👮🏻♀️👩🏻⚕️🍎👁🔎
📚Maura mideyi açtığında dışarı sadece morumsu bir sıvı sızdı.
“Kokuyu alıyor musun?” dedi Maura.
“Almasam daha iyi,” dedi Jane.
“Bence şarap bu. Rengin koyuluğuna bakılırsa tahminen cabernet veya zinfandel türü, ağırlardan.”
“Nasıl yani? Üretim yılını söylemeyecek misin? Peki, markası?” diye söylendi Jane. “Formunu kaybediyorsun, Maura.”
Tess Gerritsen kalemiyle, ilk kez 13 yıl önce Cerrah kitabıyla tanıştım ve ilk kitabıyla polisiye gerilim yazarları arasında vazgeçilmezim, gerilim kraliçem oldu. Rizzoli&Isles serisi dışındaki kitaplarının bir kısmını ortalama bulsam da bu serinin her kitabını ayrı sevdim.
Kitapla ilgili spoiler olmaması için genel olarak seriden bahsetmek istiyorum aslında. Seri şu ana kadar yayımlanmış 12 kitaptan oluşuyor. Her kitap dedektif Jane Rizzoli ve adli tabip Dr. Maura Isles’ın yaşadığı olaylar çevresinde dönerken, ikili bu sırada işlenen cinayetleri çözmeye çalışıyor.
İlk iki kitap, Cerrah ve devamı niteliğindeki Çırak, yazarın tıp diplomasının etkilerini sonuna kadar taşıyor. Cerrah ve Çırak, serinin gerilim dozu en yüksek kitapları bence. Ondan sonraki kitaplarda, ana karakterlerin hikayeleri hariç, farklı ve birbirinden bağımsız konular işleniyor. Yazar antropoloji eğitimi aldığı için, büyün kitaplarında hikayelere gerçekçilik katacak kadar çok detay veriyor. Aynı zamanda polisiye-gerilim okuyabilen herkesin şans vermesi gereken bir seri ortaya çıkarıyor.
Jane’nin zeki, sert, hazır cevap ve maskulen karakterine, Maura’nın kırılganlığının yanında güçlü duruşuna, en zor olay yerine bile topuklu ayakkabılarla gidecek kadar kadınsı zerafetine, yazarın karakterlere yazdığı zekice diyaloglara, genelde katili ya da olay örgüsünü tahmin etmeyi zorlaştıracak anlatımına, her kitabın çok kısa sürede okunacak kadar akıcı diline bayılıyorum.
3 yıldır beklediğim bu kitap da beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı, klasik bir Tess kitabıydı ve serinin en iyilerinden biriydi. Holly karakterine öyle gizemli bir hava katmıştı ki mağdur mu, suçlu mu son ana kadar anlayamadım. Bir yandan Jane ve Maura’nın cinayetlerle ilgili ipucu toplamasını okurken, diğer yandan Holly’nin anlatımıyla cinayetlerden sonra yaşadıklarını, korkularını, gizlediği sırlarını okudum. Bu çift yönlü anlatım hikayeyi daha da zenginleştirmişti. Veee tabii ki sonu... Bir sorun olduğu çok belli olsa da katili ve olayları tam olarak çözemedim. Tess yine tahmin yeteneğime meydan okudu ve hakkıyla kazandı ki yazarın bu seride en sevdiğim yanı tahmin edilememe özelliğiydi.
Polisiye-gerilim sevenlere gözüm kapalı tavsiye edebileceğim bir seri Rizzoli&Isles. Doğan Kitap, Tess Gerritsen’ın bütün telif haklarını aldı ve özellikle serinin bazı kitapları piyasada bulunmadığından, bütün kitaplar Doğan Kitap etiketiyle yeniden basılıyor.
Son olarak belitmek isterim ki serinin, aynı isim ve karakterlerle, 7 sezon süren bir de dizisi var. Ama hikayeler, cinayetler ve karakterlerin yaşadıkları kitapla paralel gitmiyor. Hatta kitapları okuyup diziye aynı beklentiyle başlayanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır. Çünkü kitaplar tam anlamıyla polisiye-gerilim türündeyken, dizi senaryosu ise daha çok polisiye yönü ağır basan, gerilim unsuru az, komik/eğlenceli diyalogları olacak şekilde yazılmış. Dizi ve kitaplar birbirinden bağımsız, sadece karakterler ve mesleklerinin aynı olmasıyla değerlendirildiğinde hayal kırıklığı yaratmayacaktır.
