Jump to ratings and reviews
Rate this book

Yetmiş Bin Süryani

Rate this book
Genç Süryani'ye hoşça kal deyip, dükkândan çıktım...
Olanları düşünüyordum: Süryani ülkesini, berberlik öğrenen Süryani Theodore Badal'ı, sesindeki hüznü, tavırlarındaki umutsuzluğu.
Bu, aylar önce, ağustostaydı, ama o günden beri Süryani ülkesini düşünüyor, kadim bir halkın genç, uyanık ama umutsuz evladı Theodore Badal, hakkında bir şey söylemek istiyorum. Yetmiş bin Süryani, bu büyük halktan geriye kalan sadece yetmiş bin kişi, gerisi ölüm uykusunda, bütün o azamet harap olmuş ve unutulmuş.
Onu bunu namussuz diye diğerlerinden soyutlamak hakça değil. Ermeni nasıl acı çekerse Türk de acı çeker. Saçma işte, ama bunu bilemezdim o zaman. Bilemezdim şu Türk dediğimiz insanın zorlandığı yola sapan, kendi halinde, dünya tatlısı bir biçare olduğunu. Ondan nefret etmenin, aynı hamurdan çıkma Ermeni'den nefret etmeye eşdeğer olduğunu. Ninem de bilmezdi, hala da bilmiyor. Artık bunun bilincindeyim ben, ama kaç para eder?
Zavallı Markar. Onun uyuyuşuna bakan, dünyada kimsenin derdi yok zannederdi, horlaması bir tüccarınki kadar zengindi; zira insanlar bu tür şeylerde eşittir... Basit şeylerde bütün insanlar yan yanadır, müşterek, hazin ve değersiz; iyi bir pazarda insanın bini bir para. Çıplaklığın birliğinde yoksul insan, papaz, şair ve siyasetçiyle kardeştir. En heybetli kişinin başından sarığını alın; sofu papazın siyap cüppesini çekin; mağrur kalpten güveni alın; kibirli ruhtan teselliyi, geriye ne kalır? Bir inilti, bir kaşıntı, bir horlama, bir burun çekiş, bir sızlanma; keçi gibi zıplama, bir osuruk ve bir papağanın saçma söylevi.

192 pages, Paperback

First published January 1, 2010

2 people are currently reading
60 people want to read

About the author

William Saroyan

348 books647 followers
William Saroyan was an Armenian-American writer, renowned for his novels, plays, and short stories. He gained widespread recognition for his unique literary style, often characterized by a deep appreciation for everyday life and human resilience. His works frequently explored themes of Armenian-American immigrant experiences, particularly in his native California, and were infused with optimism, humor, and sentimentality.
Saroyan's breakthrough came with The Daring Young Man on the Flying Trapeze (1934), a short story that established him as a major literary voice during the Great Depression. He went on to win the Pulitzer Prize for Drama in 1940 for The Time of Your Life, though he declined the award, and in 1943, he won an Academy Award for Best Story for The Human Comedy. His novel My Name Is Aram (1940), based on his childhood, became an international bestseller.
Though celebrated for his literary achievements, Saroyan had a tumultuous career, often struggling with financial instability due to his gambling habits and an unwillingness to compromise with Hollywood. His later works were less commercially successful, but he remained a prolific writer, publishing essays, memoirs, and plays throughout his life.
Saroyan's legacy endures through his influence on American literature, his contributions to Armenian cultural identity, and the honors bestowed upon him, including a posthumous induction into the American Theater Hall of Fame. His remains are divided between Fresno, California, and Armenia, reflecting his deep connection to both his birthplace and ancestral homeland.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
39 (46%)
4 stars
30 (35%)
3 stars
11 (13%)
2 stars
4 (4%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 10 of 10 reviews
Profile Image for Evren.
17 reviews16 followers
May 18, 2014
"Hepimiz bu dünyanın insanıydık, ama hiçbir zaman her yerde birden olamayacak, yaşamın yüceliğini tamamen, eşzamanlı kucaklayamayacaktık. Bir yere gidebilmek ancak başka bir yere veda etmeklemümkün olabildiğine göre, vardığımız yeni noktaya, kendi iç dünyamıza mahkum olacaktık hep."

