Jump to ratings and reviews
Rate this book

Bilim Ne Değildir? Yeni - Ateist Bilim Anlayışının Felsefi ve Sosyolojik Analizi

Rate this book
Alper Bilgili bu çalışmasında, bilimin doğasını, amaçlarını ve meşru sınırlarını Richard Dawkins, Sam Harris ve bilhassa yeni-ateizmin Türkiye’deki en önemli temsilcisi olan Celâl Şengör’ün bilim anlayışları üzerinden tartışmayı hedeflemektedir. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ülkemizde de geniş bir okur kitlesine sahip olan yeni-ateist düşünürler, metafizik ve ideolojik kaygılarla doğa bilimlerinin amacını ve sınırlarını yanlış bir şekilde tasvir etmekte, doğa bilimlerinden toplumsal meseleler de dâhil olmak üzere her konuda rehberlik yapmasını beklemekte, doğa bilimleri dışında kalan bilgi türlerini küçümsemekte hatta gayrimeşru ilan etmekte, bilimi özcü bir yaklaşımla dinin tam karşısına yerleştirmekte, bilim ve din arasında kurdukları bu dikotominin bir sonucu olarak sekülerleşmeyi hızlandırıcı sosyal politika taleplerinde bulunmaktadırlar. Sonuçta, yeni-ateist düşünürler, okurlarını bilimin niteliği ve işleyişi konusunda yanlış bilgilendirmekte, daha da vahimi, bilimi metafizik ve ideolojik pozisyonlarının sözcüsü olmaya zorlayarak bilimin toplum nezdindeki itibarını zedelemektedirler. Yeni-ateist düşünürlerin, bilime ve bilhassa bilim-din ilişkisine dair iddialarının sosyoloji ve felsefenin sunduğu teorik araçlarla değerlendirildiği, bilimin ideolojik kaygılarla araçsallaştırıldığının tarihsel verilerle gösterildiği bu kapsamlı ve nitelikli çalışmanın, Türkçe literatürde önemli bir açığı kapatacağı rahatlıkla söylenebilir.

224 pages, Paperback

Published January 1, 2017

Loading...
Loading...

About the author

Alper Bilgili

8 books11 followers
Alper Bilgili bilim sosyolojisi, siyaset sosyolojisi ve din sosyolojisi alanlarında uzmanlaşmış bir sosyologdur. Son dönem çalışmalarında din ve bilim arasındaki ilişkiye odaklanmıştır. Lisans ve Yüksek Lisans derecelerini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde, Doktora derecesini sosyoloji alanında İstanbul Üniversitesinde “Sosyal Etkenlerin Bilimsel Bilginin Oluşumundaki Rolünün Analizi: Kuhn ve Güçlü Program Örneği” isimli tezi ile tamamlamıştır. Alper Bilgili, post-doktora çalışmalarını İngiltere’de, Leeds Üniversitesinde, bilim tarihi ve bilim felsefesi alanında sürdürmüştür. Halen Acıbadem Üniversitesi, sosyoloji bölümünde öğretim üyesidir.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
37 (50%)
4 stars
20 (27%)
3 stars
11 (14%)
2 stars
2 (2%)
1 star
4 (5%)
Displaying 1 - 10 of 10 reviews
Profile Image for Anonimus.
2 reviews
July 22, 2017
Kitap bilim ve dinin birbirinin zıddı olmadığı tezini mutlak çatışmacı Şengör ve gibileri üzerinden yürütmektedir. Yazar Şengör ve benzerlerini çökertici olduğunu düşündüğü (bilim ve dinin çatışmadığına dair) birçok örnek vermektedir.

Bu kitapta ''dinlerle bilimin ayrı sorulara cevap verdiği ve ayrı işlevlere sahip olduğu'' iddia edilmekte, bu amaçla da bilimin dinlerle çatıştığı düşünülen noktalar aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Gelgelelim yazar bilimle dinlerin asla çatışmayacağını da iddia etmemektedir. Örneğin ''her dinin dogmalarının bilimle eşit derecede uyumlu olmayabileceği''nden bahsetmektedir. Öyleyse denildiği gibi dinlerle bilim ''ayrı sorulara cevap veren ayrı işlevlere sahip olan'', birbirlerine dokunmadan geçen, birbirlerinin alanını hiç ihlal etmeyen olgular değildirler.

