Jump to ratings and reviews
Rate this book

26

Rate this book
Herkesin hayran olduğu, her “acaba”sı bir emir olan, altın bir kozada şımartılarak büyüyen bir kadındı İdil. Çevresindeki parıltı biraz dağılsa, ne kadar çıplak ve savunmasız olduğu ortaya çıkıyordu. Tıpkı doğum gününde savaş boyalarını sildiğindeki gibi.

Gardını indirmesini sağlayansa, simsiyah yaraları olan bir çift mavi gözdü ve o gözlerin sahibinin dudaklarından dökülecek olan masum bir soru.

“İsminizin anlamı nedir?”
“İçten ve saf aşk.”
“Buldunuz mu peki?”

Sağlam bildiği her şey yıkılırken ve İdil daha da güçlü bir kadın olarak küllerinden doğarken hep o sorunun cevabını düşünüyordu.

Sahi, gerçekten bulmuş muydu?

290 pages, Paperback

First published August 28, 2017

3 people are currently reading
27 people want to read

About the author

Merve Akıncı

5 books62 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
8 (22%)
4 stars
6 (17%)
3 stars
13 (37%)
2 stars
4 (11%)
1 star
4 (11%)
Displaying 1 - 6 of 6 reviews
Profile Image for Ezgi T.
417 reviews1,124 followers
May 25, 2018
DNF @ 16%
[ a.k.a. 47 sayfa dayandım ]


Evet, bir “okumaya çalışma” denemesinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Doğrusu, kitaba başlarken, okuduğum şeyi sevmediğim taktirde yorum yazmamayı düşünüyordum fakat maalesef kitap (ve insanların kitaba verdiği tepkiler) beni bir şeyler söylemeye itiyor.

Öncelikle, birkaç şeyi netleştirmek istiyorum. 26’yı gömmek için edinmedim ve okumaya başlarken aslında, çok ayılıp bayılmayacağım ama yine de eğlenerek okuyabileceğim bir kitap beklentisi içindeydim. Merve Akıncı’nın kitaplarını en son 2015’te herkesin dillerden düşüremediği Senli’siyle bırakmış, bir daha da ele almamıştım. Burada da, “Aradan iki yıl geçti, kendini illa geliştirmiştir,” diye düşünerek hareket ettim.

Yanılmışım. Fazla fazla yanılmışım hem de.

Kitabın sadece %16’sını okuduğum için, olay örgüsü ve kurgu bakımından hakkında bir şeyler söylemek zor. İşin o kısmına o yüzden girmeyeceğim ama başka konularda söyleyecek çok şeyim var.

26’nın bende yarattığı ilk izlenim, kitaba editör elinin değmemiş olduğuydu ama açıp baktığımda bir editörü olduğunu gördüm. Editörler daha kitaplardaki anlatım bozukluklarını düzeltemiyorlarsa ne iş yapıyorlar cidden? Hadi onu da geçtim, kimse mi bakıp “Ya bu kitap sanki biraz şey oldu... Şey işte, şey,” demedi? Oradaki “şey”e istediğiniz olumsuz sıfatı koyun, fark etmez.

Karakterleri çekilir dert değil, anlatımı çok zorlama ve akıcılıktan o kadar yoksun ki, okuduğum 47 sayfa bana bir ömür gibi geldi.

İdil, şu ana kadar okuduğum en şımarık ve kendinden habersiz karakterlerden biri olabilir. Kitabın açılış sahnesinde bir paragraf boyunca nasıl da partisindeki “herkesin” ve “her şeyin” o gece orada olma sebebinin “kendisi” olduğunu anlatıyordu. Sonra da ne kadar güçlü bir karakter olduğunu anlatarak devam ediyordu. Neymiş? Güçlü bir karakter olduğu için tüm arkadaşları ona, seveceğini bildikleri hediyeler almış.

Tebrikler! Harika bir başarı!!

