Hedeflerine erişmiş, başarılı bir doktordu. Hayattan hiçbir beklentisi kalmamıştı. Büyük evinde tek başına yaşamaktan, soğuk ameliyathanesinden, az dostu olmasından, sevgisiz ilişkilerinden memnundu. Tesadüfen otomobiline aldığı bir kızın sorumluluğunu neden üstlenecekti ki? Katılaşmış kalbini yumuşatan neydi bilmiyordu! Genç kızın boyun eğmeyen cesur ruhu mu? Yeşil gözlerinin sıcacık pırıltıları mı? Buz gibi ruhunu ısıtan neşeli gülüşleri mi?
... ya da yalnız hayatını dolduran kocaman yüreği mi? Sebep ne olursa olsun, kadere karşı koyulamayacağını çok çabuk anladı. Üstelik bilerek kadere yardım etti. Dışlanmış ve çaresiz bir genç kızın, yaşama sevinci olmayan, buz kalpli bir adamın hayatına usul usul sızmasını gülümseyerek izleyeceğiniz bir FMArsal romanı daha!
Yarım bıraktım. Kitabı okusam okurum ama karakter özellikleri nedense itici geldi. Özellikle de kızın hareketleri. Sırf hamile kaldı diye babası ve abisi tarafından şiddete uğrayıp beş parasız sokağa atıldığı halde onu yolda otostop yaparken yapan adam evine aldığında her hareketini babasıyla yaşadığı geçmişe ve sevgisine yorup bir gıdım bile tepki duymaması çok ütopik. İnsan birazcık bile olsa kızgınlık kırgınlık duyar ama bu kız babacım da babacım diye gezecek neredeyse.
Daha önce kitabın ileri sayfalarından okuduğum sahneler de aklıma gelince bırak bırak yeter kendine ettiğin eziyet diyerek gönül rahatlığıyla okumayı bırakıyorum. Yazarın tarzı da belli zaten zengin ve kariyerli adam olmazsa olmazı mutlak yakışıklı olması mühim değil parası var, kadın çok çok çok güzel ve masum olacak geçmişi ile değilse bile fikirleri ile masumiyet taşıması mühim. Sonra kadın asla ama asla esas oğlanın çocuğu değilse yaşadığı bir hamilelik varsa o hamilelikteki bebeğin yaşama şansı %0.0001 ben şimdiye kadar yaşayanı görmedim de. Bir de bu kitapta da var diye hatırlıyorum ama emin değilim kadın ve erkeğin aile geçmişi eninde sonunda bir düşmanlığa sonu kötü bitmiş bir olaya bağlanıp evlilik süreçleri zoraki evliliğe dayanıp sonu aşk evliliğiyle devam ediyor. Eh tüm bunları bildikten sonra devamını okumak artık anlamsız kaçıyor çünkü yazar kendini her hikayesinde tekrarlıyor. Unutmadan eklemem gereken bir husus da önceki kitap ya da hikayelerinde anlattığı karakter hikayelerini mutlaka diğer kitaplarında istisnasız yer vermesi en çok sevdiği hikaye de Tamer ve Natalie asla okumadım ama şu mutlaka özet geçme huyu sebebiyle baştan sona biliyorum artık test yapsa %50 sini doğru cevaplarım o kadar diyorum...
Eveeettt Buz Sıcağı, çıkacağı günü merakla beklediğim ve çıkar çıkmaz bekletmeden sipariş verip elime geçtiği gün anında vakit kaybetmeden bir solukta okuduğum kitap. Ve sıcağı sıcağına bitirdiğim gibi yorumumla geldiğim kitap.. Zafer, fazla gülümsemeyen dostu az aşka inanmayan hedeflerine erişmiş başarılı bir doktordu. Zeynep ise ailesi tarafından ne kadar dışlanmış olsa da, hayata umutla, neşeyle bakan, yaşama sevinci olan genç bir kız. Zaferin, Zeynep’i bir gece yolda tesadüfen otomobiline almak zorunda kalmasıyla ikisinin kaderi kesişir. Zafer’in her ters sözüne inat Zeynep’in verdiği karşılık, bir yerden sonra Zafer tarafından da benimsenip daha yumuşak davranmaya başlıyor, duygularının ortaya çıkmasını, sert tarafından taviz vermeden Zeynep ile ilgilenmesini okurken kitabın nasıl bittiğini anlamadım. Zeynep gençliğinin ve ilk kez hissettiğini düşündüğü duyguları nedeniyle yaptığı hata yüzünden ailesi tarafından dışlanıyor. Gecenin bir yarısı kapıya atılan Zeynep, tesadüfen buz kalpli Zafer ile karşılaşınca hayatın ona hazırladığı güzel sürprizlerin de olduğunu görmeye başlıyor. Okurken keyif aldığım FMA kitaplarından biriydi. Ve şimdiden sıradaki kitabını beklemeye başladım.
“Belki mi demiştim?” diye mırıldandı Zafer. “... ve küçük bir öpücük demiştiniz.” “Pek küçük olmadı değil mi?” Genç adam gülümsemişti.
