Yaptığı savaş meydanı belgeselleri ile tanıdığım gazeteci/televizyoncu Bedia Ceylan Güzelce'nin Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan arasında Erzincan'da gerçekleşen savaşın farklı bir gözden anlatılmış hikayesi bu kitap.
Farklı bir göz, çünkü dönemin en büyük muharebelerinden biri sayılan savaşı bize bir kirpi anlatıyor. Toprağın altındaki yuvası, eşi, çevredeki börtü böcek, kızıl kanatlı akbaba ile yaşamının sıradan bir dönemini geçiren bir dişi kirpi, savaşın şahidi oluyor ve bize aktarıyor.
Denilebilir ki olayların aktarıcısı olan kirpi insanlar, ordular, askerler ve onların silahları hakkında nasıl bu kadar bilgili, donanımlı? Nereden biliyor böyle şeyleri? Yaşam alanı birkaç yüz metreden ibaret bir kirpi savaşı, meydanı, tüm olan biteni nereden biliyor, nasıl görüyor, duyuyor, öğreniyor?
Bunlar sorulabilir elbet. Yanıt belli, "kirpinin anlatıcı olduğuna inanıyorsun da..." diye başlayan bir cümle tüm bu soruları yanıtlayabilir.
Yazarın şiirsel anlatımı, üslubu kitabı okutturuyor aslında. Çünkü ne anlatılanlar tarihi açıdan bize yeni, farklı, bilinmemiş bir şeyler öğretiyor; ne de kirpi, savaşı farklı bir göz ile anlatıyor. Klasik bir savaş anlatısı var. İhtirasları yüzünden birbirine savaş açmış imparatorlar, onların ihtiraslarına boyun eğmiş kullar, savaşın korkunç yüzünün delirttiği askerler,... Üstelik erkek dünyasına atılan bu bakış, anokronik, "Türkler, Türkler ile savaşıyor... Hiç olacak şey mi bu?" gibi o dönemin şartlarında pek de kimsenin önemsemediği, 19. yüzyıl düşünce kalıplarıyla sonradan yeniden inşa edilmiş bir perspektifi de tekrarlıyor.
Kısa bir roman, 100 küsür sayfalık bir uzun öykü belki de kitap. Şiirsel dili, yer yer anlatının tamamen şiire dönmesi, savaş üzerine yazılmış bir kitabı okumak isteyen okuru tatmin etmeyebilir. Ama zaten bir savaş romanı olmadığını anlamak da çok zor değil.