“Türkiye nasıl değişti? Bazı şeyler nasıl da hiç değişmemiş? Her şey başka türlü olabilir miydi? Ve tabii asıl soru: Biz buraya nereden geldik?” Mirgün Cabas, 2001’in, Eski Türkiye’nin son yılının hikâyesini anlatıyor. Önce iktidarın, sonra düzenin, nihayetinde rejimin değiştiği bir sürecin sıfır noktasında ne vardı?
Masadan havalanıp krize konan anayasa kitapçığı… Başbakanlık önünde sıraya giren protestocular… Banka enkazları vardı. First class kaçıp ekonomi sınıfında polislerin arasında geri getirilen işadamları… İsimlerinden fal tutulan yolsuzluk operasyonları… Piyasaların görevden aldığı bakanlar… “Başbakan sağlıksız mı yoksa sadece bakımsız mı?” tartışmaları vardı. TÜSİAD’ın her konuda fikrinin olduğu ve bunları açıklayabildiği günler… “Tek kişi partisi olmayacağız,” diyen AKP’nin Anayasa Mahkemesi sayesinde “normal doğum”la dünyaya gelişi… Askerlerin siyasetçilere bitmeyen kini...
Tüm bunların arasından uzaylıya taş atan köylü, İtalya’ya Fiorentina biletiyle gidip Milan üzerinden dönen Fatih Terim, “profesör” lakaplı kapkaççılar, konuklarına, “Efendim siz şarlatan mısınız?” diye soran anchorman’ler, mallarını karılarıyla paylaşmak istemeyen ama dondurulmuş embriyoya miras bırakma peşindeki milletvekilleri, Öcalan’ı İmralı’dan kaçırma teklifini reddeden PKK’lılar, cezaevinde kafa kesen çeteciler bize bakıyor. Aktörlerinin ve tanıklarının da katkılarıyla 31 kısım tekmili birden, Eski Türkiye’nin yoğun bakımdaki günlerinin hikâyesi…
Bugünü yaşadığım için 539 sayfalık kitap için kısaca, perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş desem yeridir. Önemli bir nokta o dönemler var olan seçimle değiştirebiliriz umudunun yok olması. 2001-2017 yıllarını, 30 bölümde haber arşivlerini araştırarak anlatmış. Arşiv için tabiiki gazeteler başta olmak üzere, blogları, haber sitelerini, Meclis tutanaklarını, döneme ait kitapları kullanmış. Konu başlığının dönemini temsil eden 15 kişiyle röportaj yapmış. Nedim Şener’in söylediklerini ve Fatih Terim ile ilgili bölümü okurken çok zorlandım. Sonuçta insan onuru ve itibar diye bir şey ne güzel ki hâlâ var. Kitabın 31. bölümünde Mirgün Cabas, gazeteci, sosyolog ve iş arkadaşı olan Can Kozanoğlu ile konuşmuş. Bu son bölüm gazeteci olmanın eleştiri ve özeleştirisini yaptığı için çok yakışmış. Kitabın en sonunda da bahsi geçen isimlerin kısa hayat hikayeleri var. Arkadaşıma kitaptan bir cümleyi anlattım. “2001 yılında mafyaya ait 406.000 dosya zaman aşımından kapatılmış” dedim. Cevabı “yine de iyiymiş şu anda dosya bile açılmıyor” oldu ki Mafya bölümünü içime ateş düşürdüğü için zor okumuştum. Taraf gazetesinin bahsedildiği cümlelerde de basının ne kadar önemli olduğunu iliklerime kadar hissettim. Ne diyeyim kaybetmiş bir ülke ve halkız.
Mirgün Cabas’ın, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Yönetim Biçimine geçişin olduğu 2017’den geriye bakarak, Eski Türkiye’nin son yılı dediği 2001’i incelediği bir kitap. Ona göre 2001’in Eski Türkiye’nin son yılı olmasının sebebi AKP’nin iktidara gelmesinden önceki son yıl olması. Siyaset ağırlıklı olmak üzere, ekonomi, magazin, spor, gündem gibi 30 başlıkta toplamış 2001’in belli başlı olaylarını. 2001’deki olayları anlatırken titiz bir inceleme ve arşiv çalışmasıyla 2001’e nasıl gelindiğini de anlatmış. Anlatılanlara şahitlik eden dönemin bazı politikacı, gazeteci, emniyet müdürü ve akademisyenleriyle röportajlar yer alıyor bölüm sonlarında. Ayrıca gazete haberleri ve röportajlarına da yer verilmiş.
Unuttuğum olayları ve detayları hatırladım; o dönem gözümden kaçan, bilmediğim şeyleri öğrendim. Mafya ile ilgili bölümü, Karagümrük çetesinin Uşak cezaevinde yaptıklarını okurken çok zorlandım. Murat Yetkin röportajı Bülent Ecevit’in son dönemine ilişkin çarpıcı detaylarla doluydu. Prof Dr. Ersin Kalaycıoğlu röportajı iç ve dış politika konusunda ders niteliğindeydi. Fatih Terim’in İtalya dönemi ve Mehmet Demirkol’dan dinlediğimiz Fatih Terim analizi çok iyiydi.
