Anneler şöyle demeli. “Öleceksek ölürüz Deniz, bunda korkacak bir şey yok, delireceksek de deliririz bunda da korkacak bir şey yok.” Oysa annem, “Kafanı kaşıyıp durma, tırnak yarası olacak sonra, git şu Eminönü’ndeki eczacı kadına diyorum, bunun için özel reçetesi varmış, bir seferde geçiriyormuş. Ayrıca yaptığın şey hiç hoş görünmüyor,” deyip duruyor.
Ayşen Bayazıt Melik sade ve akıcı bir dille kaleme alınmış romanında okurlara “korkmayın, her şey düzelecek, yeter ki hayatı unutacak kadar şaka yapabilin” diye seslenerek, bugün içinde yaşadığımız dünyanın insanlar üzerindeki kötücül etkisini yatıştırmaya çalışıyor.
Ayşen Bayazıt Melik romanında bir balkona çıkıyor, aşağı sarkıyor, ama düşmeyeceği konusunda ne okura ne de kendisine garanti verebiliyor. Balkonun yüksekliği okurun durumuna bağlı biraz da... Okurun başı dönmezse aşağı bakabilir, yani okumaya devam edebilir. Düşüp de ölmezse şayet şakanın tam içinde olduğu anlamına gelir. Gerilimi yüksek, ironinin yer yer kara mizaha yerini bıraktığı kuvvetli bir roman...
sarı sıcak şehirde geçen bir aile öyküsü. ölüm korkusunun ağır bastığı, toplumun acılarına da değinmekten geri durmayan. kullandığı ironik diliyle konun ağırlığını okuyucuya taşıttırmadan hissettiren. yer yer kara mizahla zenginleşen kanlı canlı karakterleri, bir de "Fatik"iyle bir solukta okuyabileceğiz bir roman. yazarın ilk romanı olmasına karşın güçlü ve okumaktan büyük zevk alacağınız bir kitap.
Romanın kahramanı ve anlatıcısı sarı sıcak şehrin yegane Deniz’i kristal küçücük bir bebek gibi narin, zarif ve kırılgan. Parçalanışını da, her bir parçasını bir bilim adamı soğukkanlılığıyla inceleyişini de anlatıyor. Sade diliyle ve basit çağrışımlarla yola çıkıp yaşamın en temel kavramlarını sorguluyor, avucunuza bıraktığı her kristal parça teninizde izler bırakıyor. Güç ve hassasiyetin mükemmel karışımı Deniz. Yazar uzun yazmamış ama Hepsi Bu uzun uzun okunuyor, hatta tekrar okuma arzusu yaratıyor. Edebiyat işte bu dedirtiyor.
Hepsi Bu zamanı yavaşlatan, romanın ötesinde bir eser. Aşka ya da çocukluğa benzeyen bir oyun. Kimi zaman nefessiz bırakan, kimi zaman eğlendiren, güvensiz hissettiren, isyan ettiren, imrendiren, insanı yorduğu noktada dahi hiç bitmesin dedirten bir macera. Bağımlılık yapan bir duygu seli. Hayatı tüketirken anlamaya yetişemediğimiz detaylara büyüteç tutan bir araç. Defalarca okuyup, bambaşka hikayelere tanık olunan bir film. İyiliğin, tehlikenin ve içgüdülerin sınırlarında gezen bir rollercoaster. Ayşen Bayazıt Melik ve taşıdığı kelimelerini izlemek bir ip cambazını izlemek gibi. Perde aralanınca sahnede sadece kendisini değil, özümsediği sanatçı, edebiyatçı ve filozof güruhunu da izliyorsunuz. Her birisini görünür kılıyor sihirle çizdiği cümleleriyle. Hepsi Bu benim için bir başucu kitabı. Herhangi bir cümlesini açıp karşısında sadece izlemeye geçmek, yavaşlamak, durmak istediğim bir kitap. Gönülden tebrik ederim.
Klasik bir roman kurgusuna sahip olmayan bu romanı çok severek okudum. Sürekli kendini anlatan bir karakteri okumak genelde sıkıcı gelir ama kitap aktı gitti. Hele mevsimine uygun olmayan hava şartlarının insanları tedirgin edişinin nedenini anlattığı bir bölüm var ki, aç aç oku. Bunu kitabın tamamı için de söyleyebilirim, benim başucu kitabım olacağı kesin.
Yazarın hakkında da “Edebiyatın, insanların birbirini anlayıp sevebilmelerinin en iyi yolu olduğuna inanıyor.” demişler, bence de...
