“Yanılmıştın… Zaten hep yanılırdın. O günden bugüne geçen yıllar boyunca tüm arzularımda yanıldın. Ömrüm boyunca sadece bir şeylere inanmak ve bağlanmak istedim dostum. Derinlemesine düşünmeden… Uzun uzadıya değil kestirmeden… Her beğenir gibi olduğu şeye ‘süper’ diyen beyaz yakalı gibi üstünkörü… Derinliğin caydırıcılığından ötürü… Misal kaçaklık gibi bir vasatı sevmek istedim, vasata sarılmak, vasatı koklamak istedim. Çabalarımızın ve çabalayanlarımızın imkânsızlığını bildim. Onları beceriksizliklerinden, başarısızlıklarından sarmak istedim.”
Doksanlı yılların sonu… Yolunu kaybetmiş bir ülke ve birçok benzeri gibi yaşadığı toplumla hesaplaşma çabasında yolunu kaybetmiş bir delikanlı. Çevresindeki herkes, her şeyin hızla değiştiğini düşünüyor; oysa yaklaşmakta olan esas değişime kendilerini hazırlamaktan başka bir şey yaptıkları yok. Seçim otobüslerinin masum duyguları solladığı yollarda, kavurucu Akdeniz güneşi altında kaçak bir hayat ne kadar sürdürülebilir ki İyi bir yol arkadaşı yoksa.Çelişki, son yılların cesur kalemi Barış İnce’den zülfüyâre dokunan bir roman…
Sevmekle beraber zaman zaman beni boğan bir kitap oldu. Yazar toplum eleştirisi yapayım derken bunun dozunu biraz fazla kaçırmış ve kurgunun arada kaynamasına sebep olmuş gibi geldi bana. Çok güzel cümleler barındırmasına rağmen bazen o güzel cümlelerin tam olarak neden orada olduğunu anlamlandıramadım. Bilemiyorum.
Oldukça vurucu cümlelerle yer yer kısa düşünme molaları vermeme rağmen, konu beni bir türlü metni bir roman okuyor hissine alamadı. İyi fikirlerin bütünleşmediği noktada ben okur keyfi olarak aradığım roman tadını alamadım. Bütünlük yoksunluğu beni arayış halinde olmaya itti, okurken metni bir yere koyamama hissini sevmiyorum.
Başkalarının çizdiği rotada gidebilmek için günlerini hiç edenler… Bir ağaca dokunamadan, bir kuşu kanadından öpemeden büyüyenler… Çocukluğumuzu, hatıralarımızı, oynanacak nice oyunu ve yüzüne gülünecek nice güzel kızı toptan çaldılar Savaş! Derinden acı duyuyorum. Bize, tarihimize, masumiyetimize yaptıklarından tiksiniyorum…. Çelişki - Barış ince
Son dönemlerde yükselen çağdaş Türk edebiyatına yavaş yavaş yetişmeye çalışıyorum. Bu kitaba da tavsiyeler sonucu başlamıştım. Açıkçası olmasa da olur. ne kattı? İnanın bilmiyorum. Bir şey katmalı mı diye sorabilirsiniz. Sınırlı sürede anlamlı kitaplar okumak benim tercihim. Gündelik ve sosyal hayatta okuduğum düşünceleri burada görmek beni heyecanlandırmadı.
BirGün gazetesinden bildiğim Barış İnce ile ilk roman sahibi Barış İnce aynı insanlar değilmiş gibi geldi. Kitaba bi türlü ısınamadım. Nedenini aynı anda bir kitap daha okumama bağlıyorum ancak kendimi kandırıyorum. Çünkü olay çekici gelmedi, kurgu bazı yerlerde solcu bir abi bağırıyor gibiydi. Kahramanımız sadece Savaş değil yazar yüzünden de kendisi olamamış gibiydi.
“Kuralları krallar koyar kralcılar uygular” 110 sayfada çok şey anlatmış. Dilini anlatımını çok beğendim. Tabi Zülfü Livaneli tavsiye eder de okunmaz mı
Ön yargılı yaklaştığım Türk edebiyatı'na , haksızlık ettiğimi düşündürten bi kitaptı. Kitabın içerisinde gerçek sanal ayrımını sıklıkla kaybediyorsunuz, ama günün sonunda bunun çok da önemli mi olduğunu sorgulatıyor. Açıkçası sevmek ve ilişkiler üzerine etkileyici imgeler barındırıyor. Anlamlı çelişkilerle dolu güzel bir yolculuktu...
‘Gerçeği küçükken bağırmak, büyüdükçe fısıldamak, en sonunda da susmak... Bizi gerçekte sağır eden şey işimize gelmeyeni duymamaya alışmak.’ . Barış, Savaş’ı anlatıyor. Savaş’a kızıyor, Savaş’ı seviyor, Savaş’la arşınlıyor yolları. Adı ile müsemma Çelişki. Sonuna kadar neler döndüğünü anlıyor ama o çarkın içine hiç girmiyorsunuz çünkü biliyorsunuz girerseniz sizin de bir Savaş’ınız olacak. Ve sonunda değil mi ki : ‘Her şey zıddıyla kaimdir.’