Son olarak 31. bölümde Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu’nun medyanın 2001’den 2017’ye nasıl geldiğini anlatarak özeleştiri yaptıkları bir söyleşi vardı.
Son derece detaylı incelemelerin ve sıkı bir arşiv çalışmasının ürünü olan kitabı yavaş bir tempoda, hüzünle okudum. Kör topal olsa da demokrasi varmış ülkede dedirtti bana ve kaybettiklerimizi hatırlattı.
Yakin denilecek bir tarihte, cogunu unuttugumuz bir cok ilginc ve traji-komik olayi okumak hem dusundurucu hem de ogretici. Bugunu dogru anlamak icin kitabi okumanizi oneriyorum. O yil yasananlari 2021'de, 2031'de ya da 2000 bilmem kaclarda yeniden guncellenerek yasayabilecegimizi urkerek anlayacaksiniz. Emek verilmis, dogru isimlerle konusulmus, analiz ve sentezlerle saglikli bir mantikla yazilmis bir belgesel. Mirgun Cabas'i kutluyorum.
“Milli iradeyi bir kişide toplayamazsınız. Temel siyaset bilimi yasasıdır… Hiçbir kişi, tek başına milletin tamamını temsil edemez. Bugünkü siyaset bilimi, kolektif, organik bir iradenin olmadığını varsayar. Partiler vardır, ülkeler partiler eliyle, parti zaten İngilizce ve Fransızca kısım anlamına gelir, halkın bir kısmı tarafından, kısmen yönetilir. Onun için bunların birbirleriyle iletişim içinde olacaklarını ve bir arada yöneteceklerini varsayarsınız. Zıtlaşma çatışmaya dönüştürülmemelidir. Dönüştüğü andan itibaren demokrasi çalışmaz. Zıtlaşma olabilir, tabii… Ama kazananlar hep aynı olmayacaktır. Sürekli azınlıklar, Juan Linz’ in temel iddiası, demokrasinin çöküşüne sebep oluyor, yaşamasına sebep olmuyor. Şimdi iktidardaki espri devamlı kendilerinin iktidarda kalacakları, muhalefetin zayıf olduğu ve alay edilebilecek durumda bulunduğu, hiçbir zaman yerine geçemeyeceği varsayımına dayanıyor. Bu demokrasi değil. Popüler ama otoriter bir oyun. Şimdi popüler destek azaldı. Asıl problemimiz bu. Bugünkü düzenlemenin meşru temelleri son derece zayıf… Geniş bir kitle bunu kabul etmiyor. Bu şartlar altında şimdi onları kabule zorlamak mecburiyetinde kalacaksınız. O, meşruiyeti daha da sorgulanır hale getirecek. Meşruiyeti sorgulanır hale getirdiğiniz zaman yönetim imkanınız azalır. Bu da bir temel siyaset yasası… Hükümetin fiziksel kuvvet kullanma tekeline sahip olması, meşruluktan kaynaklanıyor. Meşruluğu kaybederseniz, o tekeli de kaybedersiniz. Onun sonu felakettir. Karşı karşıya olduğumuz risk budur. Çünkü insanları zorlamak mecburiyetinde kaldığınız andan itibaren, meşruiyetinizi dayandırdığınız tek payanda kaba kuvvet oluyor. Bunu nereye kadar kullanabilirsiniz? -Ersin Kalaycıoğlu“(s.233)
Çok ama çok uzun süreli bir okuma sonunda kitabı bitirebildim. Kurgu dışı eserleri tek başına okumam, hep onları okurken onlarla birlikte götürdüğüm kurgu kitaplar da olur. Bu da öyle oldu. Aylarca ofis masamda vs. gezdi kitap. Sıkıcı mıydı da böyle uzadı süreç, asla. Benim çok yoğun bir iş zamanıma denk geldi. O yüzden uzadı.
Kitabı çok beğendim. Adeta insanın içini gıdıklayan bir nostalji tüneli gibi. Salt siyaset anlamında düşünmeyin. Spor, hayat, teknoloji, magazin.. Her alanda geçmişe gidiyoruz. 2001 yılında neler neler olmuş okuyoruz. Mirgün Cabas şaşırtıcı bir tarafsızlıkla, büyük bir çalışmaya imza atmış. Röportajlarla ve dönem manşetleriyle zenginleştirilmiş bu araştırma, inceleme kitabı son derece başarılı.
yakın geçmişe ışık tutması açısından başarılı bulduğum bir kitap. ancak itiraf etmeliyim ki kitabı aldığımda beklentim Mirgün Cabas'ın kişisel fikirlerinin ağırlıkta olduğu yönündeydi. bu açıdan çok doyurucu geçmedi benim açımdan.
