Söze, ‘Bu kitabı Allah indirdi’ diye başlasam ne tepki verirdiniz? Sanırım büyük çoğunluğunuz benim akli melekelerini yitirmiş birisi olduğumu, yahut meşhur olmak isteyen bir şarlatan olduğumu düşünürdünüz. Peki size bulunduğumuz coğrafyada hem dini anlamda aynı kimliği paylaştığımız, hem de bıraktıkları geleneği ve öğretiyi asırlardır din sandığımız bir kısım hocaların, şeyhlerin ve kanaat önderlerinin bu iddiada olduklarını söylesem? Onlar için de aynı tepkiyi verir miydiniz, yoksa kutsallıkları sizin için bakî mi kalırdı? Bu kitap; İslam kisvesi altında Allah’tan vahiy aldığını iddia edenlere, Allah’ı herhangi bir varlıkla eş tutan panteist ve spiritüalistlere, maneviyatı öne çıkarmaya çalışayım derken insan için yaratılan nimetleri aşağılayanlara, modern putperestlere, gizliden Allah olma iddiası taşıyan ve bu iddia ile çoğunluğu peşinden sürükleyen hocalara, o hocaların peşinden giderken aklını kullanma zahmetinde bulunmayan kalabalıklara, keşif ve ilham adı altında vahiy aldığını iddia edenlere, hakikati gizlemek için tüm gücüyle uğraşanlara, gerçeği bilip susanlara, önyargılarından kurtulamayanlara, Allah’a dinini öğretmeye ve Allah’tan rol çalmaya çalışanlara, yani şirkin her türlü misyonunu üstlenmiş olanlara putlarını kırma, İslam’a dönme ve aklını kullanma çağrısıdır. Zira Kur’an bizleri apaçık bir şekilde aklımızı kullanmaya çağırır: ‘Yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.’ (8/22)
Cemre Demirel, 9 Aralık 1989’da İstanbul’da doğdu. Ortaöğretimini Şehremini Anadolu Lisesi’nde, lisans eğitimini Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümünde tamamladı. Yüksek lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümünde tamamladıktan sonra doktorasını İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde yaptı. Kitap yazarlığı dışında YouTube yayıncılığı yapmaktadır.
Ali Şeriati'nin bir zamanlar dediği gibi bu sefer sizi ben rahatsız etmeye geldim.
Öncelikle günaydın, sistemin masalına kısa bir süreliğine ara vermek isterseniz, hoşgeldiniz.
Cemre Demirel (blogger adıyla Michael Sikkofield), ilgi alanları olan din, felsefe ve ezoterizm hakkında yazılar yazdığı Türkiye'nin en fazla okunan şahsi blog sayfasına http://michaelsikkofield.blogspot.com.tr sahip olan sadece bir insandır. "Sadece" kısmını özellikle vurguladım ki bu kitapta eleştirilen ve kendisini insan statüsünden şeyh, mürit, veli, alim, artık adına ne demek isterseniz statüsüne sokmaya çalışan ve arkasında milyonları da beraberinde sürükleyen Mevlana, Yunus Emre, İbn Arabi, Hallac-ı Mansur, İmam Rabbani, Ahmet Yesevi, Cübbeli Ahmet gibilerin nasıl büyük bir uyutma planı olduklarını anlayabilelim.
Rahatsız olmadınız mı? Durun daha incelemeye başlamadım bile.
İncelememe Mesnevi gibi vahiy kategorisi dışında bir kitabın 1953 basımı önsözünde "Mesnevi, Alemlerin Rabbi'nden inmedir.", 2007 basımı önsözünde ise "Mesnevi, alemlerin Rabbi tarafından indirilmek hasebiyle onun önünden ve ardından batıl, yol bulamaz.", Milli Eğitim Basımevi'nden çıkmış 2.baskısının 4. cildinde ve 1852-1854. beyitlerinde "Bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya... Tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, Tanrı vahyidir!" gibi cümlelerin geçmesiyle Mevlana'nın açık seçik Allah'tan vahiy aldığını belirterek yazmış olması, fakat bazı tasavvufçuların insanlara karşı bunu "gönüle inmek", "gönül vahyi" ile yumuşatmaya çalışmasıyla başlıyoruz.
