19. yüzyılın, bugün bildiğimiz anlamıyla bilimin başlangıcına ve ilerleme yönünde gelişimine tanıklık eden eleştirmenleri ve edebiyat tarihçileri, edebiyatta eş benliklerin resmedilmesi üzerine yüzeysel bir yorumun ötesine nüfuz etmeyi başaramadılar. Eş benlik motifini derin psikoloji ve mit bağlamında gözlemlemek ve kullanımını daha net biçimde yazarların kendileriyle ilişkilendirmek (Wilhelm Dilthey'in ardından) hem klinik hem kültürel ilgi alanlarıyla psikanalize kaldı.
Psikoloji tarihinde, deyim yerindeyse edebiyatın arka bahçesiyle psikanalitik bağlamda ilk kez ilgilenen isimlerden biri olan Otto Rank, Freudcu narsizm kuramı üzerinden temellendirdiği görüşleriyle edebiyat tarihinde sıklıkla karşımıza çıkan eş benlik motifine sezgisel, psikanalitik ve kuramsal bir yorum getirmiştir.
Rank'ın, eş benlik motifinin psikolojik, etnolojik, söylencesel ve edebi anlamda ortaya çıkışını açıklamaya odaklandığı bu eseri, eş benliği şiir, tiyatro ve düzyazı edebiyatındaki görünümüyle psikanalitik açıdan değerlendiren yegâne girişimlerden biridir.
Born in Vienna as Otto Rosenfeld, he was one of Sigmund Freud's closest colleagues for 20 years, a prolific writer on psychoanalytic themes, an editor of the two most important analytic journals, managing director of Freud's publishing house and a creative theorist and therapist. In 1926, Otto Rank left Vienna for Paris. For the remaining 14 years of his life, Rank had a successful career as a lecturer, writer and therapist in France and the U.S..
Hepimizin bir eş benliği var. Olmak istediğimiz adam. Bütün heveslerimizi, arzularımızı, öfkelerimizi o söyluyor bize. Asla olamayacağımız biri o. Çok beğeniyoruz onu. Çok seviyoruz hatta aşığız. Ölümden bile ondan ayrılacağız diye korkuyoruz. Fazlası zarar ama. Bir ben var ki benim içimde benden öte benden ziyade. Kitap boyunca neredeyse her sayfada ve yine neredeyse tam sayfayı bulan dip notlar var. Çok yordu beni. Bu ne be!!
Eş benlikten kasıt bazen olmayı istediğimiz kişi ya da haller; bazen kötücüllüğünün içinde kaybolduğumuz bencilliğimiz; bazen aynada bakınca görüp aşık olduğumuz ve onu öncelediğimiz narsist kişiliğimiz, personamız ve birçok türü... bu sayısız hale dair çeşitli edebi metinlerden ve filmlerden örnekler sunuyor Otto Rank. Bahsettiklerinin hiçbiri izlememiş, çok azını okumuş olsam da dipnotlar ile bu açık kapatılmaya çalışılmış. Bu esnada yorucu dipnotlar oluşmuş. Dostoyevski ve Poe hakkında verdiği örnekleri bir tık ilgi ile okudum diyebilirim. Kitabın narsizm ve eş benlik bölümü daha çok ilgimi çekti. Bu bölümde ise narsizmin ölüm korkusu ile ilişkisini sonsuza dek genç kalma isteği olarak açıklamış. Bu kişilerin çoğunlukla başarısız intihar girişimleri olduğunu ve ölüme meydan okuyarak korkularını attıklarından söz etmiş. Buradan benim aklıma başa baş at koşturmak fikri geldi. Kazanma hırsında boğulmak da narsistlerin bir nevi kafa tutma şekli değil midir?
The spouse self is the name of the table that was created by being inspired both by the person's comments about his own self and by the comments that others make about their own selves.
Of course, at this point, the partner self is not only a personal being, but also a concept that has continued to form in cultural, social, literary, psychological and religious fields.
Otto Rank, on the one hand, dealt with the concept of partner self in primitive societies at the point of taboos and totems, while in industrial societies he made his analysis at the religious point. At the same time, while a peer-to-peer bond was established between the author and the characters of the novel, he also diagnosed the artist-work peer-to-peer self in an art work. Dec.
For today's person, the partner self is designed not as what is "there", but as the "ideal" itself. The finite human has made his partner-self infinite, the evil human has got along with his partner-self, the introverted human has turned his partner-self into a star in front of his eyes.
Otto Rank has put out a very, very successful book on this sketch study of man. I highly recommend reading it to everyone.