2001. Eski Türkiye Akp’nin iktidarda olmadığı son yıl yaşananlar..
MGK Anayasa krizi, meşhur 2001 krizi, Kemal Derviş’in Türkiye’ye getirilmesi , Ecevit’e atılan yazarkasa, bankaların batması , yolsuzluk operasyonları, 11 Eylül saldırıları , gülen cemaati, idam cezası tartışmaları , Gaffar Okkan suikastı, mafyalar..
Çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım bir çok olayı , zamanın haber arşivleri ve söyleşilerle belgesel tadında toparlamış Mirgün Cabas , müthiş mutlaka okunmalı :)
2001 yılı, ilk etapta, bir okuyucu olarak lise yıllarımı hatırlatıyor. Bu dönemde, politik olayları görüyor ve izliyor olmama karşın, sanırım aklımın biraz da havada olmasından dolayı tam olarak anlamlandıramıyordum. Kendimi bildim bileli kıt kanaat geçinen bir memur ailesinin çocuğu olmamdan dolayı, bu yılda patlak veren ekonomik kriz, işçi veya tacir bir aileye göre nispeten daha az etkilemişti bizleri. Fakat yine de gözle görülür şekilde harcamaların azaltıldığı, daha tasarruflu bir hayata geçişin izleri hissediliyordu. Krizin yanı sıra, siyasi aktörlerin konuşmaları, sert tartışmalar, protestolar TV’lerde sürekli haber oluyordu. İlk başta da bahsettiğim gibi o zamanlar çok fazla anlamlandıramıyordum. 2001 yılından sonra bir hayli zaman geçti. Ben büyüdüm, üniversite, iş-güç derken şu an ki zamana geldim. Bu kitap, bana o tek yılın içinde neler yaşandığını tekrar hatırlattı. İlk başta sayfa sayısından biraz gözüm korksa da, okumaya başladıkça, adının hakkını vererek “Eski Türkiye”nin o son yılında yaşananlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu. İzlediklerim, okuduklarım tekrar hafızamda canlanıyor ve kimi zaman hüzünleniyor, kimi zaman gülümsüyor ama çoğunlukla hayret ve dehşet içinde kalıyordum. Görsel hafızamın kuvvetli olduğunu söyleyebilirim. Kitabı okudukça, Mirgün Cabas’ın hazırladığı programları izliyor gibi oldum. Sanki bu kitabı, hazırladığı bir programda anlatıyor, kitapta yaptığı röportajları programında canlı canlı yapıyor gibi hissettim kendimi. Memleketin o dönem neler yaşadığını ve daha sonrasında neler olduğunu anlayabilmek için bu yakın tarih politik kitabı okumanız bana göre önem arz ediyor. Kendisini TV programlarından ve haberlerinden takip ettiğim Mirgün CABAS’ın yeni kitaplarını bekliyor olacağım.
3 günde 550 sayfa uçtu gitti. Beklediğimden çok daha objektif bir kitap. Sondaki Can Kozanoğlu röportajı haricinden öznel hiç bir unsur yok neredeyse. 16 yılda siyasetten medyaya, televizyondan mafyaya nelerin değiştiğini görmemize yardımcı olacak bir rehber
Cocuklugumdan hayal meyal hatirladigim; AKP'den evvel memleketin son yili. Banka hortumlari, Ocalan'i idam tartismalari, Ecevit'in hastaligi, AB muzakereleri, mafya kavgalari, Televole, liboslarin ortaya cikmasi... Bence "Eski Turkiye"yi de iyisiyle kotusuyle herkesin hatirlamasi gerek.
Gayet zevk alarak okudugum, bir çok röportajla ve kronolojik sıralamayla, elinden geldiğince nesnel bir sekilde AKP iktidara gelmeden once Türkiye nasıl bir yerdi, gündemi nelerdi gibi sorulara cevap veren bir kitap. Fazla dagilmamis, ama çok fazla konu olduğu icin hepsine(bir çoğuna) deginmek istemiş Mirgün Cabas bu kitapta. Genel olarak severek okudum. Eğer ilginizi çekiyorsa tavsiye ederim.
Ha, daha iyi olabilir miydi? Geliştirmeye açık yanlari var tabi ki. Yine de güzel bir Turkiye özeti olmuş, hiç fena olmamış. Tabi elimdeki baski ilk baski, Haziran 2017. 2018 basi, 2019 sonu gibi okudum. 2020lerde okusanız ayni tadi alamayabilirsiniz belki. O yüzden okumaya dusunuyorsaniz çok geciktirmemenizi tavsiye ederim.
2001 yılının öncesindeki siyasi iklim, kendi içinde yaşadığı kaos ve sonrasında doğacak olan siyasi tekdüzeliğin birbirinden farklı konu başlıkları altında resmedildiği önemli bir okuma.