"Piyano çalmak için neden gayret göstermem gerektiğini bilmiyordum ama bana mutlaka piyano çamalıymışım gibi geliyordu. Hepimiz yaşıyorduk, dolayısıyla bana öyle geliyordu ki bir hareket olmalıydı. Buna şiddetle inanıyordum, her şeyin aynı kalması, tekrar tekra aynı şeyleri yapmak beni çileden çıkarıyordu, ne yapacağımı bilemiyordum."

"Irklara inanmam. Hükümetlere inanmam. Hayatı, dünyadaki milyonların aynı anda yaşadığı tek bir hayat olarak görürüm. Henüz herhangi bir dilde konuşmayı öğrenmemiş bebekler dünya üzerindeki tek ulustur, insan ulusu; gerisi sahte gösteriş, bizim medeniyet dediğimiz nefret, korku ve güçlü olma arzusu... Ama bebek bebektir. Ve bebeklerin ağlamalarında insanlığın kardeşliğini bulabilirsiniz. Büyürüz ve bir dilin kelimelerini öğreniriz. Kâinatı, bütün dillerin değil, bildiğimiz dilin vasıtasıyla görürüz. Kâinata bakarken herhangi bir dil kulllanmamak da mümkün değildir, örneğin sessizlik yoluyla kâinatı göremeyiz. Ve kendimizi ildiğimiz dile hapsederiz. [...] Bütün sonsuzluk, kelimelerimizde. Bir şey başarmak istiyorsam daha evrensel bir dil konuşmalıyım. İnsan kalbi, insanın yazılmamış tarafı, bütün halkların değişmez ortak noktası işte budur."
1 review
January 5, 2018
"Kıymetli önemsizlik" diye tanımlıyor Saroyan; 1918, 19, 20'lerde dünyanın bir ucu Fresno kasabasında aidiyetlerinin, hayat kavgasının ve daha yüzlerce fikir ve duygunun savrukluğu ve bir aradalığı içinde yüzen Ermeni toplumunun içine yerleştiği durumu. O, hikayelerinde dilim dilim karpuz yiyen çocukları, kaç kişi kaldık hesapları yapan yetişkinleri anlatırken fona oturttuğu o uzak topraklar kırından kahvesine Anadoludur. Zor sularda yazar Saroyan; ama fikirleri sağlamdır. Ulus kültünü yerden yere vururken kültür denen organizmayı adeta okşar; ses verdiği kahramanlar aracılığıyla genç Ermenistan'ın yarattığı heyecanı dillendirirken kendi sesi bir ülkenin sınırları çizilirken yaşanan baskılara bakar. Bu dilemmalar dünyası onu insanlığın çelişkisine saplamaz,
hiçbir zulüm doğallaştırılamaz. Tüm gerçekçiliği ve insancıllığıyla oradadır Saroyan. Hem de politik yaklaşımı ve anlatı ustalığını, biri birinin üstüne geçmeden kaynaştıran o nadide yazarlar evrenindeki yeriyle.
Profile Image for hardasan .
102 reviews21 followers
September 22, 2017
Kitabı anlamak için Saroyan'ı tanımak gerek. Ne kadar insancıl bir bakış açısına sahip olduğunu, Ermeni sorununa "ulus" gözlüğüyle değil "insan" penceresinden baktığını, insanları büyük yanlışlara sürükleyen politikaları eleştirmesini öykülerinden çıkarıp anlamak gerek.

Diğer kitapları da mutlaka okunmalı. Çok değerli.
Profile Image for Medar Acar.
144 reviews2 followers
July 23, 2021
Duru bir dille yazılmış, kolay okunabilir öykü ve denemeler var kitapta. Öykü okumaya çok yakın biri değilim ama Saroyan'ın yazdıkları ile içerik yönünden problemim olmasaydı, başka kitaplarını da okumak isteyebilirdim.

