Dünya’nın sosyal bilimler birikimini, Türkiye’nin iş ve hayat gerçeğini yorumlamak için kullanır. Çalışan, mesai yapan, emek harcayan fakat bir yandan da iş hayatında anlam arayan şehirli insanın hayatını ve davranışlarını keşfeder.
En önemlisi; Ait Olma İhtiyacı’nın ve ona bağlı endişelerin, hem gündelik hem de yaşamsal kararlarda ne kadar büyük bir şekillendirici olduğu konusunda farkındalık yaratır.
Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi Neden Yanlış? Adam gibi Adam, Kadın gibi Kadın Olmayınca Ne Oluyor? Futbol Takımları ve Taraftar Aidiyeti Neden Bu Kadar Önemli? Markalar ve Pazarlama Taktikleri Aitlik Duygusunu Nasıl Kullanıyor? Hemşerilik Olmadan Şehirlilik Neden Olmaz? “Kurumsal Aile” Olur mu; İş Hayatında Aidiyet ve Anlam Arayışı Neden Kesişir? Millet, Din, İdeoloji, Eğitim, Doğa ve Dijitalleşmenin Ortak Paydası Ne?
Ekmek gibi su gibi ihtiyaç olan bir şey daha var. O da, sosyal bir canlı olan insanın toplumda ait olacağı, kabullenileceği bir çevresinin olmasıdır. Maslow'un ihtiyaçlar pramidini çok iyi biliriz. Belirtmiş olduğu prensipler bir ihtiyaç karşılanmadan diğerine ihtiyaç hissedilmez diye öğrendik. Fakat Ozan Dagdeviren oldukça güzel bir ters bakış açısı yakalamış. Gerçekten öyle mi diye sorgulamaya başladım. Tam kendimi inandırmışken ilerleyen sayfalarda yer yer maslow benzeri yaklaşımların bulunduğunu gördüm. Hal böyle olunca yazarın da kendisi ile çeliştiğini görmek çok ilginç geldi.
Yokluk psikolojisi davranışları, davranışlar da aidiyet duygusunu etkiler. Bazen de bir markaya, imaja ya da kimliğe ait oluyoruz. Doğru gruplarla sosyalleşmek aidiyet duygusunu artırıyor. Bir cinsiyete ait olmanın beklendiği davranış şekilleri vardır. Köy kültürüne veya şehire ait oluruz. Dijital kimliğimiz de bize aittir.
'Ait' kavramını tüm yönleriyle öğrendiğim, örnekleriyle pekiştirdiğim bir okumaydı. Yazarın samimi dili sayesinde kendi deneyimlerinizi bu örneklerde pek çok kez yakalayabiliyorsunuz.