATO, CENTO and Turkey's participation in the Korean war. He tried to unite Muslims and Christians in the struggle against communism and materialism therefore he corresponded with the Pope and the Greek Orthodox patriarch.
In 1956 he was allowed to have his writings printed. His books are collected under the name The Collection Of Risale-i Nur (Letters of Light). His tomb in Urfa (demolished in July 1960)
He died of exhaustion after traveling to Urfa. He was buried on the premises where according to Islamic beliefs Abraham (Ibrahim) is buried. After the military coup d'état in Turkey in 1960, a group of soldiers led by the later extreme right-wing politician Alparslan Türkeş opened his grave and buried him at an unknown place near Isparta during July 1960 in order to prevent popular veneration. His followers are reported to have found his grave after years of searching in the area, and took his remains to a secret place in an effort to protect his body from further disturbance. Now, only two followers of him know where he is buried. When one of them dies, the other one tells one more person the secret place of the grave reducing the chance that the place be forgotten. Interestingly enough, he wrote in a treaty (risala), that no one should know where his tomb is.
20. Lem’a’da Üstad şu soruyu ele alır: Neden ehl-i dalalet rekabetsiz ittifak ederken, ehl-i hidayet rekabetli ihtilafa düşüyor?
İhtilaf ve ihlasın zedelenmesi noktasında tüm oklar rekabeti gösterir. Üstad rekabete götüren yedi sebepten bahseder. Bu yedi sebebin ana başlıkları şu şekilde:
1.Vazife-ücret belirsizliği (Ana fikir: Toplum hayatındaki maddi ücretler belirlenmişse az sorun çıkar. Fakat hizmet hayatında insanların mükafata alakaları kabarırsa ve maddi-manevi karşılık noktasında bir belirsizlik olursa çok kişi aynı şeye talip olur, rekabet ve münakaşa doğar.)
2.İzzeti yanlış yerde aramak (Dalâlet ehli hakikate dayanmadığı için zayıf ve muhtaç hisseder. Bu muhtaçlık onları birleştirir. “Tek başıma ayakta duramam” düşüncesi mevcuttur. Bu yüzden bâtıl yolda bile dayanışma çıkar. Hidayet ehli hakikate dayandığı için manevî izzet hisseder, zorlukta Rabbine müracat eder. Bu yüzden ittifaka ihtiyacı olduğunu hissetmeyebilir, İslam alemiyle tek bir bütün olma düşüncesini taşımayabilir. Halbuki meşreplerimiz farklı olsa da hepimizin gayesi aynıdır.)
3.Sevap kazanma hırsı ve uhrevî vazifede kanaatsizlik (Hidayet ehlinin ayrılması tembellikten değil, yüksek gayretin yanlış kanala akmasındandır. “Talebelerim niye onun yanına gidiyor? Neden onun kadar talebem yok?” gibi cümleler, hizmet cümlesi gibi görünür ama içinde benlik saklıdır. Burada riya kapısı açılır. İnsanın derdi Allah rızası iken insanların takdiri motivasyon olur. Oysa Allah’ın rızası ihlasla kazanılır, sayı çokluğuyla değil. Burada Üstad, Abdü’n nar, abdü’l cenne, abdü’ül lezze değil, Abdullah olmayı da hatırlatır.)
4.Yüksek hedeflerle yola çıkıp “ben”i bırakamamak (Hidayet yolundakiler hak ve hakikatin tesiriyle kör arzulara teslim olmazlar. Gayet fedakarca birleşebilecekleri halde benliklerinden sıyrılamadıkları ve ifrat ve tefritten kurtulamadıkları için ittifakı kaybederler. Dalâlet ehli ise geleceği düşünmez, akıbeti umursamaz, “şimdi ne kazanırım?”a bakar. Hedefleri düşüktür ama ortaktır. Bu yüzden aralarında rekabet değil çıkar birliği vardır.)
5.Güce güvenip ittifaka ihtiyaç hissetmemek (İkinci sebebe yakın bir mânâda olduğundan çok açmayacağım. Ancak çok ince nüansları vardır ve diğer altı sebep kadar önemlidir.)
6.Gayretin çok meseleye dağılması, odak kaybı (Hak ehli ahirete dair çok sayıda meseleyle ilgilenir. Zaman ve enerji dağılır, tek bir noktada yoğunlaşamaz. Sonuç olarak yol arkadaşıyla aynı meseleye kitlenemez. Dalâlet ehli ise sadece dünya hayatını düşünür. Para, makam, güç ve ideoloji etrafına kilitlenir. “Batıl yolda bile samimi ihlâs varsa, o meselede başarı gelir.” Altıncı maddenin ilacı çok kıymetlidir, fakat uzatmamak adına girmeyeceğim.)
7.Ahiret işlerinde yarış ederken ehliyetsizlerin bunu kıskançlığa dönüştürmesi (“Hak yolundakilerin rekabeti kıskançlıktan gelmez, dalâlet ehlinin ittifakı da faziletten gelmez.” Hak ehli, hakikatten gelen yüksek hasletleri “geri kalmama” yarışına çevirir. Ancak ehliyetsizlerin araya girmesiyle rekabet gıptaya, sonra da kıskançlığa dönüşebilir. Hem kişinin kendine hem İslam âlemine zarar verir. Dalalet ehli ise menfaatini kaybetmemek için sevmediği kişilerle bile samimi ve menfaat merkezli bir birlik kurar.)
20. Lem’a’nın ruhu şu mesajı vermektedir: İhlas, bireysel bir niyet meselesi değil, cemaat ahlakı meselesidir. Cemaat, rekabetle kirlenirse bireyin ihlasını da etkiler.