📚”Umarım sormamın sakıncası yoktur...”
“Neyi?”
Doktor bakışlarını kaçırdı; açacağı konudan rahatsızlık duyduğu belliydi. “Framingham’dan gelen tıbbi kayıtlarında neden hapis yattığı belirtilmemiş. Korumasıyla görevli memur, sürekli yatağa kelepçeli kalmasında ısrarcı. Pek barbarca geliyor bana.”
“Hastaneye yatırılan mahkûmlarla ilgili protokolleri öyle.”
“Bu kadın pankreas kanserinden ölüyor ve ne kadar zayıf olduğunu herkes görebilir. Kalkıp kaçacak hali yok. Ama koruma memuru göründüğünden çok daha tehlikeli olduğunu söylüyor.”
“Öyledir,” dedi Maura.
“Neden hapiste?”
“Cinayet. Bir sürü.”
“Bu kadın mı?”
“Kelepçe o yüzden var. Kapısında bekleyen memur da.”
“Üzüldüm,” dedi Dr. Wang. “Sizin için zor olmalı... Yani annenizin...”
“Katil olması mı?” Evet.” En fecisini de bilmiyorsun ayrıca. Ailenin kalanını bilmiyorsun.
📚Azrail’in izinden sürekli giden Bostonlu adli tabip Dr. Maura Isles, bir seri katilin kızıydı. Ölüm, aile meslekleriydi.
“Beni görmeye geldin sonunda,” diye fısıldadı Amalthea. “Gelmeyeceğine yemin etmiştin.”
“Kötü durumda olduğunu söylediler. Konuşmak için son şansımız olabilir. Görebiliyorken göreyim dedim.”
“Benden bir şey istediğin için mi?”
Maura inanamazcasına kafa salladı. “Ne isteyeceğim ki senden?”
“Dünya böyle, Maura. Aklı başındaki yüm yaratıklar fayda kovalar. Yaptığımız her şey kendi çıkarımızadır.”
“Senin için öyle olabilir. Benim için değil.”
“Niye geldin öyleyse?”
“Ölüyorsun diye. Bana yazıp ziyaretine gelmemi istediğin için. Biraz şefkat hissim olduğunu düşünmek hoşuma gittiği için.”
“Bende yok ondan.”
“Niye yatağa kelepçeli olduğunu sanıyordun?”
📚Kadının iki göz çukuru da boştu. Oyulmuştu gözleri; geriye iki kanlı çukur kalmıştı.
Afallayan Maura’nın bakışı kadının sol eline, açık avucuna iki iğrenç bilye misali yerleştirilmiş gözlere kaydı.
“İşte bu sayede gecemiz eğlenceli oluyor, baylar ve bayanlar,” dedi Jane.
“Bilateral glob enükleasyonu” diye mırıldandı Maura.
“Biri gözlerini oymuş’a havalı tıp dilinde öyle mi deniyor?”
“Öyle.”
“Her halta kupkuru bir klinik laf takmana bayılıyorum. Kadıncağızın kendi gözlerini elinde tuttuğu gerçeğini daha az manyaklıkmış gibi gösteriyor.”
📚Jane, Maura marangoz misali kestikçe sıçrayan kemik parçaları karşısında yüzünü buruşturdu. Cassandra’nın kalbi ve akciğerlerini koruyan göğüskafesi artık içindeki sırların görülmesini engelleyen kemik çitten ibaretti. Jane, kemik sesi karşısında Frost’un yüzünü buruşturduğunu gördü. Morgun koku ve sesleri Maura’nın anavatanıyken, hassas midesi cinayet masasında efsaneleşen Frost için yabancı bir ülke gibiydi.
📚Maura, morg görevlilerinin evden iki sedyeyi çıkarışlarını izlerken, böyle sonlandı demek, diye düşünüyordu. Açık kapıdan içeri buz gibi hava doluyordu ama taze hava, evdeki şiddet kokusunu silecek güçte değildi. Cinayet, kendi kokusunu bırakırdı. Kan ve korku ve saldırganlık havaya kendi kimyasal izlerini salarlardı ve Maura, can verdikleri odada hepsinin kokusunu alıyordu. Sessizce dikiliyor, kokuyu içine çekiyor, suç mahallini okuyordu.