Özellikle Mirgün Cabas'ın aslında çok da bilinmeyen eski kuşak gazeteci yanını da tebrik etmek gerekir. Dönemini yazdığı kitapta, erişebileceği ilgili kişiler ile söyleşmek ve bizzat onların dilinden de dönemi anlattırmak kitabın tarihselliğini katmanlaştıran en önemli unsurlardan.
Siyasi iklimin dışında, dönemin sosyal yaşamına bakış atmasıyla da kitap ilgili dönemi anımsamayanlar ya da bilmeyenler için iyi bir okuma öneriyor.
Dönemin siyasi penceresinden bakıldığında da, dersler çıkarmak bir yana özellikle farklı sosyal grupların, statülerin siyaset üzerindeki muazzam etkisini gösteren bir eser, belki de çok özetle;
"2001 Türkiye: Son çırpınışlarını yapan askeri vesayet, bir takım mafyacılık işiyle meşgul kişiler, ederinden büyük dolandırıcılar ve her oyunun mutlak kazananı rantçıların ekseninde dönen, zorluğa, fakirliğe, peşkeşe ve sıradanlığa göğüs gerenin ise vatandaş (çoğunluk) olduğu bir başka dönem."
Bizim yaş grubumuz için yaşadığımız ama yaşadığımızı pek hatırlamadığımız, çoğu insanın ah eskiden çok farklıydı dediğinde ne dediğini tam anlamadığımız 2000lerin başını güzel anlatan bir kitap. Çok rahat okunuyor, her referans açıklanmış, çoğu yakın tarih kitabındaki "okuyucunun da zaten hatırladığı gibi" bir tavır yok. Neredeyse her bölümde bir röportaj olması da çok güzel olmuş, gerçekten dev bir çalışma. Keşke her dönem için böyle bir kitap yazılabilse, okulda göremediğimiz 1950 sonrası dönemi için çok güzel bir özet olur, özellikle de alternatifi okuyucusunu her zaman "her şeyi bilir" gören yarı-resmi siyasi/komplo teorisi yazını olduğu için.
Çok uzun okudum ama o kadar da çok şey hatırladım. İçindeyken önemini fark etmediğim bazı şeyleri ya da yaşarken çok büyük gelen ama sonra unuttuklarımı hatırladım. Çok değişik bir duygu akışında bulduk kendimi.
Anlattığı dönem çocukluğuma denk geldiği için zihnimde çok flu olan bir çok ismi, olayı aydınlattı. Siyasetten hoşlanmayan bir insan olarak çok büyük keyifle okudum.
Gazeteci Mirgün Cabas önemli ve titiz bir araştırmanın altına girmiş. Kolay değil elbette, Türkiye’nin geçmişi ve bugünü arasında çok kritik bir yılı ele alıp onu etraflıca işlemek, tanıklarla detaylı röportajlar yapıp, arşivleri taramak ve bunları doğru yorumlayıp ülkenin bugününü yaratan tablonun başlangıç günlerine dikkat çekmek önemli ve mutlaka değerlendirilmesi gereken bir çaba. Cabas’ın bu, içeriği kadar hacim olarak da ağır incelemesi o yıl olan bitenleri sıkı sıkı takip edenler için bile müthiş bir hatırlatma yapıyor. Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanlığında ve üç partinin koalisyonu sırasında yaşanan büyük ekonomik krizin eksiksiz anatomisi, Kemal Derviş’in gelişi ve alınan ekonomik önlemlerin Türkiye’nin kaderine olan yansımaları, 28 Şubat’ın siyaseti derinden sarsan etkileri, FETÖ’nün daha 1990’ların başından itibaren başlayan devlet kurumlarına sızma operasyonunun farkedilip bazı savcılarca önlenmeye çalışılması, Saadettin Tantan’ın önderliğinde gerçekleştirilen yolsuzluk operasyonları, Ergenekon davalarının giderek yaklaşan ayak sesleri, AKP’nin ‘tek kişi partisi olmayacağız’ diyerek kuruluşu ve yine o yıl yaşanan pek çok detay, son derece akıcı bir anlatımla ve Cabas’ın etkili sorular yönelttiği dönemin kimi tanıklarıyla yaptığı söyleşiler... Bir anda kendinizi 2001 yılına ışınlanmış buluyor ve kaptırıp gidiyorsunuz. Mesut Yılmaz’ın her şeyin farkında olup da çözememiş olmasına (ya da öyle göründüğüne) mi yanasınız; Refah Partisi’yle siyasete girip, Fazilet partisiyle devam eden sonra da CHP’ye geçen Mehmet Bekaroğlu’nun AKP’nin kuruluşunun hemen öncesinde şahit olduklarına mı şaşırasınız; ya da daha 2001 yılında FETÖ’nün peşine düşen İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Şube Müdürlüğü eski müdürü Adil Serdar Saçan’ın anlattıklarına mı şok olasınız? Murat Yetkin, Altan Öymen gibi tecrübeli gazetecilerin şahitlikleri de bütün bu olan biteni doğru çerçevelere oturtuyor. Okudukça "ne kadar da heyecanlı bir politik gerilim romanı gibiymiş meğer 2001’in Türkiye’si diye" düşünüyorsunuz. Bugün yaşanan bütün sorunların başladığı noktaymış. Aktif bütün siyasetçiler bu halkın siyasetçilere olan bütün umutlarını elbirliğiyle bitirmişler. Yeni bir ismin/partinin çıkışı adeta beklenmiş ve hazırlanmış! Ve elbette şunu bir kez daha anlamak mümkün kitabın sonunda; maalesef insanoğlu yaşadıklarından ders almayı hiç bilmeyen, bilmek dahi istemeyen bir canlı türü. Biz ise milletçe diğer pek çok medeni ülkenin vatandaşlarına göre çok daha çabuk unutuyoruz yaşadıklarımızı. Çünkü o toplumlardan farklı olarak, başımıza onlardan çok daha fazla şey geliyor. Bu yüzden böyle hafıza tazeleyici kitaplara, araştırma ve yazılara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu topraklarda yaşayan herkes, en azından yakın tarihini bilmek zorunda. Mirgün Cabas rahat ve kullanışlı bir tasarımla hazırladığı “2001 Eski Türkiye’nin Son Yılı”nda buna önemli bir katkıda bulunuyor...