Her şeyi geçtim, İdil hiç de düşündüğü gibi “güçlü” bir karakter değil. Babası onu “zorla” işe soktu diye (o da kız 26 yaşına geldi, ne okuyor ne çalışıyor, günleri aylaklıkla geçiyor diye ha) resmen depresyona girecekti. Kızın bütün bunlara tepkisi şöyle bir şey:

“Ben? İş? Ben?? Çalışmak?? Ne.”

Ayrıca ailesine bakışı da çok... tuhaf. Bir noktada babasının ona pek kıyamadığını ve onu çok sevdiğini söylüyor. Babası, İdil’in işe girme haberine üzüleceğini bildiği için ona bir Bentley alıyor. İdil’in bu arabada otururken düşündüğü şey şu:

“[...] ve tüm bu düşünce savaşlarını, beni o mecburiyete zorlayan aynı adamın bana hediye ettiği arabanın içinde yapıyordum.” (27)

Affedersin ama o seni “mecburiyete zorlayan adam” aynı zamanda senin baban oluyor. Seni çok sevdiğini ve el üstünde tuttuğunu söylediğin baban. Hatırlatayım dedim, unutmuş gibisin de.



Aileyle ilgili “tuhaf” bir de şu var:

“Aile dediğin kafa karıştırıcı olmamalıydı. Basit olmalıydı mesela. Sevmeli ya da nefret etmeliydi. Bu kadar düz, net. Sevsem mi şimdi onları, kızsam mı yoksa onlara, ne yapsam diye kafa patlatmamalıydım. Neredeyse bir aşk ilişkisi kadar karışıktı şu iş.” (27)

Ayrıca, karakterler o kadar sığ ki, İdil, çocukluktan beri arkadaşı olduğunu söylediği Bade’nin ev hayatına dair hiçbir şey bilmiyor. Hadi 16-17 yaşlarında olsalardı bunu anlayabilirdim fakat İdil 26 yaşında. Bade’nin annesinin ne kadar baskıcı olduğunu daha yeni öğreniyor, bunu öğrendiğinde de verebildiği tek tepki “Aa bilmiyordum,”dan öteye pek geçemiyor doğrusu.

Tamam, karakterler zengin, istedikleri her şeyi alabiliyorlar, “the high life”ı yaşıyorlar, anladım bunları. Ama bu kadar çekilmez dert olmaları için hiç sebep değil bence. Ateş’in İdil’de ne gördüğü hakkında en ufak bir fikrim yok doğrusu. (Sanırım bu, sadece 47 sayfa okuduğum düşünülürse, epey normal. Yani hiç bilmiyor olmam. Ama aynı zamanda ben İdil’de hiçbir şey göremedim. “Prenses” olmak dışında. Bunu ben değil, kitap söylüyor.)

Ateş’e gelirsek... Adam yaşlanmadan yaşlandım tribine girmiş, daha itici ne olabilir? (Çok şey olabilir.) (Ayrıca “daha yaşlı” adamlara ilgi duyuyorsanız başka. Asla “kink shaming” yapmam.) 35 yaşında ama öyle bir konuşuyor ki, sanırsınız İdil’le arasında 9 değil 30 yaş var.

Kıza sürekli “küçük hanım” demeler, alakalı alakasız “yaşlı” oluşunu hatırlatmalar...

“Ben yaşlı bir adamım, küçük hanım.” (38)
“Ben oyun oynayacak yaşı çoktan geçtim, hanımefendi. Yaşlı bir adam olduğumu unutuyorsunuz.” (44)

Bak sana bir sır vereceğim: kimse senin “yaşlı” oluşunu unutmadı. Buna İdil de dahil.



Ayrıca Ateş’in (ya ne kadar da asla akla gelmeyecek bir isim. kesinlikle klişeleşmiş “kızın kalbini kıran kötü erkek karakter” adı değil) İdil’e ilgi duyduğu bariz ortada. Kızdan uzak durmayı istemek için ne sebebi var? Hadi vardır bi sebebi, kitabın ilerleyen sayfalarında da ortaya çıkar, drama yaratır.

