Yedi yıllık bir çalışmanın ürünü olan Savaş ve Barış, Lev Tolstoy'un üç dev eserinin ilkidir. Yazar romanında tarih, savaş ve savaşın aktörleri konusunda kendine özgü kavrayışını sergiler. Tolstoy, kendisinin de mensubu olduğu Çarlık Rusyası aristokrasisinin zaaf ve çelişkilerini, Rus halkının bakış açısından ele alır. O, bu sınıfın hem içinde hem dışındadır. Savaşın yıkımlarını, soylu sınıfın geçirdiği sarsıntıyla bağlantılı olarak sunarken, tarih birey ilişkisinde, bireye hep acıların düştüğünü söyler. Ona göre, "İnsan Tanrı'ya inanmıyorsa, bu acılara katlanması olanaksızdır." Tarih ve savaşlarla inancın evrenini karşı karşıya getiren bu anlayış, bu romanı bitirdikten sonra ilk ve en derin bunalımını yaşacak olan Tolstoy'un kendi bölünmüş dünyasının da bir yansımasıdır.Savaş ve Barış: Lev Tolstoy'un tarih ve savaşın aktörleri konusundaki, çok tartışılan görüşlerini yansıtıyor.
Lev Nikolayevich Tolstoy (Russian: Лев Николаевич Толстой; most appropriately used Liev Tolstoy; commonly Leo Tolstoy in Anglophone countries) was a Russian writer who primarily wrote novels and short stories. Later in life, he also wrote plays and essays. His two most famous works, the novels War and Peace and Anna Karenina, are acknowledged as two of the greatest novels of all time and a pinnacle of realist fiction. Many consider Tolstoy to have been one of the world's greatest novelists. Tolstoy is equally known for his complicated and paradoxical persona and for his extreme moralistic and ascetic views, which he adopted after a moral crisis and spiritual awakening in the 1870s, after which he also became noted as a moral thinker and social reformer.
His literal interpretation of the ethical teachings of Jesus, centering on the Sermon on the Mount, caused him in later life to become a fervent Christian anarchist and anarcho-pacifist. His ideas on nonviolent resistance, expressed in such works as The Kingdom of God Is Within You, were to have a profound impact on such pivotal twentieth-century figures as Mohandas Gandhi and Martin Luther King, Jr.
Savaş ve Barış, determinizmin tam ve net bir örneğini yansıtıyor. Herşey belirlenmiştir ve değişmesi mümkün değildir. Bu, Savaş ve Barış’ın hem önsözünde hem son sözünde açıkça görülmekte ve hatta kitabın kurgusal içeriğinde izlerine denk gelmek mümkündür.
Savaş ve Barış genellikle başlamak istenen ancak gerek sayfa sayısı gerekse de fazla karakter sayısı olduğu düşüncesi sebebi ile başlamaktan belki de çekinilen bir kitap. Ancak, Tolstoy, kitabı öyle bir kurgulamış ki savaşın sonucunu, ilişkileri, toplumsal gidişatı merak etmeye başlıyorsunuz ve sayfa sayısının bir önemi kalmıyor. Öte yandan, karakter sayısı fazla görünmekle birlikte temelde Bolkonsky, Rostov, Bezuhov ve Kuragin’den oluşan 4 aristokrat aile çerçevesinde ve dönemin Napolyon, Alexandr ve Kutuzov gibi liderleri arasında geçiyor. Kitabın ilk 100 sayfası için internetten bulunabilecek bir aile şeması ile sorunu kolaylıkla giderebiliyorsunuz.
Savaş ve Barış, yalnızca savaşın anlatıldığı bir kitaptan ziyade panaromik bir Rusya anlatımı sunan bir klasik. Dönemin koşulları, toplumsal ilişkiler, Piyer’in bireysel değişimi, dinginlik arayışı..
Tolstoy bu kitabında sizi o döneme götürecek, o şartları gösterecek ve sonunda ise kendi yorumları ile birlikte size farklı bir düşünce tohumu ekecek.