Başlığı "Türkiye'nin Cumhuriyet Tarihi'ni 2001 öncesi eski, 2001 sonrası yeni olarak ikiye ayırdığı" gerekçesi ile anlamsız ve popülist buldum. Siyasetçilerin "Yeni Türkiye" söylemi, bu söylemi kullanan siyasetçilerin eskimesi ile tarihe karışacaktır ve her yeninin bir yenisi ortaya çıkacaktır. Daha farklı bir sloganla, 2001 yılı betimlenebilirdi.
Kitap, iki ana biçemden oluşuyor: Birincisi Mirgün Bey, o dönem yazılı medyasından derlediği olayları ve demeçleri sunuyor. Bu derlemenin "araştırma gazetecilik" kapsamına girip girmediğinden çok emin değilim. İkincisi ise, konu başlığı altında röportajlara yer veriliyor. Dönemin parlementer kanadından Mesut Yılmaz ve Mehmet Bekaroğlu'ndan başka isimlere erişmesinin zor olmadığını düşünüyorum Mirgün Bey'in. Kitabı aldığımda, Mirgün Bey'in daha fazla kişisel fikirlerini okuma beklentisinde idim. Bu anlamda beklentimi karşılayan bir kitap olmadı.
Yakın geçmişe çok iyi bir ayna tutulmuş; iyi bir medya envanteri çıkarılmış, olabildiğince objektif bir yapı kazandırılmış. Tekrar demekte fayda var: bu kitap size bir düşünce sunmuyor, envanter ve röportajlar sayesinde sizi düşünceye sevk ediyor.
Kitabın en önemli ve günümüze en çok ışık tutan bölümleri: 14, 15 ve 31. bölümler. Kitabın arka kapağındaki "Biz buraya nereden geldik?" sorusunu tam olarak aydınlatmaya yönelik bölümler bunlar.
Kitabın açıkçası, 90'lı yılların ikinci yarısında doğmuş ve sadece Erdoğan hükümetleri ile yaşadığı ülkeyi görmüş olan kimselere okutulması gereken bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Diğer kuşaklardan okuyucuların, eğer dönemle ilgili başka kitaplardan da faydalandılarsa, bu kitabın son sayfasını bitirdiklerinde aşırı doygun hissedebileceklerini düşünmüyorum.