Hz. Muhammed'in ölümünden yıllar sonra İslam'a sızan tasavvuf hakkında neler biliyorsunuz? Bu incelemede bilmediklerinizi konuşacağız.
Hallac-ı Mansur'un Enel Hakk yani "Ben Hakk'ım/Ben Allah'ım" demesini "Siz onun ne demek istediğini anlayamazsınız, o Allah aşkı ile söylenmiş bir laftır." gibi mükemmel derecede mantıklı savlarla savunan, genel öğretisinde bulunan benliği öldürmenin çıktığı yolun *Ben yokum = Çünkü sadece Allah vardır = Sadece Allah varsa o halde "ben" dediğim şey de Allah'tır = Ben Allah'ım* yoluna çıktığı, sevgidir, kardeşliktir, her şey Allah'tır derken aslında kötülük tanımının bile Allah'a yüklendiği, Kur'an'daki tevhid inancıyla hiçbir şekilde alakası bulunmayan tasavvuf dininden bahsediyor burada Cemre Demirel.
Rahatsız olmadınız mı? İslam camiası olarak şu bitmek bilmeyen rahatınızı bozmanızın, okumadığınız, hakkında fikir sahibi bile olmadığınız şeylere bağlanmayı bırakmanızın vakti değil mi artık? Çünkü Kur'an, "17/İSRÂ-36: Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme." der bize.
Spiritüalizm, panteizm, paganlık ve tasavvufun aslında hepsinin aynı öğretilere sahip olduğunu, Mevlana'nın Mesnevisinde, İbn Arabi'nin Fusus'ül Hikeminde, Hallac-ı Mansur'un Tavasininde, ABD'de pompalanan spiritüelist öğretilerin baş kaynaklarından olan Ramtha'da, Ra Bilgileri'nde her zaman aynı şeylerden bahsettiğini, Kur'an'da bizlere denen "La ilahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur.)'a Sufilerin "La mevcude illallah" (Allah'tan başka mevcut yoktur.) cümlesiyle karşılık bulmasını merak ediyorsanız eğer bu kitabı kesinlikle okuyun.
Şeyhin sözüne Hak sözü demek, şeyhin şarap içişine "o küçük bir havuz değildir ki bir damla pislik onu kirlendirsin" deyip hoşgörüyle yaklaşabilmek, Tanrı vahyiyle kutsal kitaplar yazdığını sanmak ve arkasından milyonları sürüklemek büyük cesarettir. Gelenekçilerin ve Elif Şafak okumayı seven modernist kesimin ortaklaşa buluştuğu tek nokta da ne gariptir ki Mevlana'dır. Hatta adı da Bakara 286. ayette "Ente Mevlana" diye Allah'a söylenmesi gereken bir söz iken zamanında Allahlığını ilan etmiş Celaleddin Rumi'ye bizim gidip de Mevlana dememiz "ama şimdi orada o bizim ustamız anlamında saygı..." diye geveleyecek olmanıza bir sebep midir?
Olayın dini boyutu anlatmakla bitmeyecek kadar uzun. Müslümanların bilimde, ilimde, felsefede ve üretimde dünyanın çok önünde olduğu "İslamın Altın Çağı" denilen o refah dönemlerinin "tasavvufun altın çağı" olan 13.yy'da bitmesi tesadüf müdür yani? E tasavvuf, şeyhler, müritler, dergahlar, veliler, şunlar bunların sana dediği şey "Bu dünya boştur, her şeyini terk et, benliğini terk et, ne gerek var dünya işlerine, cennetin yolu şeyhine bağlanmaktır" lafları değil mi? Beyinleri böyle uyuşturmuyorlar mı? Müslümanların 13. yy'dan önce ve sonra çıkardığı bilim adamlarına bakarak bu mukayeseyi kendi evinizde siz de yapabilirsiniz.
