İstanbul'un kadim semtlerinden Kurtuluş'un tarihi ta Kanuni Sultan Süleyman günlerine, 16. yüzyıla kadar uzanır. Tarihçiler, Osmanlı döneminde Rumca "Tatavla" adıyla anılan, nüfusunun çoğunluğu Rum olan semtte, hareketli bir sosyal ve kültürel yaşam olduğunu anlatır. Kiliseleri, okulları, spor kulüpleri, panayır yerleri ve eğlenceleri ile Tatavla, payitaht İstanbul'un en renkli köşelerinden biridir.
Daha önce “Yaşadığım Kurtuluş” adıyla yayımlanan kitabın bu yeni baskısı, birtakım eklerle geliştirildi ve Tatavla’nın geçmişini ve bugününü daha iyi anlatan etraflı bir anlatı haline geldi. Kurtuluş’a, "Kurtuluş'un Tatavla olduğu zamanlara yetişememiş" ancak ondan kalan "son kırıntıları yaşayabilmiş" bir kalemin, çocukluk günlerini anımsarken, semtin 1970'li yıllardaki resmini çizdiği, orada yaşanan değişimden, gidenlerin ve gelenlerin hayatından kesitler sunduğu bir "tanıklık" bu. Hüseyin Irmak, kişisel tarihini yazarken, Tatavla’dan Kurtuluş’a ile bir yandan da semtinin ve İstanbul'un asırlık macerasının izlerini sürüyor ve hemşerilerinin hayat hikâyeleriyle anlatısını zenginleştiriyor.
İstanbul’un bugün halen geçmişten gelen ruhunu belli ölçüde koruyan, sürekli değişse de kozmopolit doğasına sahip çıkan bu önemli semtinin tarihini, sakinlerinin yaşantısını, çok sayıda fotoğraf eşliğinde aktaran Tatavla’dan Kurtuluş’a, kent yaşamının devamlılığı açısından elzem olan bilgileri yazılı hale getiren önemli bir çalışma.
Tatavla'dan Kurtuluş'a Hüseyin Irmak'ın çocukluk ve gençlik zamanlarını geçirdiği Kurtuluş'u, ailesi ve çevresini ele alarak anlattığı bir kitap. En son basımla yazar kitabın başına Tatavla'nın tarihini eklemiş ve son sayfalarında ise bahsi geçen insan ve mekanların yerini gösteren kroki ile kimisi kendi ailesinin olan eski fotoğraflar var.
Kurtuluş'ta yaşamış ve özleyen biri olarak çok severek okuduğum bir kitap oldu. Özellikle kendi izlenim düşüncelerini anlattığı bölüm en çok keyif alarak okuduğum kısım oldu. Kurtuluş'un o renkli ortamını detaylıca aktarmış. Keşke o zamanlardaki gibi kalsaymış...
Tatavla’ya 2020’de taşınmış bir sakini olarak, bu haliyle bile hayranken; günümüz İstanbul’unda çölde bir vaha gibi bakarken eski halini birinci ağızdan, yormayan bir dille okumak çok keyifliydi. Yüz yıllık bir Rum evinde yaşarken hep evimin eski sakinlerinin kimler olduğunu, bu sokağı kimlerin seslerinin şenlendirdiğini düşünürüm. Kendi adıma her zaman bu semtin, bu evlerin asıl sahiplerini anmak ödeviyle yaşıyorum; bireysel ve yapısal sorumluluklar bir gün alınır mı bilmemekle birlikte… İyi ki yazmışsınız, gözlerim dola dola, yer yer büsbütün ağlayarak okudum.
Kendi ulke insanini dini, mezhebi farkli diye kovmussunuz. Cok acikli tum yasananlar. Irkci olmadan bu yorumu yapamayacagim ama ulkemize kucak actiklarinizin bize aynisini yapmayacaginin kimse garantisini veremez. Cogunluk oldugunda bu cografyada hem acimasiz, vahsi ve kotusun.
Serbest çağrısımla anlatma tercihi anı olmasından kaynaklandı ama ortaya çıkardığı dağınıklık da okurken zorladı.Yenilenen basımda eklenen Tatavla tarihçesi ise iyi olmuş, aksi durumda epey eksik olurdu. Tatavla'nın öyküsünden çok köyden kente göçün izlerinin takip edildiği kitaptan İstanbul'un azınlık mahallelerinin ve buradaki toplumsal/sınıfsal yapının değişimi rahatça gözlemleniyor. 70'ler İstanbulunda geçen bu anı kitabını okurken gözümde sıklıkla Kapıcılar Kralı canlandı.