*Bu bir anı kitabı değil. Arşivlerden, haberlerden yola çıkıp 2001 yılını elden geldiği kadar nesnel bir dille bugüne taşımaya çalıştım. Taradıklarım gazetecilik yaptığım döneme dair haberlerdi. Karşıma çıkan haberlerin bir kısmı tanıdıktı, bazıları, "Vay canına, bu da olmuştu." dedirtti. Bazılarıysa tamamen aklımdan silinmiş. Her şey hızla akıp giderken dönemin yetişkinlerinin çoğunun unuttuğu, gençlerinin çoğunun da haberdar bile olmadığı bir dönemi bugüne taşımaya çalıştım. Yeni kurdukları partide asla bir lider diktatöryası oluşmayacağı sözü verenlerin, "Ülkeyi hiç kimsenin muz cumhuriyetine dönüştürmeye hakkı yoktur." diyenlerin nereye geldiğini görüyoruz ama nereden geldiklerini bilsek, hatırlasak fena olmaz. Ortada Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın İstanbul’da orman arazisine yapılmış bir evi olduğuna dair bir haber var. Bunu sormak için bakanı arıyoruz. Telefonla canlı yayına katılmayı kabul ediyor. Yayında Banu'yla Unakıtan'ı sıkıştırmaya çalışıyoruz, o da benim mal varlığımı sorarak karşılık veriyor. Sorularımızı sorup yayını bitiriyoruz. Bugünden 15 yıl sonra, 2017 yılında yaşanış benzer bir anıyı anlatacak kimseyi bulamayacaksınız. Bugün bir bakanın yolsuzluk iddiasına cevap vermek için yayına katılması bir yana, iktidarla ilgili yolsuzluk haberi yapmak, kategorik olarak yasak olduğundan... Nisan 2017, İstanbul / Buraya Nereden geldik? *Kitap haber diliyle yazıldığı için hızla okunuyor. Haber derlemeleri olduğundan yazarda uzun yorumlar yapmamış. Bende yorumdan çok yeri geldiğinde bana hatırlattıklarını ya da olanların bana yaşattığı etkileri yazacağım. Önceliğim kitaptan alıntı yaparak dönemi aktarmak, dolayısıyla her zamanki kitap yorum /incelemeleri gibi olmayacak, bazen akış bozulabilir, yaptığım alıntı ve notlar sayfalarda ileri geri yaptırabilir, bazı yerlerdeyse geri dönmemek, uzatmamak için () parantezle hatırlattıklarını, yaşattıklarını paylaşacağım mümkün oldukça tarafsız olarak. *Kitaptan bazı bölüm başlıkları: +Anayasa Kitapçığı Havada, MGK Şokta, Kriz Kapıda: "Yüzde 25'lik Cumhurbaşkanı, Nankör kedi" +Meşhur 2001 Krizi: Borsa dipte, işsizlik ve dış borçlar zirvede +Ve Krizin On İkinci Gününde Kurtarıcı Uçaktan İner " Madonna geldi sandım, Derviş Pop Yıldızı gibi..." +Protesto Eylemleri: Yazar kasayla Tarih Yazan Esnaf, Ecevit'e Karşı +18 Özel Banka Battı, Devletin Zarar Hesabı Çok Karıştı +Koalisyon Hükumetinin Askerle Bir Dargın Bir Barışık Günleri +Ecevit'in Sağlık Durumu: Sağlıklı mı, Hasta mı, Sadece Bakımsız mı? (Ne acı o dönemde başbakandan sağlık raporu isteniyor. Bugün 65 yaşında bir kişi kendine ait bir işlem için günlük sağlık raporu almak zorunda. Oysa 600 milletvekilinin 56sı 65 yaş ve üzeri. Emeklilik yaşı da 65'ten 61'e indirildi. Milletvekillerinde emeklilik ve sağlık raporu durumu????) +Bir 2001 Efsanesi: Uşak'ın Narlı Köyüne İnen UFO "Uzaylıya taş attık, o da karşılık verdi" (bu başlık bana dronları, iha hatırlattı acaba gördükleri UFO değil de iha mıydı? Ne de olsa o dönemde bunlar bilinmiyordu) +Mecliste Komisyon Kilitleyen Madde: Evlilikte Mal Paylaşımı +Medya, Magazin, Karambol: Reha Muhtar, Televole, BBG veee Daha Fazlası! +Dijital Çağın Derinliklerine Doğru: 900'lü hatlardan İnternete, ICQ'dan MSN'e * Cumhur başkanı Ahmet Necdet Sezer'in, 57. hükumet için demir leblebi olduğu, 2001 yılına girilmeden önce anlaşılmıştı. Yıl başında yapılan anketlere bakılırsa Sezer'in cumhurbaşkanı seçilmesi yılın en olumlu olayı olarak görülüyordu. Onu Galatasaray'ın Avrupa zaferleriyle bankalar ve çete operasyonları izliyordu. Bu operasyonlara imza atan içişleri Bakanı Sadettin Tantan en beğenilen devlet adamları sıralamasında Sezer'i takip ediyordu. (sf.25-26)( Tantan denilince emniyet müdürlüğü zamanında ünlü olan, biz yaştakilerin unutmadığı meşhur pardösüsü aklıma geldi.) Kendisini öneren hükumetle kanlı bıçaklı hale gelecek Sezer, halkın en başarılı bulduğu isimdi. İki ay sonra, anayasa fırlatma krizinin ardından yapılan bir başka