Ama evladım, madem kızdan uzak duracaksın, ne umut verip duruyorsun? Ona içki ısmarlamalar, ona iltifat etmeler, onu arabayla denize götürmeler? İdil’in “şipşak aşk” yaşıyor olmasını yadırgıyorum, orası ayrı, ama Ateş’in yaptığı da az piçlik değil. İdil de bu piçlik karşısında sudan çıkmış balığa dönüyor, sanarsınız 26 yaşında bir genç kadın değil de 16 yaşındaki bir ergen. Öyle bir tavırlar.

Hele özellikle şu konuşma beni çok şaşırttı. Kız “alkollü”. Asla sarhoş olmadım ama sarhoş insanların birden 5 yaşına indiğini bilmiyordum doğrusu.

“Ben başıma bela aldım ya!”
“Bela değilim ben!”
“Seni küçük bela... İlla hayatıma bir şekilde dahil olup, işleri karıştıracaksın, değil mi?”
“Küçük de değilim! Büyüdüm ben!” (40)

Lakaba zaten hiç gelmeyelim. En son Kötü Çocuk’ta bir “baş belası” durumu vardı, burada da “küçük bela”... Nedir bu Kızın Kalbini Kıracak/Kıran Erkek Karakter ™’in “bela”lardan çektiği?

Yazım deseniz ayrı dert. Her köşeye metafor sıkıştırmak, her cümleye sıfat yerleştirmek, her şey bi “edebileştirmeye” çalışmak güzel değil, sadece boğucu. Yok adamın gözünde yara varmış, yok deniz dünyadaki sonsuzlukmuş. Ha, kitapta güzel cümleler yok değil, varlar. Ama kötü olan veya uyumsuz duran ya da kitabın akışını bozan kısımlar o kadar fazla ki, kitabın “olası” güzel yanlarını da beraberlerinde götürmüşler. YGS’de dört yanlış bir doğruyu götürür misali.

Ehe. Ben de metafor yaptım. Olmuş mu?



Bu arada adamın gözlerinin yara olması konusunda şaka yapmıyorum. Bildiğimiz yara. (Galiba yani. Eğer kelimenin başka bi anlamı yoksa.)

“Gözlerin çok... Korkunç...”
[...] Gözleri gevezeydi; yalnızca konuştuğu dili çözemiyordum.
“Bu, gözlerin hakkında duyduğum ilk tanımlama. Talihsiz oldu.”
“İmkansız!” diye çıkıştım. Kocaman açık bir yaraya benziyordu. Ve o yara benimle konuşuyordu. (10)

“Demek istediğim, gözlerinde yaralar var senin. Mavisine acımadan yaralar açmışlar gibi siyah çizgilerin. Gözlerinin mavisine kesikler bulaşmış. Canın çok yandı mı?” (14)



Gözleri gevezeydi.


Gözlerinin mavisine kesikler bulaşmış.


Ve o yara benimle konuşuyordu.


VE ASLA BİTMİYOR. Senli’de de benzer bir şey olmuştu. Fotoğrafların altına yazıldığı zaman “şekil” duran Alıntı Paragraftları ya da Cümleleri yazmak, bu kısımların gerçekte bir anlam ifade etmesini garantilemiyor. İnsanlar bu tarz şeylere bayılıyor, biliyorum ama şahsen ben tatmin olmuyorum. Güzel değil. Estetik değil. İlginç değil.

Buraya koyabileceğim çok fazla örnek var ama kitabı tekrar karıştırmak istemiyorum. Ayrıca bu yorumu yazmaya çalışırken sıkıldım ve yoruldum. Bu kadar yeter sanırım.