Olayın siyasi boyutu ise bambaşka bir boyut. Yeni dünya düzeni, tek dünya dini, tek dünya yönetimi başlığı altında toparlanabilecek birçok şey var. Rockefeller ve Rothschild gibi iki adet soyadını hayatınızda önceden duydunuz mu? Unesco, Unicef ve Un'un bu adamların paravan şirketleri olduğunu da duymamış olabilirsiniz. Artık biliyorsunuz. Hani 2007'yi Mevlana Yılı ilan eden Unesco yahu, bildiğimiz sevgi, kardeşlik, barış timsali Unescocuğumuz.
Bir yandan kafa kesen radikalleri besleyen Amerika, bir yandan sevgi, kardeşlik, barış başlıkları altında tasavvuf dinine çağıran Amerika. Ama ikisi de Amerika. "Ya hep aynı şeyler, bunlar hep Amariga'nın oyunu, komplo teorileri falan aman" diyorsanız Türklerin hakkında bilip bilmeden atıp tuttuğu bu multimilyonerler hakkında bir şey bilmiyorsunuz demektir. Tasavvufun Amerika'da nasıl pompalandığını öğrenmek için şu sembolizm içerikleriyle dolu ve ödül almış kısa filme bakabilirsiniz : http://heliofant.com
Ruh üfleme konusu ise Kur'an'da sadece ve sadece Adem ile İsa'nın yaratılışları için kullanılır. Sadece yoktan var etmek esnasında kullanılan "ruh üfleme" asla ve asla tasavvufçuların iddia ettiği gibi Allah'ın tüm insanlara kendinden bir parça vermesi gibi bir anlam taşımaz.
Diyeceğim o ki, vahdet-i vücud, vahdet-i şühud, panteizm, spiritüalizm, paganlık, panenteizm, hepsi aynı yola çıkan inanışlardır. Panteizm ve vahdet-i vücud inancı Evrenler = Tanrı der, Panenteizm ve vahdet-i şühud inancı evrenler Tanrı'nın alt kümesidir der. Fakat Kur'an'da geçen tevhid dinine göre evrenler evrenlerdir ve Allah ise münezzeh, eşsiz ve benzersiz olduğu için kendi varlığı, evrenlerin varlığı için mukayese edilemez.
Eğitim sistemimize zamanında giren tasavvuf ve buna benzer konuların İsmet İnönü'nün 1946 yıllarında Amerika'yla anlaşmaya vardığı Fulbright Anlaşması'na bağlandığı bu olay yüzünden eğitim sistemimiz şu an vasat bir durumdadır.
Tasavvuf, Mevlana ve bunun gibi konularda kafa karışıklığı yaşayan arkadaşlara, hakkında bilgi sahibi olmadığının peşine düşmeyi sevmeyen arkadaşlara, kendi görüşü tasavvuf dini bile olsa kendisine zıt görüşleri okumayı seven arkadaşlara bu kitap yüksek derecede tavsiyemdir. Ya bu üçgen, tek göz, Illuminati, Amariga'nın oyunu, komplo teorisi falan diyecek olanları kenara alalım, 125 adet kaynaktan oluşturulmuş eşsiz bir çalışmayı okumak isterseniz buyrun.
Kitaba aslında 9,5 puan veriyorum bu yarım puanı da şu sebeple kırıyorum, kitabın Düşün Yayıncılık önsözünde tasavvufun Kur'an ile çelişmeyen tarafları için fikir beyan etmemektedir cümlesi geçmekte fakat kitabın genel felsefesinin demeye çalıştığı cümle ise tasavvufun Kur'an'a ve İslam'a tamamen ters olduğu görüşüydü. Kaynak, kaynak, kaynak diye soracak olursanız kitap tam olarak 125 adet kaynaktan yardım alınarak ortaya çıkarılmış, çok büyük bir emek eseridir.
İnanmak isteyen istediğine inanır buna hiçbir lafımız olamaz fakat tasavvufun İslam ve Kur'an'daki tevhid dini ile çelişen taraflarının olmadığını söyleyebilmek şirke rekor kırmaya doğru koşan bir atletin durumuna benzer niteliktedir.