Yazara göre dinler bilime karıştıkları bilimi tıkadıkları düşünüldüğü zaman ''Kilise gibi dini otoritelerin aynı zamanda sosyal ve politik güç odakları oldukları'' göz ardı edilmemelidir. Ancak gelgelelim söz konusu Kilise bilimi teşvik ettiği zaman yazar Kiliseyi kısayoldan dinle eşitlemekte onun aynı zamanda sosyal ve politik bir güç odağı olduğunu unutmaktadır.

Ayrıca yazar organize dinlerin -yalnızca Kilise gibi kurumlar aracılığıyla değil- insanlık tarihi boyunca her daim çeşitli şekillerde sosyal ve politik bir güç ağına dolanık olduğunu gündelik yaşamı düzenlediğini denetlediğini ve bir tahakküm aracı olduğunu göz ardı etmekte yahut buna inanmamaktadır. Organize dinlerin adı/doğası gereği organize olmakla gündelik hayatı örgütlemek ve ona tesir etmekle birer güç odağı/örgütü olarak işlediği gizlenmektedir. Böyle oldukta özgür düşünce için daima bir tehdit oldukları unutulmaktadır.

Kitapta ''Dinlerin söylediklerini, o dinin bazı mensuplarının söylemleri ve eylemlerine indirgemek doğru bir tavır olmayacaktır'' denmektedir. Ancak kitap bilim lehine konuşan bilimsel merakı olan dindarlardan/papazlardan bahsederken ''dinin bazı mensupların'' bilim lehine olan söylemlerini kolayca ''dinlerin söylediklerine'' indirgemektedir.

Kendilerine hiç katılmadığım ''Yeni-ateistler''in bir sosyolog tarafından tarafsız bir eleştirisini görmeyi umut ettiğim bir kitapta dinin aslında bilimle uyuştuğunu ispatlamaya çalışan din savunucu bir tavır sezdim.
Profile Image for Jerusalem.
29 reviews3 followers
January 7, 2021
Kitap yeni-ateistler olarak adlandırılan ve Batı'da Richard Dawkins gibi isimlerle simgeleşen, Türkiye'de ise Celal Şengör'ün temsil ettiği akımı ele alıp eleştiriye tabi tutuyor. Kitabın akıcı dili, giriş seviyesinde bir okuma sunması ve zengin kaynakçası kitaba artı kazandırıyor. Alanı olmayan kişiler için gayet doyurucu seviyede bir literatür tanıtımı ve eleştirisi sunuyor. Gayet sağlam bir kitap.
Profile Image for Fehim Kaan.
3 reviews
April 30, 2026
TL:DR
Yazar, bilim ile dinin bağdaşabilir olduğunu, yeni ateizmin bilimi propaganda aracı olarak kullanması nedeniyle zedelediğini ve halkın bu manipülatif söylemleri sorgulamadan benimseyip bilimi olduğundan farkı kavradığını iddia etmiş. Yeni ateizmin Türkiye'deki ana temsilcisi olarak Celal Şengör'ü seçmiş ve çoğunlukla onun üzerinden ilerliyor.

Bu kitap nedir, ne değildir?

✅Celal Şengör'ün ve birkaç diğer ateistin şahsi dünya görüşündeki tutarsızlıklar veya boşlukların tespiti.

✅Bilime sınırlarının ötesinde anlamlar yüklenmesinin doğurabileceği sorunların tartışılması.

✅Doğa bilimlerinin evrenin anlaşılması için önemli bir araç olması fakat anlamlandırılması için felsefe gibi sosyal bilimlere de ihtiyaç duymasının temellendirilmesi.

✅Sekülerleşmenin yalnızca bilimsel gelişmelerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir süreç olduğunun temellendirilmesi.

✅Kaynakça zengin

❌İnsanların putlaştırılması ve söylemlerinin bağnazca kabul edilmesinin ana sebebi olan halkın eleştirel düşünceden yoksunluğuna ve bunun sebeplerine hiç değinilmemiş.

❌Yazar, din ile bilimin bağdaşabileceğini argümantasyon yerine devamlı olarak otoriteye başvurma safsatasına yaslanarak temellendirmeye çalışmış. Sürekli olarak din ile bilimin birbirini dışlamasının zorunlu olmadığını savunan veya ima eden kişilerin isimleri sayılmakta fakat ne yazarın kendi kattığı bir argüman zinciri var, ne de isimlerini saydığı kişilerin mantıkları ortaya konur.

