Günhan Kuşkanat'ın ilk romanı Kıyısız Gemiler. Ona 2005 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü getiren ilk öykü kitabı Kış Leylekleri de Doğan Kitap tarafından yayımlanmıştı. Kuşkanat, tıpkı öykülerinde olduğu gibi duyarlı, duygulu kahramanlar yaratıyor ilk romanında da. Türkçe'yi kullanırken gösterdiği ustalık ile anlattıklarının sıcaklığı arasında edebiyatın sevincini yaşıyoruz bir kez daha. Kıyısız Gemiler, gerçekten de bir edebiyat sevinci. (Tanıtım Yazısından) - See more at: https://www.kitapzen.com/gunhan-kuska...
1962 yılında, İstanbul’da doğdu. Kadıköy, Fatih ve Ataköy’de, o yılların çocukları gibi tozlu arzalarda, ağaç tepelerinde büyüdü. 1980-83 yıllarında New York’ta yaşamayı denedi. Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü’nü 1988’de bitirdi. Yazarın ilk öykü kitabı olan Kış Leylekleri 2005’te Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı. Bu kitapla aynı yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü aldı. İlk romanı Kıyısız Gemiler de Doğan Kitapçılık tarafından 2006’da yayımlandı. 1996 yılından beri Yeditepe Üniversitsi lisans ve lisansüstü programlarında İngilizce dersleri veriyor.
Üç gündür bu kitap hakkında ne yazacağımı düşünüyorum. Çok çok uzun zamandır bir kitap beni bu kadar etkilenmişti. İçimde kapandı sandığım her yara tek tek açıldı. Parça parça tükenirken başımı çevirip bakmadığım gerçeklerim karşıma dikildiler. Bir kitap insanın içini nasıl bu kadar delip geçer ya da nasıl tüm içimizi çıkarır ortaya serer bilemiyorum.
Ölüp de ölemeyişin kitabı diyebilirim bu kitaba. Yaşıyor sanıp yaşamayışın kitabı.
Roman kısa ancak çok yoğun bir anlatımı var. Zannediyorum ki bi beş sayfa bile daha fazla olamazdı bu kitap. Olsaydı eğer benim ruhum bu kitabı taşıyamazdı.
Romandaki her karakteri ayrı ayrı sevdim. Ayrı ayrı sarıldım hepsine. Her birinin çaresizliğini, gidemeyişini ve beklemekten vazgeçmeyişini ayrı ayrı sevdim.
"Oysa şimdi şiir gibi geliyor söylemek içimde bir kayığın hırpalandığını, azar azar su aldığını. Oysa düpedüz batıyorum, delik delik oluyorum."
"Hem korkmuyorum artık, sadece küskünüm biraz, bu koca yenilgiden kaçacak yerin olmadığını, belki kaçacak tek yerin, yenilginin ta kendisi olmak olduğunu da anladım..."
"Böyledir. Bazen yapacak bir şey kalmaz. Uzun uzun bir hiçliğe koyulursun, bir ada yaparsın kendinden, kendine çıkılmaz boğulursun."
"Küçücük bir ayım vardı anne hatırlıyor musun? Sen almıştın, avuç içi kadardı, boynunda bir trampet asılı, yumuk ellerinde küçücük tokmaklar... Çalışınca nasıl heyecanlı çabuk çabuk vururdu trampetine, pıtı, pıtı, pıtı büyük iş yapıyormuş gibi sevinçle... Sonra, pili zayıfladıkça daha yavaş vururdu pı-tı, pı-tı, küsmüş gibi, ama inanarak yine de, sonra tek, eksik bir pıt'la ölürdü. Nasıl kahramanca, nasıl üzgün ölürdü... Sonra yeni bir pil taksan, yine aynı heyecanla başlardı, pıtı, pıtı, pıtı büyük bir şey yapıyormuş gibi umutlu. Yapabildiği tek şeydi pıtı, pıtı, pıtı nasıl hep aynı sevinçle pıtı, pıtı... Ben de öyleyim şimdi. Bir can daha verseler, bir sevinç, pıtı, pıtı, pıtı... Sonra yavaş yavaş, pı-tı, pı-tı ve içimde kocaman, eksik, bir pıt daha ağrısı..."