Öte yandan, geçen yüzyılın başlarına ilişkin Anadolu'da yaşananlar hakkında fikir yürütürken tarihte yerimi kaybetmemek için de çok çabalıyorum. Yazar hakkında bu nedenle iri cümleler kurmak istemem. Ama Saroyan yurdunu sevmekle milletini sevmek arasında kalmış ve kafası çok karışıkken bu öykü ve denemeleri yazmış.

Benim gördüğüm Saroyan milliyetçiliğin nasıl kötü bir kuyu olduğunu görüyor ama yaşanan o "büyük felaketi" nereye koyacağını bilemeden kendini yazıyor. Yazarın bu duygu hali kitap boyunca beni bırakmadı. Rahatsız etti durdu.

Çoğu okurun yüklü bir vicdan gördüğü bu öykülerden benim gördüklerim ise bunlar.
Geçen yüzyılın meselelerini yine geçen yüzyılın değerleriyle bugünlerde çözemeyiz. Yaşadığımız pratik bunu göstermiyor mu?

Daha yazmak istiyorum ama daha da çok susmak istiyorum.

Duru ve temiz Türkçe için çevirenlere teşekkür ederim.
Profile Image for Ibrahim Basarir.
103 reviews10 followers
January 6, 2017
Saroyan'ı okurkan insanın aklına Hrand geliyor, kardeşlik geliyor, kin tutmamak geliyor. Ayrıca Emine Sevgi Özdamar dışında biz neden diaspora edebiyatı kuramıyoruz dedirtiyor. Saroyan, Amerika'da Ermeni azınlık olmayı, sıla - anavatan özlemini çok güzel anlatıyor.
Kitaba adını veren Yetmiş Bin Süryani de ise insan ayrı bir hüzünleniyor.
Öyküyü okudukça aklıma nedense "dünyada 1896 panda kaldı, 2500 bengal kaplanı kaldı" haberleri geliyor ve şu kadim topraklardaki çeşitliliğe vurduğumuz darbeyi düşünüyorum.
Profile Image for Okan.
34 reviews7 followers
August 20, 2020
Saroyan'ın daha politik diyebileceğimiz türdeki öykülerinden yapılan bir seçki. Politiğin içine kimlik konuları da giriyor, daha düz siyaset konuları da. Amerika komünistleriyle ilgili bir iki öyküsü eğlenceli. Kimlik konularında da kendi hesaplaşmalarını açıkta, dürüstçe yapmış. Keşke Türkler okuyup bilselerdi. Ama Büyük Buhran'da kavrulan Amerika'nın açlarıyla ilgili öyküleri bende ayrı bir iz bıraktı. Garip isminden ötürü hep dikkatimi çeken ve Saroyan'ın yayınlanmış ilk öyküsü olan Trapezdeki Cüretkar Genç Adam'ı da bu kitapta bulduğuma mutluyum. Çok çok çok iyi bir öykü çıktı.
Profile Image for Ulaş Gezgin.
Author 41 books13 followers
December 20, 2020
Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani


Yaşar Kemal ve Fikret Otyam’ın yakın dostu Amerikalı-Ermeni Bitlisli yazar William Saroyan’ın (1908-1981) ‘70 Bin Süryani’ adlı seçme öyküler kitabı, Türkçe’de Aras Yayınevi’nden yeni baskılarını yapıyor. Yazarın öykülerinden ve 2 gençlik şiirinden oluşan kitapta çeviri ve editörlük güvertesinde Ohannes Kılıçdağı ve Aziz Gökdemir var. Kitapta bulunan 19 öykü, Saroyan öykücülüğünün ilk dönemindeki gelişimini kronolojik olarak gözlemleme olanağı sunuyor. Kitaptaki ‘Ömür Denen An’, ‘Yaz Neşesi’, ‘Nenem’, ‘Berber Çırağı’, ‘Kırık Tekerlek’ ve ‘Çocukların Ölümü’ gibi ilk öyküler, yazarın çocukluk anılarına dayanıyor. 1930’ların Amerikasında yayınlanan Ermeni gazetelerinde çıkan bu öyküler, genellikle Amerika’da Ermenilerin tutunmaya çalışma çabasına odaklanıyor ve bu anlamda, etnik kimlik sorunsalını çocuk gözüyle naif bir biçimde işliyor. İnsanbilim ve halkbilim açısından değerli bilgiler sunup önemli deneyimler paylaşan, ancak yazınsal olarak çok da güçlü olmayan bu gençlik öykülerinden sonra, Saroyan’ı Saroyan yapan asıl öyküler geliyor. ‘Ermenistan’ın Evladı Antranik’ öyküsünde Saroyan’ın 1915’e büyük devletler açısından değil insani yaşantılar açısından farklı bir bakış geliştirdiğini görüyoruz. İnsanların şans eseri Ermeni, Türk, Kürt vb. doğduğunu anımsatan; doğuşta kimliklerimizi seçme şansımız olmadığına dikkat çeken evrensel bir bakış bu. Şöyle diyor bilge yazar:
“İnsanın ülkesi denilen şey neresidir o halde? Dünyanın belli bir parçası mıdır, yeri, adı sanı belli? Irmakları var mıdır? Gölleri? Ya gökyüzü? Ayın doğuşunda mıdır bir ülkeyi diğerinden ayıran şey? Ya güneşin? İnsanın ülkesi ağaçlar, bağlar, çayırlar, kuşlar, taşlar, tepeler, dağlar, vadiler midir? Vatan bir yerin baharında, yazında, kışında mıdır? Canlıların kurduğu düzen midir? Kulübeler, evler, kentlerin sokakları, masalar, sandalyeler, oturup çay içmek, sohbet etmek midir? Yazın sıcağında dalda olgunlaşan şeftali midir? Toprağına gömdüğümüz ölüler midir? Sevgi tohumunun ana karnında filizlenmeye başlaması mıdır? Semanın bir uçtan diğerine kol kanat gerdiği ülkede kulağa çalınan ana dilin ezgisi midir? Ya o dilin yazısını taşıyan sayfalar? O ülkede yapılmış bir resim? O insanların gırtlağından, yüreğinden doğan şarkılar? Danslar? İnsanın vatanı hava, su, toprak, ateş ve hayatın kendisi için sunulan şükran dualarından mı ibarettir? İnsanların gözleridir belki, ya da dudakları, kederi...
Bu sorulara cevap veremem, ama bildiğim şu ki bunların hepsi insanın kanındaki belleğe kazılı.(...)” 
‘Nereye Gidersen Git, Çığlığında Memleket’ öyküsünde ise, yazar bizi Amerika’daki bir Ermeni kahvesine götürüyor. Yaşlıların memleketleriyle ilgili kimi zaman tatlı kimi zaman sert tartışmalarına tanık oluyor; çocuklarının etnik kimlik gelişimindeki sorunlarını gözlemliyoruz. ‘Yetmiş Bin Süryani’, yazarın bir Süryani berberle sohbetinin ürünü. ‘Yılan’, gençlik dönemi öykücülüğünü andıran bir çalışma. ‘Devrim’ ve ‘Sevgili Greta Garbo’da Saroyan, Ermeniliğinden sıyrılıp Amerika’daki sendikal hareketlere mizahla yaklaşıyor. Bu öyküler hem konu açısından hem de kimliğin getirdiği kasvetten sıyrılmış olmaları dolayısıyla önceki öykülerden ayrılıyor. ‘Uçan Trapezdeki Genç Adam’da ve ‘Soğuk Bir Gün’de cebinde beş kuruş parası kalmamış bir yazar -elbette yazarın kendisi- şakacı bir dille betimleniyor; onun esinlenme çabalarını yakından izliyoruz. ‘Bir Hayatın Dirilişi’, yazarın yoksulluk içinde geçen çocukluğunu ele alıyor bir kez daha. Gazete satıcılığı yaptığı o yılları yazar, içtenlikle ve din ve toplum eleştirisiyle harmanlıyor.