❌Kötülük problemi veya kozmolojik argümandaki gedikler çok dar bir perspektifte objektiflikten uzak şekilde ele alınarak geçiştirilmiş.

❌Yeni ateistleri eleştirdiği veri çarpıtma ve tarihi tek taraflı aktarma hatasını kendisi de birçok kez yapmış. Arap toplumunun veya genel olarak dinlerin bilime/felsefeye katkısı köpürtülerek anlatılsa da MÖ 7. yüzyılda başlayan eleştirel düşüncenin günümüze kadar dogmatik oluşumlarca defalarca kez önünün kesilmeye çalışılmasından neredeyse hiç bahsedilmemekte, bu bağlamda objektif bir perspektif sunmamakta.

---
# Özetim

Yazar, ateizmin sayıca az fakat sesi çok çıkan militan kolunu (Yeni-ateizmi), spesifik olarak militan ateistlerin ülkemizdeki iyi bir temsilcisi olduğunu düşündüğü Celal Şengör'ü hedef alan bir reddiye yapmaya çabalamış.

Militan ateistlerin bazı uçarı söylemlerinin bilimin itibarına zarar verdiğini, hele ki Türkiye gibi dini hassasiyetleri yüksek toplumlarda din ile bilimi karşıt görüşler olarak sunmanın Türk aydınlanmasına hizmet etmediğini belirtmiş.

Bu bağlamda Şengör'ün kendisine edindiği görevlerden biri olan bilimi halka ulaştırma vizyonunu yerine getirmek yerine bilimi ve bilimden edindiği prestiji kendi uç görüşlerinin propagandasını tepki almadan özgürce yapmak için kullandığını iddia ediyor. Aynı şeyi Dawkins ve Harris gibi diğer militan ateist akımın öncülerinin de yaptıklarını belirtiyor.

Yazar, kitabın başlangıcında Şengör'ün uçarı iddialarının eleştirilmesini **amaçlamadığını** belirtse de reddiyesi boyunca Şengör'ü neredeyse bir şarlatandan ibaret kılacak kadar cımbızlanmış söylemlerini ön plana çıkartarak lanse ediyor. Öyle ki Şengör'ü bilim insanı ve militan olmak üzere iki farklı karakter olarak ele alarak birini diğerinden kurtarma çabasına soyunduğunu söyleyecek kadar absürtleşmekte.

Aynı tepeden bakan tavrı Dawkins, Titov ve kendince yeni ateizm potasında erittiği birçok isim için de kullanıyor. Bu isimlerin asıl uzmanlık alanlarındaki başarılarından veya prestijinden tek tük söz etse de nihayetinde bu bir reddiye olduğu için başarılarını değil uçarılıklarını büyüterek okuyucuyu devamında gelecek reddiyeye hazırlaması bir nebze anlaşılır.

Zannedilmesin ki yazar, bilimin halk tarafından daha fazla benimsenmesini amaçlıyor. İddiasına göre yazarın asıl amacı dinin bilim ile bağdaşmadığı fikrini çürütmek.

"Bu kitapta Şengör'ün ve yeni-ateistlerin bilimle ilgili spekülasyonlarına karşı getirilen eleştirilerin temel amacı, bilimin toplum nazarında sevilme­sini sağlamak değildir.

Benim bu konudaki iddiam, bilim ile dinin doğaları gereği çatıştığı tezinin gerçeklerle bağdaşma­dığı, çatışma olarak sunulan tarihsel olayların göründüğün­den çok daha karmaşık olduğu, Şengör ve yeni-ateistlerin çatışma tezini ikna edici sunmak adına sosyal aktörleri ve dinamikleri görmezden geldikleridir."

Yani yazar, kitabının birçok kısmında militan ateistleri bilimin itibarını zedelediği için eleştiriyor gibi görünse de özünde dinin bilimle uyumsuz görülmesinden rahatsız ve dogmaları onunla uyumlu veya en azından çelişmez bir konuma getirme niyetinde.

# Özetle kitapta sunulan argümanlar;

- Bir bilim insanının ne kadar saygın veya popüler olursa olsun her zaman eleştirilebilir olması gerektiğini, putlaştırılmaması gerektiğini belirtmiş.

- Bilimin özünde deskriptif bir alan olduğunu ve normatif söylemleri pompalamak için bir araç olarak kullanılmaması gerektiğini söylemiş.