Yavaş okuma grubuyla her gün bir bölüm okuyarak bir yılda bitirdim. Çok değişik bir tecrübe oldu. Yarıda bırakma tehlikesini savuşturmak bir yana, cümlelerin üzerinde daha çok düşünme şansım oldu. Bağlamı daha iyi kavradım. Grubun, ki epey büyüktü, üyelerinden gelen coğrafya, kültür, dil hakkındaki değişik bilgiler de renk kattı. Kitap hakkında diyecek bir şeyim yok. Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Belki 20 sene sonra üçüncü defa okurum. Kesinlikle değer.
2 cilt halinde 1850 sayfadan oluşan kitap kisaca Napolyonun Rusya seferini anlatan bir roman olarak nitelendirilebilir. Ancak 5 yılda yazılan bu kitap romandan çok öte bir yapıt. Tarih, felsefe ve diğer beşeri bilimler de kitapta mevcut. Tolstoy adete roman karakterleri üzerinden hayatın bütün yönlerini tasvir etmiş ve olay örgüsü dışında yer alan bölümlerde de yaşam felsefesini ve tarih anlayışını paylaşmış. Bilimin insan davranışlarını belirli kimyasal ve biyolojik süreçlere indirgemesi ve böylece insanın özgür iradesini tartışılır kılması ile nihai olarak dinlerin insan iradesinin sınırlılığını kabul eden felsefesiyle aynı noktada buluştuğunu ancak insan davranışlarının tamamen belli bir zorunluluk, neden sonuç iliskisi içinde orta çıktığı şeklindeki anlayışın doğru olmadığını; insan davranışlarının, akıl yoluyla ulaşılan sebep sonuç ilişkisi ile insan bilincindeki özgürlüğün belirli oranda birleşiminden oluştuğunu ifade ediyor.
Tolstoy zaten üstad diyecek ekleyecek biz cümlem yok fakat klasikliği ve zamansız bir eser olması hasebiyle kesinlikle okunması gereken bir eser. Sadece Savaş'ı değil aynı zamanda insan psikolojisini de ele alan bu şaheser kesinlikle kütüphanenizde bulunması gerekiyor. Bir kez daha da insanların değişmediğini bu eserle görmüş oluyorsunuz.
İhtiyar Bolkonski nedense bana dobra yaşlı dedeleri hatırlatıyor. Kendisinin eski ekol bir subay oluşu ve bir Prusyalı dakikliğinde hayatı yaşaması benim oldukça ilgimi çekti. Oğul Bolkonski, Piyer ve Rostov'un iç çatışma sahneleri Tolstoy tarafından oldukça iyi işlenmiş. Savaş yaralıları bölümü, ölen ölür kalanlar barış yapar temalı olaylar -yani bir askerin hiç düşünmek istemeyeceği diplomatik konular- savaş ve barışın neden hayatı içine alan bir eser olduğu sorusuna yeterli cevap veriyor bu ciltte.
Birinci ciltten daha iyi. Ama tarihi olayları açıklamakla ilgili yorumlarına katılmıyorum. Napolyon'un nezle olması ile oradaki herhangi bir erin nezle olmasının savaşa aynı derecede etki edeceğini düşünmek teorik olarak doğru olsa bile olayın doğasıyla ters düşüyor. Kitap boyunca Napolyon'a olan öfkesini açıkça görüyoruz tolstoyun
This entire review has been hidden because of spoilers.
Tolstoy'un eserini 2. kez okuyorum.İlk okuyuşumda çok gençtim.Bu yeni basımın önsözünde Tolstoy'un roman hakkında kendi yazısı ve çok geniş açıklamalar ile İngilizce çevirisini yapan yazarın notları da var.
...çok sayıda manastırın ve kilisenin olması daima halkın geri kalmışlığının göstergesidir...(sf34) Nereden vuracağı belli olmayan ama bir şekilde hemen hemen her konuya temas eden çok yoğun bir kitapmış.