Oldukca karamsar ama bir o kadar da anlatimi rahat, eglenceli ve bazen alayci... Anlatmak istediklerinin etrafinda dolanip, dehlizlere ve anilara girip ardindan yolunu tekrar bularak ana konuya cok basarili sekilde donmesi beni etkiledi.
Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan çok fazla Türkçe edebiyat eseri olmadığından, Ayrıntı'nın basmaya değer bulduğu bu kitap epey ilgimi çekmişti. Hakkında da hep olumlu yorumlar okumuştum. Ama kitabı bitiremedim bile; oysa, kitapları yarıda bırakmak pek adetim değildir.
Farklı olan her şey, ille de iyi olacak diye bir şey yok. Dilinin kendine has ve eğlenceli olması da, kitabı nitelikli yapmaya yetmiyor bence. Anlatı ironik; ben de ironi çok severim ama ironiyi destekleyecek kuvvetli bir alt metin yok. Daldan dala atlayarak konuşur gibi yazılmış olması, anlatıyı çekici kılabilecek bir özellik de olabilecekken, sanki çoğu noktanın yüzeysel kalmasının nedeni olmuş.
Yine de, acaba sabırlı olup biraz daha okusam kitabı beğenir miydim, bilemiyorum. Yukarıda belirttiğim görüşlerimde haksız çıkmayı umarak, belki başka bir zaman tekrar okurum.
Yavaş okunuyor, öyle bir çırpıda bitebilecek bir kitap değil. Başlarda bırakmayı bile düşündüm ama sebat etmek ödüllendirdi. Her sayfada hem gülümseten hem de düşündüren bir şeyler buldum ben. Hoşuma gitti.
"Hayat burada bitmez, bitse hepimiz kurtulurduk ama hayat devam eder."
"Hepsi Bu", Türkçe edebiyata nispeten az (olmasa da o dönem az sandığım oranda) yer ayıran Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan bir ilk roman.
Birkaç yıl önce, kitabevinde beni bulan bu kitap, evvela bu özelliğiyle dikkatimi çekmiş, ardından da konusuyla beni etkilemiş ve bir ortaklık tecelli etmişti. Geçtiğimiz yılın başlarında, henüz bu sayfa ve kitap yorumları hayatımda yer sahibi değilken, yerleştiği raftan bana göz kırpmayı asla kesmeyen bu kitapla buluştum.
Meğer bir bildiği ve özgüveni varmış eserin. Beni gözümden tanımış, doğru seçmiş. Sonrasındaysa, keyif ve ironiye sarıp da sunduğu hayat(a dair) acı tatlı anlatıyla beni etkiledi.
İçerik ve teknik yönden, bir ilk eserden fazlası olduğunu bana ispatlayan "Hepsi Bu", beğeni madalyasını göğsüne iliştirip belleğimin arka sıralarında güzel bir yer seçip yerleşmişti.
Sonra, bu medya aracında, birçok okur tarafından paylaşılan "yılın en iyileri" minvalinde listelerden hevese gelip 2024 okuma kayıtlarımı karıştırmamla birlikte yine onu gördüm, arka sıradan bana el ediyor, birlikte geçirdiğimiz kaliteli saatleri hatırlatıyor. Hakkı var, geçen yıl okuduklarım arasında en beğendiğim roman olduğunu o da biliyor. İtiraz edemedim, bir numarama onu koydum.
Yetinmedi tabii, ben de geçici bir hikâye olmasıyla yetinemedim. "Kendisine ait bir oda" veremesem de gönderisi olsun diyerek, ona özel, farklı bir paylaşım hazırladım.
Okur-eser ilişkimi anlattığım bu uzun girizgah, bakıyorum onu memnun etmiş, Fatik ve Osmo'ya da sordum, onlar da hemfikir. Yazar, bir kere kitabını yayımlattıktan ve bu kitap, okurun gözleriyle buluştuktan sonra, aynı kitap, algıladığım kadarıyla kitabım olmuyor mu hem? Bu, benimle "Hepsi Bu"nun, bir de Deniz'in arasında, nihayetinde onun zihninde gezdim.
İçerikten genelde bahsetmem, bu sefer hiç değinmiyorum (yoksa değindim mi?), çünkü sevdiğimiz her kitapla ilişkimiz bize özel ve değerlidir.
Memleketimiz, yaşam ve kadına dair samimi, düş(ün)sel ve alışılmadık anlatılardan hoşlanan ve memleketimizde yaşamaya çalışan bir kadının zihninde dolaşmaktan çekinmeyen okurlara öneririm.