- Bilimi halka aktarma vizyonunu benimsemiş birinin dini hassasiyetleri olan bir topluma hitap ederken itidalli olması gerektiğini belirtiyor.

- Sekülerleşmenin sadece bilimle açıklanamayacak kadar kompleks olduğunu, ve çok disiplinli bir perspektifle incelenmesi, bilim din çatışmasına indirgenmemesi gerektiğini söylüyor.

- Bilim ve dinin çelişen değil birbirini destekleyen olgular olduğu.

- Ateistlerin çoğunun akli olgunluğa erişmeden, maruz kaldıkları sosyal arkaplan sebebiyle veya travmatik yaşanmışlıklar sonrası ateizme kaydığı, rasyonel sorgulama neticesinde ateist olanların nadir olduğu.

---
# Kozmolojik Argüman Sorunu

1. Yazar, "var olmaya başlayan her şeyin bir nedeni vardır" önermesinden kalkarak Tanrı'nın bir nedeni olup olmadığını sormak ancak Tanrı'nın var olmaya başlamış olması durumunda anlamlıdır der.

2. Big Bang kuramı zamanı evrenin içsel bir özelliği olarak tanımlar; evrenin dışında bir varlık olan Tanrı bu nedenle zamanın da dışındadır.

3. Zamansız bir varlık için "başlamak" diye bir şey söylenemeyeceğinden, "Tanrı'yı kim yarattı?" sorusu da anlamını yitirir sonucuna varır.

Buradaki birinci problem, zamansızlığın tanrının nedenini sorgulamamızı anlamsız kılmasına rağmen tanrının evrenin nedeni olmasını anlamsız kılmayışıdır. Zaman dışında nedensellik ortadan kalkıyorsa tanrının evrenin "sebebi" olduğunu hangi mekanizmayla açıklayacağız? Yazar bunu ya gözden kaçırmış ya da işine gelmediği için bahsetme gereği duymamış.

Ek olarak, yazar Big Bang'i evrenin kaynağına dair bilimin nihai teorisi olarak kabul ederek evrenin bir başlangıca sahip olduğunu tartışmasız bir gerçek olarak kabul etmiş. Halbuki big bang teorisi de kozmik enflasyon teorisi gibi alternatiflere sahiptir ve bu konu bilimde hala tartışmalı konulardan biri. Evrenin kendisini ezeli ve ebedi kabul etmemiz halinde, eğer "nedensiz neden" diye bir şey varsa bu sıfatı evrenin kendisine de yükleyebilirsiniz. Yani zincire bir halka daha ekleyerek nedensiz neden olacak bir varlık eklemeniz gerekmez. Buradan da ancak panteizmin tanrı kavrayışını temellendirmiş olabiliriz.

Bir şekilde nedensiz neden olarak tanrıyı kabul etsek dahi bu tanrının neden teizmin tanrısı olduğunu açıklamak gerekir ki bunu açıklamadan direkt bu kabule varmak büyük bir sıçramadır.

---
# Kötülük Problemi Sorunu

Asa Gray'in, doğal seçilimle evrim teorisinin kötülük problemini çözüğü iddiasını dile getirmiş.

"Asa Gray'e göre Darwinizm'in çözdüğü dinî sorunların en önemlisi, kötülük problemidir. Çünkü Gray'in de belirttiği gibi canlıların acı çekmesi evrim teorisi altında olağan ve kaçınılmazdır. Etrafımızda şahitlik ettiğimiz farklı türler, canlılar ancak bu acı veren süreçlerle meydana gelebilirdi. Dolayısıyla insanların kafasını kurca­layan "doğada neden acı var" sorusu, evrim teorisi dikkate alınınca tatmin edici bir biçimde cevaplanmış olur. Doğa­nın, güçsüzleri bu şekilde elememesi durumunda ne insan­dan söz edebilecektik, ne ceylandan ne de bir martıdan."

Tanrının daha yüce bir iyilik için acının ortaya çıkmasına izin verdiği argümanı kötülük problemine verilen en zayıf yanıtlardan biridir. Yazar da Asa Gray üzerinden bunu bir çözüm olarak sunmuş.