This entire review has been hidden because of spoilers.
bir karakterin de çirkin olsun be. bir kere de seviyorum uleyn diyerek baştan itiraf etsinler. bayılıyosunuz ben zaten ilk gördüğüm an sevmiştim seni demeye.
Klişeleri seviyorum. O yüzden kitabın arka kapağını okuduğumda bu kitabın tam bana göre olduğunu anladım. İlk kez FMArsal dan bir kitap okuyorum ama bu ve diğer 12 kitabında konu haricinde, akış olarak birbirine çok benzediğini biliyordum. Dediğim gibi kitap klişelerle dolu. Kendini soyutlamış bir adam ve hayat dolu geveze bir kız... Her zaman gördüğümüz ve okuduğumuz bir konu aslında.
Ben bu türü sevdiğim için bana güzel geldi ama kitap gereğinden uzundu. Bir önceki yorumumda kısalığından dert yanarken bu sefer de uzunluğundan dert yanıyorum. Geliş , gelişme ve sonuç beni tatmin etti ama kitap daha kısa olasaydı -mesele 100 sayfa kadar- her şey daha iyi ve puanı da yüksek olurdur. Beni bir rahatsız eden şey ise 34 bölümün 32 bölümü “Genç Adam” olarak başlaması. Bana o kadar itici geldi ki size anlatamam.
Genele vurduğumuzda kitap eh işte denebilir. Ne iyi ne kötü. Kitabın sonunda “Wow hemen yazarın diğer kitaplarını da alıp okumalıyım” demedim yani. Klişeleri seviyorsanız okunabilecek bir kitap anlayacağınız.
Sade ve akıcı ve sımsıcak bir aşk romanı okudum.Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve bugün yenilerini de aldım. Kesinlikle yazarın tüm kitaplarını kitaplığımda önce görmek sonra farklı hayatların okuyucusu olmak için. İçeriği birazcık yetişkinlere uygun demeden de geçmeyeyim dedikten sonra kitabın konusuna gelecek olursam; Hayat dolu 22 yaşındaki Zeynep'in yaptığı büyük bir hata sonucu evden atılması sonucu yakışıklı,başarılı,soğuk ve sert olan doktorumuz Zafer Atalay ile yollarının kesişmesiyle başlayan bu hikaye Zeynep'in zor hayat şartlarına rağmen hala hayat dolu oluşu Zafer'i kendisine çeker. Gelin görün ki Zafer'le aynı çatı altında olsa da rahat bırakılmayan Zeynep ise kendisini yakışıklı soğuk ve sert olan doktoruna aşık bir halde bulur.
Fma kitaplarını severim bunu da sevdim tatil döneminde çerez niyetine okunabilir fakat dönüp tekrar okumayacağım tek kitabı olabilir. Kadın karakterin hareketlerinin motivasyonunu çözemedim karakter yüzeysel kalmış sanırım bir türlü sevemedim. Her şey Zeynep’in etrafında oluyor ama içinde Zeynep yok.
Zafer’i okuduk bol bol iyiydi de yine Zeynep ile arasındaki konuşmalar çok boştu.
Kitabın çeyreği yemek getirme, çay koyma olabilir sayfalarca bunu okumak yerine karakterlerin iç dünyalarına girmeyi tercih ederdim.
Bu kitabını vasat buldum. Diğer romanları çok daha iyiydi. Ama vazgecemiyorum işte FMArsal romanlarından umarım bir sonraki romanları çok daha güzel olur, bana romanlarında çok güzel duygular tattırmıştı o yuzden umutluyum :)
Yazarin kitaplarini cok severdim fakat yillar sonra tekrar okudugumda ne kadar cinsiyetci bir yaklasimi oldugunu fark ettim. Erkeklerin görevi olan, yapmasinin gayet normal oldugu seyleri sanki cok matahmis gibi vurgulamasi biraz sinir bozucu.
„Kendi cayini BILE kendi dolduruyordu“ „Sofrayi toplamasina yardim BILE etti“
Kitap genel olarak bu tarz ifadelerle dolu.
Yani zaten bütün yemegi, hazirligi kadin yapmis sen bi lütfedip sofrayi kaldirmasina „yardim“ etmissin ya da ikinci cayi kendin almissin bir de övülmeye deger bir haraket sergilemis gibi lanse edilmesi hic hos degil. Tabi kii senin görevin ev islerini bölüsmek. Erkek karakter calisiyor kadin karakter evde oturuyor olsa neyse diyecegim, kadin ev hanimi. Fakat kadin da okuyor uniye gidip geliyor ödevleri ve sinavlari var. Bi de üstüne ev islerini mi üstlensin? Ev isleri esit bölüsülmeli ve erkekler ev isinin bi kismini üstlendigi icin övgü beklememeli cünkü bu NORMAL BIR SEY. OLMASI GEREKEN BU. Artik bu tarz seylerin acil normallestirilmesi gerekiyor, kitaplarda da gercek hayatta da.