kamuoyu yoklaması ise mevcut siyasi partiler için yaklaşan yıkımı açıkça gösteriyordu. Mart ayında "Bugün seçim olsa" sorusuna cevap arayan ankette, kararsız kalanların ve "hiçbiri" diyenlerin oranı yüzde 50'yi buluyordu. Daha da ilginci partilerin hiçbiri seçim barajını aşamıyordu. (sf. 239-240) *Meşhur 2001 Krizi: Borsa dipte, işsizlik ve dış borçlar zirvede. Bu başlık ister istemez birçok şey hatırlattı. Kriz öncesi teşvikle verilen dövizli krediler, döviz borçları birçok tüccarı, küçük esnafı batırdı. Bir gün önce 670 bin TL olan dolar 1 milyon TL'yi aştı. Yakın arkadaşımda bu dövize endeksli teşvik kredisinden almıştı, bir gün önce her şey yolundayken bir gecede borcu ikiye katlandı; atölyesi, evi, arabası dahil her şeyini kaybetti ve kayınpederinin yanına taşındı. Ben ise Ekim ayında yeni girdiğim işyerinden kriz sonrası kemerleri sıkma, küçülme önlemleriyle işten çıkarıldım. *1990'ların sonunda Türkiye'de bankalar üçe ayrılıyordu: kar etmek için kurulanlar, zarar etmek için yönetilenler ve organize suçlara alet edilenler. 2001 Krizi'nin sebepleri arasında son ikisi de vardı. Bankacılıkta sistem şöyle işliyordu: Kamu bankaları kredi dağıtıyor (tabii bunlar sıradan vatandaşlar değil ), bunların geri ödenmeyeceğini biliyor, bunun adına "görev zararı" deniyordu. O dönemin yaygın deyişiyle, kamu bankaları birer "Kara Delikti." *"ABD'de özellikle ülkeyi yönetmeye aday olanların, sadece geçmiş siyasi performansları değil, aynı zamanda ilkokul karneleri bile gündeme gelir, ailesi, çoluk çocuğunun yaşamı mikroskop altına alınır." Ufuk Güldemir röportajından * Bu kocaman kitapta bir cümle çok dikkatimi çekti, paylaşmak istedim:" Tekrar birinci lige çıktık. Gerçekten tarafsız bir cumhurbaşkanı olarak, rahmetli Demirel'in sağduyulu ve pratik tarafları sayesinde." Altan Öymen röportajından. Aslında olması gereken bu değil mi? Neden olması gereken olduğunda takdir ediyoruz? "GERÇEKTEN TARAFSIZ BİR CUMHURBAŞKANI" olmak çok mu zor? *Çok izlenen dizilerden Deli Yürek de dizideki silahlı sahneler yüzünden RTÜK'ün gazabına uğrayan yapımlardandı. Gençleri mafyaya özendirmekle suçlanan dizinin yapımcısı, dizinin kahramanı Yusuf Miroğlu'na silahı bıraktıracağını açıklıyordu. (sf. 460) (Çok güzel, peki aynı RTÜK, 3 sene sonra Kurtlar Vadisi yayına girdiğinde ne yapıyordu? Ona neden izin verdi?) *Reha Muhtar'dan göçmen krizine, yerli dizilerden Siyaset Meydanına, BBG'den UFO taşlayan köylülere, bankacılık/ ekonomik / basın krizlerinden MSN'e daha pek çok haber, olay var. O yılları bilenler için yaşananları, unutulanları hatırlatan; bilmeyen genç kuşaklar içinse olanları öğrenecekleri bir kılavuz niteliğinde.
Genel olarak kitabı beğendim. Yapılan röportajlar kaliteli ve konuyla ilgili insanlar ile yapılmıştı, bilgilendiriciydi aynı zamanda da. Özellikle kitabın sonundaki Can Kozanoğlu ile yapılan söyleşi de çok güzel olmuş. Kitap için seçilen konuların da 2001 havasını yarattığını düşünüyorum. O dönemlerde 8 yaşında bir çocuktum ama hatırladığım çok net olaylar var. Zaten ekonomik krizi ben bile o yaşta evde, dışarıda hissedebiliyordum. İşte Ecevit'e yazar kasa atılma olayı olsun, Kemal Derviş'in ekonomik krizden kurtarıcı olarak gelmesi, Ecevit'in hastalığı, Cem Uzan olayları ve Fatih Terim'in İtalya macerasını hatırlıyorum. Bununla birlikte yeni öğrendiğim, ilk defa duyduğum bir çok konu da oldu. Kitapta şimdi ile karşılaştırılan bölümler var ama işte 'şimdi kötü, eski iyiydi' ya da tam tersi gibi bir karşılaştırma yok. Olan ne ise gazete haberlerinden, o dönemi yaşamış olan insanların ağzından okuyoruz. Kitapta eksik olarak belirtebileceğim bir yer yok ancak keşke dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Ekonomi Bakanı olan Kemal Derviş ile de bir röportaj yapılabilseydi. Daha net ve kesin bilgiler elde edilebilirdi bu röportajlardan. Eğer 2001 yılında neler olduğunu ve o zaman yaşanan olayların bugünü nasıl etkilediğini öğrenmek istiyorsanız bu kitap doğru bir kaynak olacaktır. Tavsiye ediyorum.
Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler. Özellikle Türkiye yakın tarihi için bu çok geçerli. Mirgün Cabas'ın bu son kitabı, unutuşa karşı mücadele eden değerli bir yakın tarih anlatısı olmuş. Mirgün Cabas Türkiye'nin "dönemeçten önceki" son yılını sadece siyasete odaklanmadan, tüm sosyal ve kültürel veçheleriyle kapsayıcı biçimde ele almış. Gazeteci dilindeki "hafiflik" kitabı keyifle okunur hale getirmiş. Özellikle röportajlar oldukça ilginç ve şaşırtıcı içerikte. Toplum olarak neleri görüp geçirdiğimiz, atlattığımız tüm badireler, sadece dokunup geçtiğimiz arka kapak haberleri, bir yapbozun parçaları gibi döşenmiş. Bunları ardı ardına okuyunca birbirine en ilgisiz olayların bile toplanıp anlamlı bir bütünlük oluşturduğunu düşünmeden edemiyor insan "Eski Türkiye"de...
Her şeyden önemlisi de, bugünkü siyasi iklimin nelerin antitezi olduğunu ve nelerin sürekliliğini taşıdığını anlamak açısından anahtar bir kitap. Nereye gittiğimiz aşikar, ama nereden geldiğimizi arada bir hatırlamak için "Eski Türkiye'nin Son Yılı" her evde bulunmalı...
Neydik, ne olduk? Türkiye ne haldeydi, şimdi ne halde? Bu soruları cevaplamak, unutmuş olduğumuz geçmişi hatırlamak için biçilmiş kaftan olduğunu düşündüğüm bir kitap... Eski Türkiye çok da matah bir yer değilmiş ama bugün o zamanları özler hale geldik, yarın bugünü de özleyecek miyiz diye düşünüyor insan. 2001 yılının sadece siyasi hayatını değil, TV kültürünü, futbolunu da anlatan; ropörtajlarla beslenen bir kitap.. Kitapta Mirgün Cabas'ın kişisel yorumlarını okumayı umuyorsanız, hiç okumayın. Kitap, tamamen tarafsız gözle, hiç bir yorum yapılmadan (son bölüm hariç) yazılmış; o zamanın haberleri taranarak, araştırılarak ortaya çıkmış. Editörünün de çok başarılı olduğunu düşündüm okurken. Dili akıcı, yalın ve basit; cümleler uygun uzunlukta tutulmuş. Siyasi konulu kitap okumayı benim gibi sevmeyenlerin bile rahatça okuyabileceğini düşünüyorum. Herkesin kütüphanesinde olmalı, dediğim bir kitap oldu.
Temmuz 2017’de aldığım bu kitabı çok çeşitli kişisel nedenlerle 5 yıl sonra Haziran 2022’de bambaşka bir ülkede yaşarken bitirdim. Bu kadar uzun sürmesinin gerçekten de kitapla ilgisi yok, o yüzden göz korkutmasını asla istemem. Bu benim tuhaflığım ve inatçılığımla alakalı. 😄
Günümüzü anlayabilmek, geleceği düzgün şekillendirebilmek için geçmişten dersler çıkarılmasına çok inanıyorum. Çocukluğuma denk gelmesine rağmen bende izler bırakmış 90’lar ve daha da öncesindeki siyasi hataların (belki de bilinçli tercihlerin) Türkiye’yi nasıl da günümüzdeki arafa sıkıştırdığı olabildiğince tarafsız biçimde ortaya koyulmuş. Döne döne aynı hatalara düşmekten vazgeçmediğimizi derinden hissettim çoğu noktada.
Dediğim gibi kitap uzun ve detaylı, ben de 5 yılda ancak bitirdim. Ama lütfen kimseyi yanıltmasın dili oldukça anlaşılır. Hatta keşke öyle bir demokratik duruma erişsek de bu kitap okullarda destekleyici kitap olarak okutulsa.
Geçmişi hatırlatmak konusunda çok başarılı. Bazı konuları o dönemde ilgi alanımda olmadığından neredeyse hiç bilmiyordum (Uşağa inen UFO, mafya babası Nuriş gibi), bazı konularda yorumları okumak çok keyifliydi. Fatih Terim'in İtalya macerası ve o yıllarda Türkiye Futbolu konusunda Mehmet Demirkol'un yorumları gayet öğretici.
Bir kaç nokta var eleştireceğim. Kronolojik değil de konu bazında yazıldığı için dönem dönem tekrarlara çok düşülüyor. Bazı bölümlerin sırası o bölümleri 'redundant' hale getiriyor, Tüsiad Nosatljisi, önceki ekonomi bölümlerinin arasında işlense daha anlamlı olabilirdi.
Bir başka nokta da bazı yorumcuların günümüzde sözüne pek de güven kalmayanlardan oluşması (Nedim Şener)
Kitap 2017'de yazılmış, her ne kadar 2001'i anlatsa da 2017 gözünden bu işi yapıyor. Ben 2025'de okuyunca ozellikle siyasal bölümler maalesef epey eskimiş oldu.
Şu aralar yine gündemde olan Eski Turkiye'nin son yılını hatırlamak açısından güzel.