---
# Çarpıtmalar

- Yazar, Darwin'in Türlerin Kökeni'nin 1859 baskısında yer almayan, 1860 baskısında Darwin'in dindar kesimlerin tepkisinden çekindiği için sonradan eklediği "by the Creator" ifadesini bu bağlamdan kopuk olarak ele almakta, okuru yanıltmaktadır. (Syf 115)

- Yazar, evrim teorisi ile bir ideoloji olarak sosyal darwinizm arasındaki devasa farkı muğlaklaştırmaya çalışmış, bunu da otoriteye başvurma safsataları ile bezemiş. (Syf 178)

- Yazar, doğal seçilimle evrim ve büyük patlama gibi kuramların sadece tesadüflere dayalı açıklamalar olduğunu zannetmekte veya okuyucuya kasıtlı olarak bu şekilde lanse etmektedir. (Syf 85)

"Sadece Dawkins değil, diğer yeni-ateist yazarlara göre de tesadüfler sonucu ortaya çıkmış bu Evren'de, yine tesa­düfler sonucu ortaya çıkmış canlılar olarak amacımız sadece hayatta kalmak ve genlerimizi sonraki nesillere aktarmaktan ibarettir."

Bu tarz çarpıtmalar yapması yazarın kendi sözleriyle şuna çok güzel bir örnek olsa gerek; "Birçok insan kendisini mutlu etmeyecek bilgiye karşı kayıtsız kalmaktadır." 🙂

---
# Yorumlarım

Kozmonot Titov, Ufuk Uras veya Celal Şengör gibi kişilerin uzmanlık alanları dışındaki söylemlerine veya üsluplarına dair yapılan eleştirilere ilişkin bir şey söyleme gereği duymuyorum, çünkü bir disiplin olarak bilimi veya herhangi bir felsefi akımı argümanlara değil de kişilere, hatta o kişilerin gülünç denebilecek subjektif söylemlerine indirgeyerek incelemek korkuluk ve ad hominem safsatalarının güzel bir karışımı gibi görünmektedir. Yazar bu kişileri korkuluk safsatası yapmakla itham etse de kendisi de aynı şeyden muzdarip görünmektedir.

Buradaki problem, bilimsel faaliyetleri nedeniyle prestij kazanmış insanların her söylemini doğru kabul eden bireylerde veya buna yol açan psikolojik/kültürel ögelerdedir. Fakat yazar, çeşitli insanların putlaştırılmasının ve söylemlerinin bağnazca doğru kabul edilmesinin asıl sebebi olan eleştirel düşünme kültürünün yoksunluğundan hiç bahsetmemektedir. Bu yoksunluğun müsebbibi olarak birçok farklı değişken ortaya konabilir.

Yani yazarın değindiği ana sorun aslında eleştirel düşünce eksikliğidir, fakat bunu sorunu kökenlerine değil sonuçlarına odaklanarak çözmeye çalışmaktadır. Veya daha doğru bir soruyla; çözmeye çalışmakta mıdır? Görünüşe göre asıl amaç bu değil, Celal Şengör'ün ve bazı diğer ateistlerin şahsi dünya görüşündeki gedikleri tespit etmek ve bu yolla dogmaların sarsılan konumunu iyileştirmektir.

Bilimin tamamen ideolojiden bağımsız bir faaliyet olmadığı yönündeki tespit yerindedir. Bilimi icra edenler günün sonunda insan oldukları için onların şahsi ideolojilerinden tamamen sıyrılmış biçimde süper objektif olmalarını beklemek abesle iştigal olacaktır. Bunların her biri günün sonunda kendi hayatları ve fikirleri olan insanlardır, uzmanlık alanlarında olsun veya olmasın söyledikleri her şey elbette ki eleştirel bir perspektifle süzgeçten geçirilmelidir.

Militan ateistlerin (Hatta herhangi bir militanlığın) temsil ettiği olgulara zarar vermesi de haklı bir eleştiridir.

Yazar, bilimin kendisinin de dogmatik inançlar üzerine inşa edildiğini, bu bağlamda dinin dogmatik temellere dayanmasının da normal karşılanabileceğini gerektiğini ima etmiş. Fakat entelektüel bir faaliyet için başlangıç noktası teşkil edecek bazı temel kabuller ile sorgulanması teklif dahi edilemeyen dogmatik inançlar çok farklı şeylerdir. Yazar, bu ikisi arasındaki farkı muğlaklaştırarak bilim ve dogmalar arası farkı törpülemeye çalışmış. Elbette bilimin temel kabulleri sorgulanamaz değildir, bilim felsefesi altında ayrıca sorgulanmaktadır. Yazar bunu kendisi de belirtmesine rağmen bunu bir argüman olarak sunmuş.