Cemre'nin kitabını noktaladığı sözü gibi ben de incelememi 14. yüzyılda yaşamış olan İbn Haldun'un sözüyle noktalıyorum : "Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler."
Demirel'in öne sürdüğü iddialarla ilk kez bu kitapta karşılaştım. Enteresan hakikaten. Kanıt olarak sunduklarını birbirine güzel bağlamış lakin o yazım dili nedir Allah aşkına? O nasıl bir kibirdir sürekli okuyucuyu salak yerine koyup, bak sen cahilsin şimdi anlamazsın, he mi güzel kardeşim, bak şimdi, ben sana daha ne diyeyim vs tarzındaki hitaplar kitabı bitirmek için gösterdiğim sabrımı hayli zorladı. Ben alacağım bilgiye bakayım, boşver adamın da tarzı bu diye diye sinirle devam ettim durdum. Sana göre tasavvufu seven, tasavvuf okuyan, bundan keyif alan ve kendince hayatını daha anlamlı hale getirmeye çalışanlar gerizekalı mı? Yüzlerce kitap okudum, alanında bilginin dibine vurmuş, bırak öyle hitap ettiğinde, daha yazdıklarını okurken kendimi aptal ve cahil hissettiğim; ancak seninki gibi bir üslup görmedim. Araştırmacı, sorgulayıcı, kafası çalışan bir insansın, onu anladık. Kendinden başkalarını da, doğru sandıkları şeylerin yanlış olduğunu düşündüğün yada bildiğin için aşağılayamazsın. Tahammül edemiyorsan kitap yazmazsın. Yazıyorsan çizgini, haddini bileceksin. Kimse senin kafana silah dayamamıştır herhalde otur yaz ulan şunları diye. Bir kitabın daha çıksa, yeni bilgiler edinmek için okumak isteyeceğimden eminim, ama alıp okuyacağımdan emin değilim. Ha, ben bu dille, böyle hitaplarla piyasa yaparım falan diye düşündüysen, o başka. Yani; keşke blog yazarı olarak kalsaydın. Kitap yazmanın blog yazmaktan çok başka olduğunu senin gibi akıllı bir insanın çok iyi biliyor olması lazım. Blogunda istediğin aşağılama ve küfüre devam edersin yazılarında elbet. Ama kitap başka bir şey be GÜZEL KARDEŞİM, anlayabiliyor musun?
Tasavvu ile ilgili olarak bir grup müslümanın kafasındaki soru işaretlerini ele almış Demirel. Bunu ele alırken çok araştırmış ve kilit noktaları çok iyi belirlemiş ama dil tam anlamıyla bir sosyal medya jargonu. Tamamen laf sokar gibi anlatmış konuyu. Akademik bir dille yazılsa doktora tezi olabilecek kitabi bir dille yazılsa onlarca ilahiyat yüksek lisansına atıf yapılabilecek bir eser bu dil seçimi nedeniyle sanki kişisel tatmin amacıyla basılmış gibi algılanabilir. Bunun yanı sıra örnekler atıf şeklinde olsa Scan şeklinde olmasa çok daha rahat okunan bir eser olurdu. Scan derken ne demek istediğimi sadece kitabı alıp inceleyenler anlayabilir. Bu kısım da Düşün Yayınlarının ve Hümeyra Okuyan’ın tarzının çok dışında bir baskı şekli olmasına yol açmış.
kitap çok güzel ve doyurucu. ancak yazım olarak şöyle bir sorun var. Fazla tekrara düşüyor. Bazen aynı şeyi farklı cümleler ile on kere falan okuduğumu hissettim. Tamam Cemre İslam ve Tassavuf taban tabana zıt. Anladık sal bizi :)
Bircok acidan cok ogretici bir kitap olsa da, uslup ve yazim tarzi nedeniyle sinifta kaliyor. Cok tekrara dusen, zaman zaman okuyucuya yukaridan bakan bir tarzi var.
Bunun disinda, tasavvufun gecmisi ile ilgili bircok seyi ogrenme firsatim oldu.