Barış İnce günceli ve geçmişi harmanlayan bir kaleme sahip bir yazar. Tüm kurguyu bir sorgulama hali gibi yorumlamak yanlış olmayacaktır. İnsanları, yapılanları, geçmişi, gelenleri, gidenleri, inananları, inanmayanları, dağıtılan lokmanın dahini hesabını soran bir kitaptı. Savaş'ın tersi olarak anılan karakterimiz gittiği her yerde fiziksel olarak tek kişilik yer kaplasa da iki kişilik bir çatışmayla var oluyordu. Arka planla onu tanıyanların verdiği minik ayrıntılarla annesinin endişesini, Savaş'ın artık gitmesi gerektiğini hissetsek de kurgunun tamamı kaçak olmaya karar veren bir çocuğun yol hikayesiydi.
Neden bilmem Zorba'nın ardından denk gelen bu kitap bende benzer bir his bıraktı. Farklı ülkelerde de olsa yaşam ve sorgulananlar yakın cevaplar türetti belki. Savaşlar neden gerekli? İnsanların karşıt kutuplarda yer almak sevdası nereden geldi? Ben bilirimciler ne vakit türedi? Yozlaşan dünya her yerde benzer gölgeler sunuyor. Düştüğümüz çelişkilerden uyanmak zıttımızı bulup onla savaşmak bizlere kalan.
“Çocuğunun üçüncü tekil olmasına bile izin vermeyenler... Kendileri yapamayıp başkasının sırtına yükledikleri her şey için sevdiklerinden bir gün özür dileyecekler.”
Çelişki'nin inceliğiyle ters orantılı bir derinliği var. Hayatı, acıyı, define avcılarını, balıkçı teknesini, zamanı vel hasıl kendisini sorguluyor Barış İnce. Ve "Her şey zıddıyla kaimdir." diyerek yarattığı bir de Savaş'ı var. Çok delikanlı çocuk aslında. Ocu bucu değil, Hakan Peker seviyor. Ama sadece müziğini 🎶😉
"Yürüyen merdivenlerde sağda durup soldan yürümeyi bir türlü öğrenemeyenler gibi farkındasız olmak istedim."
"Düş zannettiğimiz ne varsa gerçeğin bir parçası. Düşlerden azade bir gerçek mümkün değil, tıpkı gerçeklerden bağımsız düş görülemeyeceği gibi."
"Öğrendim ki zaruret ile esaret arasında ince bir çizgi var. Mesela bir filmin afişinde filmi izlemeden önce gördüğünle, sonrasında gördüğün arasında fark var. Bir kitabın kapağında, kitap bittikten sonra gördüğünle öncesi arasındaki uzaklar... İşte buna yaşanmışlık diyorlar. Hürlüğünle aranı yaşanmışlıklar açar. Önceki senle şimdiki sen arasında tecrübe ettiklerinin tutsaklığı var."
“Dünyadaki tüm küçük zalimler yaptıklarının zorbalık değil de birer zorunluluk olduğunu düşünür.”
Barış İnce'nin cesur,gözüpek,yürekli gazeteciliğini hep sevdim ve takdir ettim. Şimdi kitabını okumak da nasip oldu ve kalemini de çok sevdim.
Okumadan önce bu kadar kısa zamanda bir kitap nasıl olur da 5.kez basılır diye düşünmüştüm Şimdi kitaptan bir kaç alıntı bırakmak istiyorum buraya .. Ve diyorum ki işte tam da bu yüzden..
“Zaman ehlileştirir. Mesela önceden bana sittinsene yaptıramayacaklarını düşündüğüm çoğu şeyi, can ata ata yaptığımı görüyorum . Buna ‘sorumluluk’ diyorlar. Gereksiz sırıtışlar,kibarlıklar,katlanmalar,susmalar...Öğrendim ki zaruret ile esaret arasında ince bir çizgi var.”
“Önceki senle şimdiki sen arasında tecrübe ettiklerinin tutsaklığı var.”
“Gerçekte olduğunla oldurdukları arasında fark var.”
Savaş ile bütünleşen alterego ve coğrafi şanssızlığın tetiklediği ruhsal değişim. Çok güzel tespitleri ve göndermeleri olan bu roman, hem günümüzü hem de yakın geçmişimizi kurcalayarak ilerleyen hikayesiyle okuyucuyu politik bir kıskaca alıyor.
Yasamin her anindaki, her yerindeki celiskiyi, kendisi ve kendisiyle surekli celisen bir hayali ile birlikte Izmir ve cevrelerinde akan bir hikayede -ne kadar da guzel- anlatmis Baris Ince.
Öfkenin içinde beklenti vardır. Azalarak biten, zamanla yiten şeylerden kork. Bu denli şevkle bağırıyorsa bir insan, bil ki içinde bitmeyen bir şeyler vardır...