‘Ben, Dünyada’ öyküsünde Saroyan, kendi yazma alışkanlıklarını ve dünya görüşünü ortaya koyuyor. Bu yönüyle, metin, köşe yazısının ve söyleşinin sınırlarında geziniyor. Bir çocukluk anısını aktaran ‘Savaş’ adlı öykü, barış eğitimi derslerinde kullanılabilecek kadar derinlikli bir içeriğe sahip. Çocuklara milliyetçilik tohumlarının ekilmesinin ve bunun toplumsal sonuçlarının öyküsü. 2. Paylaşım Savaşı öncesinde yazılmış olması da, öykünün önemini ve değerini arttırıyor. ‘Onca İnsan’ ise yine çocukluk anılarından besleniyor; kitaptaki en kısa öykü olma özelliğini taşıyor. Kitabın kapanışını yapan ‘Sen Bir Ermeni, Ben Bir Ermeni’ bir diğer kısa öykü. İki Ermeni’nin, Saroyan’ın deyişiyle iki ‘sıladaş’ın yurtlarından uzakta karşılaşması...

Saroyan öykücülüğü, kurmacadan çok anılara ve deneyimlere dayanan bir anlatı anlayışı üzerinden gelişiyor. Bir anlatıcı olarak Saroyan, kendisinin ve çevresindekilerin başından geçenlerden hareket ediyor. Bu anlamda onun anlatıcılığı, Hüseyin Rahmi ve Sait Faik’inkilerle akraba.[ Hüseyin Rahmi ve Sait Faik öykücülüğü için bkz. ilgili bölümler. ] Bu, yazınsal anlamda bir zayıflık da sayılabilir, biçemsel bir tercih de. Ancak bu zayıflık ya da tercih, aynı zamanda anlatıcının içtenliğine zemin hazırlamak gibi olumlu bir işleve sahip. Örneğin, birçok kurmaca ağırlıklı öyküdeki “hiç inandırıcı değil” havası, Saroyan’da yok hükmünde. Okurlar olarak ona rahatlıkla inanıyoruz. Bu içtenlik, yazarın yaşamıyla da (yoksulluğu, yurtsuzluğu, yetimhanede büyümesi, okulla arasının olmaması vb.) pekiştiriliyor (Gezgin, 2002). Saroyan’ın öyküleri, ayrıca, etnik kimlik gelişimiyle ilgili akademik çalışmalar için değerli bilgiler sunuyor (bkz. Gezgin, 2001b).

Saroyan’ın öykücülüğü her ne kadar Amerika’da şekillenmiş olsa da, onun anlattıklarında, Haçaturyan’ın birçok ezgisindeki aynı his uyanıyor: Yani “bunlar çıksa çıksa bir Anadolulu’dan çıkmıştır” hissi... Daha değil bilgisayarlar televizyonların bile piyasada olmadığı dönemlerin insanları onlar; ama kendilerini okutmayı/dinletmeyi başarıyorlar; çünkü ‘zamanın ruhu’nun, ‘güncel’in yorucu taleplerinin ötesine geçmişler. İlerleyen yüzyıllarda da okunacak/izlenecekler.



Kaynakça

Gezgin, U. B. (2001b). On ethnic identity development: towards the construction of a model.

Gezgin, U. B. (2002). Armenians as ingroups in William Saroyan’s (1908-1981) stories from the framework of the theory of social representations: a social psychological inquiry.

Saroyan, W. (2016). Yetmiş Bin Süryani. 3.baskı. İstanbul: Aras.
Profile Image for Kamil.
171 reviews
May 31, 2019
Muhteşem bir yazarla tanıştım: William Saroyan. "Yetmiş bin Süryani" oldu ilk okuduğum kitabı. Son derece yalın, samimi ve akıcı bir tarzı var. Sait Faik'i çok andırıyor, onun da yazılarının ekseninde hep insan var. Çok tanınmasa da, Amerikan edebiyatında Faulkner, Hemingway, Steinbeck kadar güçlü bir isim olarak tanımlanıyor. Tarzı bile "Saroyanesque" olarak adlandırılıyor.