Kitap, lise felsefe derslerinde değinilen (en azından ben lise çağlarımdayken değiniliyordu) panteizm inancını merkezine alarak tasavvuf inancının temeline odaklanıyor. Tasavvufa dair kulaktan dolma bilgilere ve yerleşik, sorgulanmamış, dogmatik tasavvuf algısına savaş açıyor adeta. Kolay okunan bir eser. Yazarın dili de gayet eğlenceli. Yazara sosyal medyadan vs. aşina iseniz kitabı okuma deneyiminiz özellikle daha hoş bir hâl alıyor.
Müslüman olma yolculuğumu zamanında zorlaştırmış olan zihniyet bozukluğunu çok güzel kelimelere dökmüş bir eser. Eserin dili bir nebze profesyonellikten uzak gelebilir bazılarına fakat samimi bir dilde yazıldığından kimse şüphe edemez. Yazarın yer yer öfkeli bir hâl almasını ise samimi bir inanan olmasına ve dine dair yalan ve iftiralarla dolu bir dünyada yaşamamıza veriyorum, zira ben de benzer öfke hâllerine iç dünyamda yer yer kapıldım ister istemez.
Yazar aynı zamanda "tek dünya dini kurma planı" gibi bir nebze komplo teorisyeni nüansları içeren konseptlere yer vermiş kitabında fakat kitabın ana ekseni bunun üzerine kurulu değil; komplo teorilerine şüphe ile yaklaşan biriyseniz de o kısımları okuyun bence, zira haklılık payı bulabileceğiniz kısımlar olacaktır. Dünya 5 aileden büyükse de maddi anlamda güçlü, entelektüel kitleleri arkasına alan, elitist gündem maddeleri ile hareket eden sivil toplum oluşumlarının varlığına dair bir tartışma; saçma komplo teorisi karikatürlerinden daha fazla itibarı hak ediyor bence.
Kitap boyunca kendimi düşünmeye değil, savunmaya zorlanmış hissettim. Ne yazık ki bu durum, yazının potansiyel değerini tamamen gölgeliyor. Eleştiri, bilgiye dayalı bir yapı gerektirir. Oysa bu kitapta bilgi değil; bolca öfke, kibir ve “ben haklıyım” iddiası vardı. Düşünsel derinlikten çok, şahsi duygularla yazılmış bir uzun sosyal medya postu gibiydi. Devamlı aynı şeyleri tekrar edip duran üstelik. Yazar, Mevlânâ’yı sevenlerden spiritüel pratiklerle ilgilenenlere kadar herkesi “pagan” olmakla suçluyor. Bunu yaparken dinler tarihi, psikoloji ya da tasavvuf felsefesi üzerine en küçük bir kavramsal çerçeve sunamıyor. Akademik ya da tarihsel kaynaklar yerine birkaç popüler isim (Ramtha, Mesnevî vb.) üzerinden genellemeler yapıyor. Ve bu genellemeleri, bilgiyle değil, kişisel öfkeyle sürdürüyor. “Bazı kadınlar 'ben para için şunu şunu yapacak bir insan mıyım?' derler de, sonra aynen para için ima ettikleri 'şunu şunu' yaparlar ya…” gibi örneklerse, hem cinsiyetçi hem de konudan tamamen kopuk ifadeler. Bir akademisyenin, hele hele felsefe doktorası yapan birinin bu kadar ucuz bir örnek üzerinden “anlatım” çabası cidden üzücü. Kitabın sonunda vardığım sonuç şu oldu: Cemre Demirel’in en çok ihtiyacı olan şey, daha çok insan psikolojisi ve dinler tarihi üzerine okumak, daha çok anlamaya çalışmak, üslup ve metin yazarlığı / yazarlık kursu almak, daha az bağırmak ve belki de samimi bir psikolojik destek almak. Yani demem o ki; okuduğum en kötü kitaptı. Aman diyim almayın, hediye filan gelirse de kabul etmeyin, ben ettim siz etmeyin.
"Kötüye iyi demek, kötülüğün en büyüklerinden biridir. Gerçek iyi ve gerçek adalet; iyi ile kötü arasına keskin çizgiler koymaktır, onları bir görmek değil!"