—-
21. Lema ise 15 günde bir okunmalıdır denen bir risaledir. Çünkü ihlas statik değil sürekli aşınan bir şeydir, dolayısıyla sürekli tazelenmelidir. Bu Lem’a’nın hedefi şu sorunun cevabını bulmaktır: Kur’an hizmetinde ve hayırlı işlerde ihlası nasıl kazanır, nasıl koruruz?
İlk paragrafta şöyle der: Hayırlı işlerde en mühim esas, EN BÜYÜK KUVVET, hakikate götüren en kısa yol […], en saf kulluk İHLAS’tır. Üstad ihlasa “kuvvet” demiştir, çünkü ihlas, işi, insanların takdirine, sonuca, alkış, başarıya bağlamaz. Yalnız Allah rızasına bağlar. Böyle olunca insan kırılgan olmaz, çabuk vazgeçmez, kompleks yapmaz, istikrar kazanır.
Ardından ihlâsı kazanmak ve korumak için dört düstur sayar:
1.Amelinizde gaye Allah’ın rızası olmalı Bu düstur “Kimin gözünde değerliyim?” sorusunu hedef alır. Mesele Allah rızasıysa insanların küsmesi veya alkışlaması önemli değildir. Allah kabul ederse, insanlar reddetse bile hükmü yoktur. O, istediğinde de seni insanlara zaten kabul ettirir. Kısaca “sonucu ve itibarı Allah’a bırak, hedefi Allah rızası yap” diyor.
2.Kardeşini tenkit etme, kendini üstün gösterip gıpta damarını uyandırma Bu düstur doğrudan cemaat içi ihlası korur. Üstad bu noktada iki benzetme yapar: Bedendeki organlar birbirleriyle rekabet etmezler, aynı bedenin uzuvlarıdır. Aynı şekilde, bir fabrikanın çarkları da birbirlerinin önüne geçmeye yâhut birbirine hükmetmeye çalışmaz. Hepsi bir şahs-ı manevî olur, bütün halinde çalışır.
3.Bütün kuvvetinizi ihlasa ve hakka verin Üstat burada psikolojik bir gerçek ve doğanın bir kanunundan bahsediyor: Bir işi samimi bir şekilde istemek ve ısrarla çabalamak güç üretir. Doğru yerde olursa “nur”, yanlış yerde olursa “zorbalık” üretir, ama yine de güç üretir.
Üstat aynı zamanda ihlasın bulaşıcı olduğundan ve riyayı temizlediğinden bahsediyor. Allah’ın meleklerine “Kullarım ne diyor?”, “Seni tespih ediyorlar.”, “Ben onları bağışladım.”, “İçlerinde oraya bu maksatla gelmeyen biri de var.”, “Onlar öyle bir topluluktur ki onların arasında bulunan da bedbaht olmaz.” manasındaki kutsi hadis akıllara geliyor ve cemaat ihlaslı olunca ferdin de korunacağını vurguluyor.
Üstad, üçüncü düsturla alakalı pratik bir talimatta bulunuyor: Şeref, makam, ilgi, menfaat gibi şeylerde kardeşini, nefsine tercih et. Çok somut bir örnek veriyor: Güzel bir iman hakikatini anlatma fırsatı varken “Bunu ben anlatayım, sevap kazanayım” düşüncesi gelebilir. Günah olmayabilir, ama araya “ben” girerse ihlasa zarar verebilir. O yüzden, “Mümkünse bunu başka kardeşime anlatsın, benim nefsim kabarmasın.” yaklaşımını tavsiye ediyor.
4.Dördüncü düstur, kardeşlerinizin meziyetlerini ve faziletlerini kendinizedeymiş gibi kabul edip onların şerefleriyle şükrederek iftihar etmektir. Dört düsturdan en hoşuma gidenidir.
Ardından Üstad iki yoldan bahseder: İhlası kazanmanın ve korumanın en tesirli yollarından biri Rabıta-yı mevt yani ölümü hatırlamak, hiç akıldan çıkarmamaktır. Çünkü ölecek biri için şöhret anlamsızdır, tek amaç rıza-yı ilahi olur.
İkinci yol ise tahkiki iman ile (!) yaratıcıyı bilmek ve sürekli onun huzurundaymış gibi bir şuura, yani ihsana sahip olmaktır.
Birinci yol faniliği hatırlatır ve benliği sarsar, ikinci yol ise nefsi terbiye eder ve Rububiyeti merkeze alır.
İhlası kıran ve riyaya götüren üç ana sebep ise şunlardır: 1- Maddi menfaatten ve karşılıktan doğan rekabet 2- Makam, şöhret ve insanların teveccühünü istemek 3- Korku ve hırs (gelecek endişesi)
Bu üç sebebin ortak kökü: BENLİK. Çaresi ise: Beklentisizlik, kardeşlik ve tevekküldür.
20.Lem’a, cemaat ve hizmet alanında ihlası ele alırken 21. Lem’a ferdin ihlasını nasıl kazanıp koruyacağı ve sırat-ı müstakimde sabit kalacağı üzerine tavsiyeler verir.
Bu kitapçığın son bölümü olan “Atalet zindanına düşmemizin sebebi nedir?” kısmına burada girmeyeceğim ama o da ayrıca üzerine konuşmaya değer, altın değerinde bir sayfadır.
Ve son olarak, bu yazdıklarım, asıl çıkardığım özetin de özetidir. Burayı daha fazla işgal etmemek adına birçok noktayı atlamış bulundum. Asıl özet ise ipadimdedir.