Ermeni asıllı Amerika'lı bir yazar Saroyan. Bitlis’ten göç etmiş Ermeni bir ailenin, Amerika da doğan ilk ferdi olarak 31 Ağustos 1908’de Kaliforniya Eyaleti’nin Fresno kasabasında dünyaya gelmiş Saroyan. Zorluk içinde geçmiş çocukluk yılları...William üç yaşındayken babası ölünce, annesi, William ve üç kardeşini yetimhaneye vermek zorunda kalmış. Yetimhanede geçirilen beş yıldan sonra çocuklar, yeniden iş bulup kendilerine bakabilecek duruma gelen annelerine kavuşarak Fresno’da yeniden bir araya gelmişler.
Okulla ve eğitimle bir türlü yıldızı barışmayan Saroyan 15 yaşında okulu terk etmiş. Çeşitli işlerde çalışmış. Asıl hedefi hep yazarlık olmuş Saroyan'ın: "Benim işim yazmak...birileri yazmalı. Hakkında birşey yazılmadan kimse bu dünyadan göçüp gitmemeli" diyor mesela.

Öykü yazmaya hiç ara vermeden devam etmiş. Hatta kitaptaki son derece etkileyici öykülerden birinde açlığa ve soğuğa rağmen nasıl yazmaya devam ettiğini de anlatıyor. Aynı öyküde ısınmak için kitap yakmayı düşünmesi ama bir türlü elinin buna varmamasını anlatan satırlar çok ama çok etkileyici.
Atalarının doğduğu topraklara da son derece bağlı Saroyan. Zaten fotoğrafına bakınca "bizim topraklardan" olduğunu hemen anlayorsunuz. Bitlis'i 1964 yılında ziyret etmiş, bu gezisinde ona dostları Ara Güler, Fikret Otyam eşlik etmişler. 
Öykülerinde halkının çektiği acıları, trajediyi vurgular çoğunlukla, ama asla suçlayıcı, kinci bir tavır takınmaz. Onun kınadığı insanlığın içine işlemiş olan kötülüktür. Şu cümleleri çok güzel özetliyor onu: "Ermeni nasıl acı çekerse Türk de acı çeker. Bilemezdim şu Türk dediğimiz insanın dediğimiz insanın zorlandığı yola sapan, kendi halinde, dünya tatlısı bir biçare olduğunu. Ondan nefret etmenin aynı hamurdan çıkma Ermeni'den nefret etmekle eşdeğer olduğunu"
Profile Image for Mehmet Kır.
411 reviews15 followers
September 25, 2018
Tabii ki söz konusu Ermeni bir yazarın düşüncelerinin doğruluğu ne kadar tartışmalı olsa da, kitap içindeki bazı hikayelerde evrensellik ögesini yakalayabiliyorsunuz.

Bazı alıntılar paylaşmak gerekirse;

"Okumak insanı kemale erdirir, yazmak ise gördüğünüz gibi titizleştiriyor."

"Başlangıçlar hep zordur, çünkü koca bir dilin içinden sonsuza kadar yaşayacak tek bir parlak kelimeyi seçmek basit iş değildir; zaten yalnızlık içindeki insanın her sözü sadece tek kelimedir."
Profile Image for Maria Karaoglou.
2 reviews
November 28, 2025
Bazı hikayeleri okuması zevkliydi ama bir kısmı da çok boş ve anlamsızdı. Soğuk ile ilgili hikayeye denk gelince daha fazla devam ettirmek istemediğimi fark edip bıraktım. Sınıfa gelen yetim çocuk ve generalla ilgili hikayeleri okuması daha keyifliydi.
Displaying 1 - 10 of 10 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.