"haddi aşan ceza zalimi, insanların gözünde mazlum yapar."
“Sırf adamın biri uğruna öldü diye, o şey ille de doğru olacak değildir”
"Tanrı/Evren ile bir olunan bu yokluk hâlinin adı tasavvufta Fenafillah, Hinduizm’de Samadhi, Budizm’de Nirvana, İslam’da ise “şirk”tir!"
"Anlamadığınız şeyi “vardır bir kerameti” diye savunma aptallığına düşmeyin."
"Günümüzün en yaygın hastalıklarından birisi; bilim adamlarının felsefi ve subjektif yorumlarının da, insanlar tarafından nesnel gerçekliklermiş gibi algılanmasıdır."
"İnsanlar duygusal oldukları için kendi kültürlerine yakın olan veya kendilerine çevresi tarafından öğretilen her şeyi savunmaya meyilli olurlar"
"Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler.(İbn Haldun)"
Büyük bir farkındalık yarattığını söyleyebilirim. Bu gibi konuları bu kadar anlaşılır ve akıcı yazan Cemre'ye teşekkür ediyorum.
Elimdeki 6. baskı olmasına karşın 4-5 tane yazım yanlışı vardı. Alıntılar bildiğin sayfaların fotoğraflarıydı. Titrek çekilmiş ya da bir kısmı karanlıkta kalmışları vardı. 50 sayfa kısa olsaymış bir şey kaybetmez aksine kazanırmış kitap. Şeker bayramı sözünü Kadıköylü teyzeler bulmuş değil. Osmanlı zamanından gelme bir adlandırma. Hadi bu şakaydı diyelim ciddiye almayalım ama Fulbright anlaşmasıyla İnönü eğitimi Amerikalılara teslim etti şaka bile olsaydı komik olmazdı kaldı ki ciddi ciddi yazılmış. "Gizli anlaşma" diyip iki satırda geçiştirilmiş hiçbir ciddiyet yok. "Lozanda gizli maddeler yeğenim" tadında olmuş. Bu kadar laf ettin dört vermişsin derseniz genele bakıldığında küçük şeyler. Girdiği konu cesaret ister ve yer yer dozu fazla artsa da akıcı ve eğlenceli bir dili var. Okunabilir. 3.5ten 4.
Namı diğer "Michael Sikkofield" in blogunda yazmış olduğu yazılarından oluşturulmuş ve ek olarak eklemelerde yapmış olduğu, tasavvufun ve onun öncülerinden olan Mevlana, Şems ve İbn Arabi gibi kisilerin aslında İslam ile alakası bile olmadığını gösteren, günümüzün popüler inanç akımlarından Spiritüalizmin tasavvufa olan ilgisini anlatan harika bir kitap. Cemre kitapta spiritual ögelerin bulunduğu kitap, film ve web sayfalarını da inceleyip bize bu inanç akımının ne kadar uyduruk olduğunu da gösteriyor.
Mutlaka okumanız gereken bir eser. İnternette ücretsiz pdf i de bulunmakta. Hadi iyi okumalar kaynatasızlar :)
Artık başucu kitaplarımdadır. Yazarı internet ortamında da takip etmekteyim. Kullanmış olduğu üsluptan ziyade, yazmış olduklarına baktım.
Tasavvuf, Spiritüalizm ve Paganlığı birbirine denk olduğunu ve hepsinin kendi alt mesajlarının Kur'an ile çeliştiğini gösteren bir kitap olmuştur benim için. Bir şeyin, bir kimsenin uzun yıllar boyu savunulmuş olması, onun hakikat değeri taşıdığını göstermemektedir, der yazar. Zaman, zaman ismini çok duyduğumuz velilerin, şeyhlerin dine kendince güncelleme getirdiklerinde; ayetlerle zıt düşmüş olduklarını belirtmiştir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitapta din, tasavvuf ve şeyh mürid sistemlerine yazar başka bir bakış açısı sunuyor. İslam dini hakkında yalnızca Kur'an'ı referans almalıyız mantalitesinde birisinin gözünden, tasavvuf dediğimiz kavramın neden İslam'la bağdaşmadığını, nasıl daha çok spiritüalizme ve New Age öğretilerine benzediğini anlatıyor. Değişik bir bakış açısı vermenin yanında kitap çok fazla kendini tekrar ediyor bence. İlk 100-150 sayfadan sonra yeni bir şey öğğretmiyor kitap.