Eveet! #temmuzayındaokuduklarım da yer alan, ancak yorumunu girebildiğim, Barış İnce'nin #çelişki kitabı ile yine yeniden buradayım. Bu kitapla ilgili fikirlerimi yazmak için epeyce bir düşünmem gerekti. Sevdim mi sevmedim mi bir türlü karar veremedim. Kitap konusu ve kurgusu bakımından çok iyi. Bir çırpıda okunup bitiveriyor. Şimdiye kadar karşılaşmadığım bir konu ve anlatım dili. Ancak yazarın gazeteci kimliği bangır bangır bağırıyor adeta. Bu da beni biraz olsun kitaptan uzaklaştırdı. Uzaklaştırdı da demek istemiyorum aslında, çünkü başına oturup okudum hemen ve bitirdim. Güncel olaylara yer verirken - ve de eleştirirken - birden anlatım dili değişiyor ve köşe yazısı gibi parçalar giriveriyor akışa. Bu bu şekilde mi olmalıydı çok da emin değilim. Sanki daha doğal bir yolu olmalı. Öte yandan konu olarak da çok beğendim. Bir garip hisler içerisindeyim. Fikirlerinizi almak isterim. Bu kitabı okudunuz mu? Okuduysanız neler hissettiniz? Yorumlarda konuşalım 👇🏻🌼 // Hey! I am back with a book from my #wrapupofjuly i couldn't decide whether I liked it or not due to its way of telling. Though I liked the topic - which I shouldn't be sharing cause it will be the biggest spoiler ever - but you go through the conflicts of a boy(s) and a shocking ending (at some point you start guessing). There are no other translations to any other languages. Have a nice week! #çelişki #barışince #bookstagrammer #bookstagram #ozgurlukkurdu #freedomworm #bookworm #kitapkurdu #okudumbitti #kitaplayasamak #kitapsever #kitaponerisi #kitapyorumu #bookcomment #booklover #bookrecommendation #bookreview #canyayinlari
İnancını yitirdiğinde her an her şeyi yapabileceğini hissetmek ve bu dünyayla ahlaki bağını kesmek ne kadar tuhaf. Karşılığında artı not aldığın için mi birilerine iyilik yapıyorsun Savaş? Ya da bir kötülük sadece puan kırma cezası olduğu zaman mı kötüdür? O zaman kaç yanlış kaç doğruyu götürür? Meleklerin seni denetlemediği anlarda, zebaniler kapıları tutmadığında veya… Her şeyi yapabilecek potansiyelde misin? İnsanoğlu tüm bu uhrevi cezalandırma mekanizmalarını dünyevileştirip kendi yasalarını koymuş. Zebanilerin yerine gardiyanları ve cellatları, meleklerin yerini de savcıları koymuş. Yazdığı yasalara insanları inandıran bilmek için önce bunları da kutsal olduğu iddia etmiş. Hatta yasaları koyanlar, önce güçlerini Tanrı’dan aldıklarını söylemiş. Sonrasında bunun gerçek olmadığı idrak edildikçe ve gücünü Tanrı’dan aldığını iddia edenler bu gücü kötüye kullanınca, insan isyan etmiş. Ama ne olursa olsun, Tanrı’dan da gelse başka yerden de gelse yasaların önemine insanoğlunun inanası gelmiş. Ceza mekanizması olmadan insan ehlileşmemiş. Kafamı kurcalayan da bu… Uhrevi ya da dünyevi fark etmez, ceza olmadan iyinin ve doğrunun içselleştirilmesi olası değil mi? Korku ve zor olmadan, gardiyanlar, cellatlar, savcılar ya da melekler ve zebaniler olmadan intizam mümkün değil mi?
Hayatımda saha rezil bir kitap okumamıştım. Hala aklımdan çıkmıyor, ciddi bir süre geçmesine rağmen. Çünkü tüm dergiler, gazeteler bu kitabı öneriyor, ama okuduğunuzda karşınıza İclal Aydın'ın Birgün gazetesinde çalışan hali çıkıyor. Torpilcilik bizim güruhta da var, hem de daha beter haliyle. Barış İnce kötü bir kitap yazabilir, onu övenlere yazıklar olsun.
Okuduğumda vay canına deyip son zamanların en iyi romanı olduğunu düşünmüştüm. Altını çizerek okumaktan kokum ağrımıştı. Güzel bir yeteneğin ilk kitabı. Mutlaka okuyun size dokunacak kısımlarını bulursunuz.
20’li yaşlarımın başında okusaydım daha çok sevebileceğim ama güncel edebi beklentilerim ve zevkim gereği, okurken o kadar da keyif almadığım bir kitap oldu. Her paragrafta dilin o kadar ağdalı olmasını, sürekli bir aforizma kasılmasını sevmiyorum.
"İnsanlar söylediklerine hak veren, kendilerini sevenlerin bir arada olduğu cemaatler oluşturma peşinde değil mi? İnsanlar sanal cemaatleri sosyal medya hesaplarında kuruyor."