NOT: 26’yı ya da Merve Akıncı’nın diğer kitaplarını seviyorsanız, ne mutlu size! Ben 3 kere denedim, bu 3 denememin 3’ünde de sevemedim. Yorumum kesinlikle Merve’nin şahsına ya da onu severek okuyanlara bir hakaret olarak alınmamalı. Sadece Merve’nin kalemini sevemiyorum, olmuyor. Ve düşüncelerimi açıklamaya sevenler kadar hakkım olduğunu düşünüyorum.
Profile Image for Sena Nur Işık.
Author 11 books1,144 followers
November 22, 2017

Kitap hakkında söylemek istediğim tek şey; sevemedim.. hem de hiç ama hiç sevemedim... ama sizler için biraz daha açacağım konuyu. Öncelikle Merve Akıncı ile tanışmam bir arkadaşım sayesinde oldu. Bana imzalı bir kitabını gönderdi ve okumam için baskı yaptı. İlk okuduğum kitabı “Senli” idi. Kitabın melankolisinde kendimi kaybetmiş, her satırını çizmiş, elimdeki postitleri bitirmiştim. O kitaptan sonra beklentim yükseldi ve kapağının güzelliğine aldanıp heyecanla 26 kitabına başladım... tekrar söylüyorum; sevemedim! Merve, yazım dili ile bana sıradan bir yazar gibi gelmezdi ama bu kitabı o kadar klişe ve basitti ki, okurken göz devirmekten kendimi alamadım. Sevdiğim tek şey kadın karakterinin güçlü yazılmış olmasıydı. Ezik, kendini bilmez kadınların hikayesini okumaktan daralmış biri olarak bu kadar güçlü bir karakteri sevdim. Ama keşke daha iyi yazılsaydı. Mesela kitapların betimleme kısmında, anlamlı, altı çizilen ve sevilen satırlar vardır. Bu kitapta o satırlar o kadar zorlama duruyordu ki, cümle, “beni buraya zorla koydular” diye bağırıyordu. Onun dışında hikaye ve karakterler de samimi gelmedi. Özellikle kitabı okuyanlar bilir: İdil ile Ateş arasındaki “Ceket” muhabbetine gıcık oldum. O kadar anlamsız ve gereksizdi ki her ceket konusu açıldığında “ne alaka ya” diye söylendim... Okumaktan bıkılan bir Wattpad kitabı havası vardı. Yarım bırakmayı hiçbir zaman düşünmedim ama okumaktan memnun kaldım diyemeyeceğim. Kitabı sevebilecek çok insan çıkabilir, kimseyi yanlış yönlendirmek istemem ama ben sevemedim. 💓 #26 #merveakıncı
Profile Image for aycicegininkitapligi.
411 reviews47 followers
August 12, 2018
Kitaba büyük beklentiyle başladım. Normalde kitaplara büyük beklentilerle başlamak huyum değildir. Orta bölümlerde biraz hayal kırıklığına uğrasam da sonradan hayal kırıklığım azaldı. Kitabın bu halini de çok sevdim ben🙊 Hep elimin altında olacak bu ara ❤️
Profile Image for ✿яσsαℓιη∂α✿.
461 reviews49 followers
September 29, 2017
İdil, istediği her şeyin tek bir parmak hareketiyle olmasına, yerine getirilmesine alışmış ve şımartılarak büyütülmüş bir kız. Dışarıdan bakıldığında kendine güvenen, güçlü biri gibi dursa da maskesini çıkardığında altında çok farklı bir genç kadın var. Her an kırılmaya hazır kristal bir fanusta yaşayan küçük bir kız çocuğu..

Ateş ise adı gibi etrafındaki herkesi cayır cayır yakan ve etkisi altına alan kendine has duruşuyla herkesi kendine çeken bir havası var. Ama bu görünüşün ardında içinde yaraları olan bir adam, bir çocuk var. O çelik gibi güçlü iradesinin altında çok yaralar var.

Ateş'in olgunluğu ve İdil'in çocuksuluğu iki karakterin de birbirini dengelemesini sağlamış. Kitap boyunca İdil'in sorumluluk sahibi, kendine güvenen ve ayakları yere basan bir hale büründüğünü okumuş oldum.(k) O şımarık kız imajından sıyrılıp büyüdüğünü bize gösterdi.