Aklımın karışmasını sağlayan ilk kitaptır. Bundan öncede şeyhlerin İslam'a uygun olmadığını anlayabiliyordum lâkin Mevlana'nın böyle bir öğretiye sahip olduğunu bilmiyordum. Baştan sona soluksuz okutturdu, notlar aldırdı. Cemre, kitabında da kendi jargonu ile yazmaya özen göstermiş. Yer yer komik espriler yazmış. Kitap kaynakçalarını güzel belirtmiş, fotoğraflar ile de konuyu iyice anlatmış. Dili de ağır olmadığı için rahatlıkla okunuyor. Herkese tavsiye ederim.
pdf halini twitter hesabında paylaşmış olmasına rağmen satın aldığım kitaptır çünkü yapılmış olan tespitlerin elimin altında olmasına ihtiyaç duydum. O kadar akıcı ve güzel tespitler yapılmış ki tasavvufla ilgili, sürekli "sonunda biri benim fikirlerimi yazılı hale getirmiş" diye sevinçle okudum. Sağ olsun, üretmeye devam etsin yazarı.
Eline sağlık. Gerek uslüb bakımından, gerek içindeki bilgiler bakımından gayet faydalı bir kitap olmuş. Günümüzde batıl inançlara sahip olan insanların görüşlerinin yanlış olduğunu göstermek için kullanılabilecek bir kitap olmuş. Başarılarının devamını dilerim.
Güzel. Ancak 70/80 sayfada bitecek bir kitap çok sık aynı konuların tekrarlanmasıyla gereksiz yere 300 sayfaya çıkmış. Yazar samimi/informal bir dil kullanayım derken zaman zaman laubali ve kaba bir dile geçiş yapmış, bazen bu dil okuyucu için itici gelebilir. Genel anlamda iyi.
İnsanların adeta dinî inanç kadar benimsediği tasavvuf ve onun başka kültürlerdeki türevlerine karşı oldukça cesur ama bir o kadar sağlam temellere oturtularam yazılmış bir eser.
Yazarın blog yazılarını takip edenler için üslubu yabancı gelmeyecektir.
Bana kitap okumayı sevdiren adam budur. Kitaba gelirsek hatırladığım kadarıyla yazayım (5-6 sene oldu okuyalı) kullandığı samimi üslup hoş ve okumayı kolaylaştırıyor. Zaten kitaplarda konuşma dilini kullanmak varken niye ayrıca bir yazı dili kullanılır anlamış değilim. Konuşma dili ağırlıklı olmuş iyi ki
Yazar her ne kadar mantıklı bağlamlara değiniyor olsa da sürekli olarak tekrara düşmesi, okuyucuya hitap şekli ve yazımda kullanılan dil hem okumayı hem de bahsedilen konulara odaklanmayı zorlaştırıyor. Bir başka okurun da dediği gibi çok daha kısa ve öz cümlelerle anlatılabilecek meseleler 300 küsür sayfaya yayılmış durumda.
Yer yer sohbet havasında denilebilecek, yer yer de yazarın okuyucuyu karşısına alıp öğüt vermesi tarzını/üslubunu içeren bu kitapta, özellikle bugün ki dünya Müslümanlarının neden bu halde olduklarının acı gerçekleri anlatılmakta.
farkında değil yazar ya da farkinda sürekli Kur'an bunu dedi bunu demedi diyor. eleştirdikleri de aynı şekilde yapiyor e! ne farkın kaldı ki? yazar müslüman oluşunu hiç sorgulamadan hakikat kabul ediyor. peki hakikatinin neresinde ve ne kadar batınilik var biliyor mu acaba? genel anlamda iyi bir kitap zaten elinize alır almaz bir çırpıda bitiyor tavsiye ederim.