La révolution de février 1848 a mis fin à la monarchie de Juillet et inauguré la brève expérience de la IIe République. Mais trois mois après cet immense espoir, l'armée et les gardes mobiles ont brisé l'insurrection d'ouvriers et d'artisans parisiens, barricadés dans l'est de la ville. Pendant plusieurs jours, la République a bombardé et massacré les insurgés : 3 500 morts officiels, plus de 10 000 selon des témoins. À ces victimes s'ajoutent un grand nombre de déportés au bagne ou ailleurs. C'est cette histoire tragique et oubliée que restitue ce livre. À partir d'un étonnant corpus documentaire, les auteurs montrent en quoi les événements de juin 1848, plus précisément, constituent un moment clé pour comprendre la mise en berne des utopies surgies de l'inachèvement de la Révolution française. En s'appuyant sur les récits de témoins, ils rendent compte de ce temps d'ouverture exceptionnelle à l'espérance et à la liberté de pensée, tout en retraçant la succession des drames qui ont conduit du rêve au cauchemar. Ce livre met en scène la fabrique de l'histoire à travers les perceptions qui se croisent, de manière souvent aveugle, dans le feu de l'action.
1848: Unutulmuş Devrim, 1848’i anlatıyor; fakat onu tarihsel materyalist bir bütünlük içinde çözümlemiyor. Oysa 1848, yalnızca bir siyasal kriz değil, kapitalist üretim ilişkilerinin olgunlaşma evresinde ortaya çıkan ilk büyük Avrupa çaplı sınıf çarpışmasıdır.
Kitap barikatları, kulüpleri, bildirileri canlı bir şekilde aktarıyor; ancak bu olayların arkasındaki maddi temeli yeterince açmıyor. 1847 ekonomik krizi, işsizlik dalgası, sanayi proletaryasının büyümesi ve burjuvazinin siyasal iktidarı tekelleştirme eğilimi arasındaki ilişki güçlü bir teorik çerçeveye oturtulmuyor. Böyle olunca devrim, tarihsel zorunluluğun ürünü olmaktan çıkıp, adeta ardışık olayların toplamına indirgeniyor.
Özellikle Haziran 1848 kırılması, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki uzlaşmazlığın çıplak biçimde ortaya çıktığı andır. Ancak kitap bu momenti sınıfsal bir kopuş olarak derinleştirmek yerine betimsel bir çizgide kalıyor. Liberal cumhuriyetçiliğin sınırları ve mülkiyetin dokunulmazlığı meselesi yeterince teşhir edilmiyor.
Sonuçta eser, 1848’i “unutulmuş” bir devrim olarak anıyor; fakat onun neden bastırıldığını, neden burjuva düzen tarafından emilip tasfiye edildiğini yapısal olarak göstermekte tereddütlü davranıyor.
Kısacası: • Sınıf analizi zayıf • Politik ekonomi arka planda • Devrimin tarihsel zorunluluğu flu