Bade ve İnan mevzusu ise bana geçiştirilmiş gibi geldi. Yani kitabın bazı kısımları aceleye gelmiş gibi geldi bana. Sanki yazayım da aradan çıkartayım gibi bir his verdi. Gerçi devam kitabı olacak mı bilmiyorum ama kitap muallakta bitti bana göre.. Hani biraz daha olsa okuturdu kendini..

Tutku yönünden eksik kaldığını düşünüyorum. Kurgunun ilk versiyonunu okumuş biri olarak ilk hali beni daha çok heyecanlandırıyordu. Bu yeni halinin de hakkını yememek lazım. Merve Akıncı ince eleyip sık dokumuş gibi geldi bana.. Ama benim için o anın ilk büyüsünü yakalayamamış maalesef. :/

Genç bir kadının kendini ve aşkı bulma hikayesini okuduk. Kurgu aşk, sevgi, aile, dostluk ve ucundan kıyısından azıcık da komedi barındırıyor. Özellikle İdil'in Ateş'in yemek(damak) zevkini öğrenmek için çeşitli mutfakları(yemekleri) denemesi, İdil'in çabalamalarını ve Ateş'in tepkilerini okumak keyifliydi. Romantik/Dram/Komedi kategorisine koyabileceğim seyirlik bir kurguydu..

Okurken keyif aldım mı? Evet.
Ama nedense bir şeyler eksikti ve bunu anlamlandıramıyorum.
Sanki kurguda ve ya karakterlerde bir şeylerin ruhu eksik gibiydi. Bilmiyorum. :/
Ne sevdim. Ne sevemedim. Sevdiğim yönleri vardı elbette. Ama ortada kaldım. Karar sizin?
Beklentiye göre değişir gerçi. Son için daha farklı beklentilerim vardı. Bir "Vaoovv!" dedirtmedi bana ama hayata kısa bir mola vermek ve seyirlik, tadımlık, chick-lit türünde kitap arayışlarında olanlar çokta beklentiye girmeden bir şans verebilirler.. (=
Profile Image for İrem Akkaya Alan.
79 reviews8 followers
January 22, 2022
"İkimizin yarası aynı yerde... Artık kaşıyıp kanatmak yerine, üzerine yara bandı olacağız. Hissediyorum."
"Çok güzel konuşuyorsun," dedim sakince. Küçük göründüğü halde, ortaya ağırlığını koyacak kadar varlığı belli bir detayı atlıyordu. "Kimsenin yaralarını iyileştiremezsin, üzgünüm. Yalnızca onlarla nasıl yaşayacağını öğrenebilirsin." (Syf/ 150, 152)

•••

26, Merve Akıncı'nın kaleminden okuduğum ilk kitaptı.
Konu olarak beni şaşırtmadı, Türk dizisi tadında klasik bir pembe romandı. Anlatımı akıcıydı, beni yormadı ve okurken sıkılmadım. O Ancak genel itibariyle beni şaşırtmadı da, hikayeyi türündeki kitaplardan ayıracak farklı bir yönünü göremedim.

Kitapta en sevdiğim şey, ana karakter idil'in güçlü ve
ayaklarının üzerinde durmayı başarabilen bir kadın olması idi. Beni tatmin etmeyen şeylerin başında ise, Ateş ile ilgili duygusal gerçeği öğrendikten sonraki kısmın çok hızlı geçmesi idi. Ayrıca okurken Bade'nin kendini bulması ve İnan ile ilgili olan kısımlarda daha çok detay öğrenmek isterdim.

Genel olarak değerlendirdiğimde, bir günde okuyup bitirdiğim, beni yormayan, kötü değil ancak kendi türünde ortalama bulduğum bir kitaptı. Merve'nin kalemi hakkında çok daha güzel yorumlar okumuştum ama sanırım yanlış kitap ile kendisiyle tanıştım.
Displaying 1 - 6 of 6 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.