Herhangi bir entelektüel faaliyetin yapılabilmesi için (hatta herhangi bir faaliyet için) bazı temel kabullerin olması şarttır. Örneğin zihnimin dışında bir dünya olduğu, bu yazıyı okuyacak ve anlayacak başka insanlar olduğu önkabulüne sahip olduğum için bu yazıyı yazıyorum. Bu tarz temel kabullerin olmaması sofist Gorgias gibi boşlukta sıkışıp kalmamıza sebep olurdu.

Eğer zihnimizin ötesinde bir evren varsa ve bu, Kant'ın numeni gibi ilkesel duvarlarla hakkında bilgi edinilemez değilse onun hakkında sistematik şekilde veri toplamanın ve bu verileri işe yarar bilgiye dönüştürmenin şimdiye kadar bulduğumuz en nesnel yolu deney ve gözlem yoluyla yapılan bilimdir. Elbette kusursuz değildir. Daha iyi bir disiplinle çıkagelen olursa onu ilk ele alacakların ve benimseyeceklerin dogmatikler değil açık fikirliliğe sahip insanlar olacağını aklı başında herkes kabul eder zannedersem.

-------
# Sonuç

Bu kitap bağlamında yazarı, eleştirdiği yeni ateizmin karşı kamptaki versiyonu olarak okumak pek abes olmayacaktır. Çünkü eleştirdiği şeylerin aynısını teizm kampı perspektifinden yapmaktadır. Yani bu kitaptaki içerik objektif bir sentezden ziyade teistik antitez olarak kabul edilebilir.

Bu kitapta bulamayacağınız objektif bir senteze kavuşmak için farklı görüşleri içeren okumalar yapmalı ve kendi sentezinizi oluşturmalısınız. Şunlara göz atabilirsiniz; Plantinga, Russell, Dawkins, Swinburne, Hume, Eliade, Pascal Boyer.
Profile Image for Mehmet Soylu.
9 reviews
August 19, 2018
Yazar çoğunlukla hem bilimle, hem dinle, hem de Celal Şengör'ün söylemleriyle ilgili yanlış saptamalarda ve tanımlamalarda bulunuyor. Örneğin dinin felsefi altyapısını kurarken akla yer veriyor. Dogmatik bir sistemde akıl yer almaz. Bu bağlamda bilimle din birbiriyle daima uyuşur iddiası da yersiz oluyor. Bilimin dogmatikliğine yer verirken de bilim nosyonunu ve konseptini pek anlamadığını düşündürüyor. Kısacası ne bilimi düzgün tanımlayabilmiş, ne de din kavramını olması gerektiği yere koyabilmiş. Bunları böyle yapınca kitabın ilerleyen kısımlarında yer alan çözümlemeler de yersizleşiyor.
Profile Image for Nur.
1 review
June 23, 2017
Alper Bilgili'yi cesaretinden ötürü ne kadar tebrik etsem az. Kendisi hem kendi toplumumuzun tabulaştırdığı, eleştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bilim insanlarını/düşünceleri hem de aslında oluşum olarak hiç de yeni olmayan ama bir takım farklılıklarla karşımızda duran yeni ateizmi kanıtlarıyla ve gerek felsefi gerek sosyolojik akıl yürütmeler sonucu çıkarımlar yaparak hakaret/incitici söz söylemeden, kibirli bir üslup kullanmadan eleştirmiş. Kalemi daim olsun. Kitap şiddetle tavsiyedir.
1 review
Want to Read
April 3, 2018
Aydınlatıcı ve güzel bilgiler içermektedir. Özellikle "Bilim" ve "Bilimcilik" ayrımı gözeten ve bilimin, hayatımızdaki her probleme cevap veremeyeceğini vurguluyor. Bunu da, bilim tarihinden ve tarihe mal olmuş bir çok bilim insanına atıfta bulunarak yapmaktadır. Yazarı, bu yönden oldukça takdir ediyorum.
Profile Image for Ensar Uzumcu.
4 reviews
June 20, 2018
Her kesimden (belki fideistler hariç) insanın okuması gereken harika bir kitap.

