İnancını yitirdiğinde her an her şeyi yapabileceğini hissetmek ve bu dünyayla ahlaki bağını kesmek ne kadar tuhaf. Karşılığında artı not aldığın için mi birilerine iyilik yapıyorsun Savaş? Ya da bir kötülük sadece puan kırma cezası olduğu zaman mı kötüdür? O zaman kaç yanlış kaç doğruyu götürür? Meleklerin seni denetlemediği anlarda, zebaniler kapıları tutmadığında veya… Her şeyi yapabilecek potansiyelde misin? İnsanoğlu tüm bu uhrevi cezalandırma mekanizmalarını dünyevileştirip kendi yasalarını koymuş. Zebanilerin yerine gardiyanları ve cellatları, meleklerin yerini de savcıları koymuş. Yazdığı yasalara insanları inandıran bilmek için önce bunları da kutsal olduğu iddia etmiş. Hatta yasaları koyanlar, önce güçlerini Tanrı’dan aldıklarını söylemiş. Sonrasında bunun gerçek olmadığı idrak edildikçe ve gücünü Tanrı’dan aldığını iddia edenler bu gücü kötüye kullanınca, insan isyan etmiş. Ama ne olursa olsun, Tanrı’dan da gelse başka yerden de gelse yasaların önemine insanoğlunun inanası gelmiş. Ceza mekanizması olmadan insan ehlileşmemiş. Kafamı kurcalayan da bu… Uhrevi ya da dünyevi fark etmez, ceza olmadan iyinin ve doğrunun içselleştirilmesi olası değil mi? Korku ve zor olmadan, gardiyanlar, cellatlar, savcılar ya da melekler ve zebaniler olmadan intizam mümkün değil mi?