* Bir şeyin bilimsel olması onu niçin zorunlu olarak doğru yapmaz?
* Bilim, doğayı taklit etmek midir?
* Bilimsel olmayan iddiaların hepsi zorunlu olarak yanlış olmak zorunda mı?
* Bilimsel olmayan, doğası gereği bilimsel olarak yanlışlanmış mıdır?
* Bilimsel bilgi güvenilir tek gerçek bilgi midir?

ve daha fazlasını örnekleri ile tartışan bir çalışma...

* Önyargılarımız ap açık gerçekleri görmemizi nasıl engelliyor?
* İlk niyetlerimiz, zihnimizin çelişki taşıma kapasitesini nasıl artırıyor?
* Yapılmasını eleştirdiğimiz şeyleri kendimiz yaptığımızda neden zihnimizde çelişki alarmaları çalmıyor?
*Bir bilim insanının "bilimi yüceltme" ambalajı ile Allah inancını yerme çabası, saplantıyı nasıl derinleştiriyor?
* Yurt dışında yaşayan, benzer ilk niyet ve karakterlere sahip ateistlerin zihinsel çukurları Celal Şengör'ünki ile benzeşiyor mu?
* Bilim nedir? Sınrıları var mıdır? Hayatı nasıl yaşamamız gerektiğini gösteren bir otorite midir? Tanrı hakkında düşünmemizi zorunlu kılar mı ve bunun felsefe ile ilişkisi....

ve elbette, çok daha fazlası...

Çok kolay okunuyor, akıcı bir dile sahip ve bir çok açıdan son derece değeri bir çalışma. Mutlaka kütüphanenizde bulunmalı.
Profile Image for Furkan Altınışık.
33 reviews
March 25, 2025
Alper Bilgili kitabında, yeni ateistlerin bilimin mutlak ve tek bilgi kaynağı olması görüşünü Türkiye ve dünyadaki meşhur yeni ateistlerin söylemleri üzerinden tartışıyor.

Bu kişilerin kendi alanlarındaki mevcut otoritesi ve popülaritesiyle birlikte kendi alanları dışındaki söylemlerinin yeterince sorgulanmadığı ve din ile bilimin birbirinin karşıtı olarak gösterilmesi yoluyla dinlerin medeniyetlerin ilerlemesinde bir engel olduğu görüşü eleştiriliyor.

Güzel bir okumaydı. Tek eleştirim kitapta keşke başta din ve bilim net bir şekilde tanımlansaydı ve bu tanım üzerinden yeni ateistlerin iddialarına cevap verilseydi. Kitap çok daha toplu olurdu. Bazı isimler çok ön planda (özellikle celal Şengör) . Kişilerin söylemleri üzerinden görüşü eleştirmek yerine, görüşün genel dayanaklarını mantıksal düzeyde hatalarıyla eleştirmek çok daha faydalı.
Profile Image for Enes Kürkçü.
25 reviews
July 21, 2023
Yazar, kitabında Celal Şengör ve yeni-ateistler (Richard Dawkins, Lawrence Krauss vb.) adını verdiği kişiler üzerinden giderek, din-bilim çatışmasını ele almıştır. Bir paragrafta kitabın amacı böyle anlatılmaktadır: "...bu kitap yeri geldikçe, akıl ve bilimden övgüyle bahsetmekle, akla ve bilime saygı duymanın aynı şeyler olmadığını; bazen 'akıl' ve 'bilim'in, ironik bir biçimde, kutsala eskisi kadar itibar edilmeyen dünyayı 'yeniden büyülemek' için akıl ve bilim karşıtı bir propogandaya alet edildiğini göstermeye çalışmıştır."

Din-bilim çatışmasına merakı ve ilgisi olanların okumasını tavsiye ederken, konuyla ilgisi olmayanları sıkabilecek olduğunu belirtmek isterim.
Profile Image for Erdogan Cicek.
37 reviews3 followers
October 23, 2025
Alper Bilgili, kitabın başlığında belirttiği konuyu gayet sakin, sağlam argümanlar ve referanslarla masaya yatırmış ve celal şengörün tipik bir örneği olduğu bu rahatsız edici, üstenci fakat bir o kadar da temelsiz-boş iddiaları barındıran yeni-ateist akımın savlarını teker teker çürütmüş görünüyor..bu konularda türkçede maalesef kapsamlı araştırma yapılarak kaleme alınmış eserler bulabilmek çok kolay değil ancak eskiye göre durum daha iyi..umarım buna benzer ciddi çalışmaların devamı gelir..
Displaying 1 - 10 of 10 reviews