“İnanmak ve bilmek aynı şey değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. Bütün zulümler bu ayrıntıdan ürer.” New York’tan yurda getirilen bir cenazenin ekseninde gelişen olaylarda, bir diğerinin hayatını bilmeden bir meteor çarpmışçasına etkileyen bir dizi insanın hikyesi UÇAN TABUT. Birbirine dokundukça uyanan, uyandıkça birbirine dokunan insanların hikyesi… Herkesin biricik bir hikyesi vardır. Kendine uyanış hikyesi. ‘O’ hikyesi. Senin yok mu? Olacaktır. (Tanıtım Bülteninden) "Adına aldanmayın, karanlık bir kitap değil. New York’tan yurda getirilen bir cenazenin ekseninde gelişen olaylarda, bir diğerinin hayatının bilmeden, bir meteor çarpmışçasına birbirine etkileyen bir dizi insanın öyküsü… Film gibi. Anlatım da sinematografik. Birbirlerinin hayatlarına dokundukça uyanıyorlar, uyandıkça birbirlerine dokunuyorlar. İncecik bir şey, 118 sayfa, birbirine bağlı 9 öykü, çok da kolay okunuyor." -Ayşe Arman, Hürriyet-
Pınar Eğilmez, 1975’te Mersin’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde, İngilizce Mütercim Tercümanlık eğitimi aldı. Takip eden yıllarda, aralıklarla yurtiçinde ve Kuzey Afrika'da bulunan yazar, halen Basra Körfezi’nde yaşıyor. 2017 yılında kendi imkânlarıyla bastırdığı Uçan Tabut adlı romanının ses getirmesi ve kendi okur kitlesini yaratmasını takiben Tanık adlı ikinci romanı ile Doğan Kitap ailesine katıldı. Evli ve Ada'nın annesi.
ilk soylemek istedigim su olur bu kitapla ilgili sanirim, belki iddiali ve fakat oldukca makul bir yorum oldugunu da okuyunca anlayacaksiniz. daha ilk sayfalardan sizi icine alan hikayesi ile ucan tabut’u bitirmeden elinizden birakamayacaksiniz! hayatin cilvesi mi dersiniz, bilime astrolojiye mi baglarsiniz, kadere alinyazisina mi yuklenirsiniz, ne dersek diyelim bir sekilde gorunmeyen ama son derece hassas iplerle bagli oldugumuza, kelebek etkisine cok inaniyorum. ucan tabut da ince fakat son derece hayati baglarla birbirine bagli olan 9 hayatin oykusu. her bir oykude ayri bir yerinden dokunacak hayatiniza. ve tum olanlarin sonunda da nasil bir butun olusturdugunu gorunce donguye, rastlantilara, hayata inanip inanmamak da biz okura kaliyor. cok mu rastlantisal, cok mu fazla tesadufler dersiniz? her gun komsudan, sosyal medyadan, haberlerden duydugumuz, yillardir anlatilan “tuhaf” hikayeler kimin gercekligi peki? 🌱“arabanin motoru ariza yapti diye binlerce kilometre geride kalan o guzel agaci kim suclayabilir?” kitabi okurken hep dusundugum, her zaman aklimin kosesinde olan seyler yine dokuldu ortaya mesela. o kadar ucucu ki hersey, tum olanlar. variz ve yok (mu) olacagiz. ruyaya mi donuyoruz yoksa uyandigimizi sanirken? 🌱“dunya hic degismedi. dekor degisti, dil degisti, tavir degisti, yorum degisti ama oyunun kendisi hic degismedi. asirlardir bikmadan usanmadan, her seferinde baska bir oyunu oynadigini sanarak, bu iklim baska iklim, bu safak baska safak diyerek, hep ayni kumpanyayi bir kasabadan bir kasabaya surukledi durdu insanoglu.” ama korkma! cunku 🌱“evrenin butun dusunceleri evrene ait. aklimiza ugrar ugar giderler.” ucan tabut gelir, ucagin kanadindan gelen ruzgarla baska baska yapraklar kimildar yerinden, savrulur belki bize dogru, alir kitabimizin arasina koyariz. yani anlayacaginiz olmaz isler!:) elinize kaleminize saglik pinar egilmez, cok keyifli bir okuma oldu.
Son zamanlarda hep Ingilizce okudugum icin Turkce okuma acligindaydim ve bu kitap ilac gibi geldi. Hakkinda hicbir sey duymamistim acikcasi, kapagina takilip da aldigim bir kitapti. Cunku ucak.✈️ Icim parcalanarak ama buyuk keyifle bir oturusta okudum. Soyleyenecek cok sey yok. Nefis. Yazar meslektasimmis mutercim-tercuman. Hem de Hacettepe mezunu. Kalbimi calmasi icin cok yeterli noktalar. Anksiyeteden de cok cekmis. Bu bilgiyle yazara yakinligimi hemen biraz daha arttiriyorum. Ilk kitabiymis, umarim devam eder. Kendisine kalpler yolluyorum♥️♥️♥️
Harika bir kitaptı. Yazarın ilk kitabı olduğuna inanamadım. Duyduğuma göre kendi imkanlarıyla bastırmış kitabı da. Öyle hikayeler var ki içinde bir yerlere dokunuyor, kelimeleri seçişi uslubu da çok etkileyici. Şiddetle tavsiye edilir.
Hatıralarımızın aynı şekilde korunduğunu sanarız. Sürekli evrilen zihnimizin , geçmişe baktığı 'an' gördüğü aslında hatıralarımızın son sürümüdür. Hal böyleylen intikam soğuk yenen bir yemek filan değildir. İntikam, sen dünkü kendine yemek ısmarlamaya çalışırken , yarınki senin 'dün ne yediğimi bile hatırlamıyorum ' deme ihtimalidir.
Dünyada anlam anlayışının sonu gelmez. Hiçbir şeyin anlamı olmak zorunda değildir ve her şeyin bir anlamı vardır. Bu neredeyse zıt iki önermenin aynı anda doğru olabileceği zemine ise 'dünya' denir
Fazlasiyla tesadüf ve birbirine bağlı hayatlar fikriyle kurgulanmis ve bazı karakterler sırf o bağlanti silsilesini sağlamak adına yer almis gibi hissetmeme neden olsa da kitabin sonlarına doğru okuduğum birkaç sayfa bam telime dokundu sanırım. Etkilenmiş bir halde kitabin kapağını kapadım.
Çok Satanlar rafından aldığımda 'birkaç sayfa okuyayım, öyle karar vereceğim almaya' diye geçiriyordum içimden. İlk sayfada "Sana olan sevgimi tükettiysem, bünyemde hezimete uğramayacak, hiçbir aşk yok benim." cümlesiyle karşılaştığımda 'bu kitapta kendimden bir parça bulabilirim' dedim. Ve sadece kendimden değil, eksenimde akan yaşamlardan da gözardı ettiğim parçalar buldum. Saadet'in hikayesinde bir bahane ile tecrübe etmekten kaçtıklarımla yüzleştim. Selin'in hikayesinde suçladığım her ayrıntıyı kendimde de bulduğum o aşkı hatırladım. Nilay'ın hikayesinde "İnsanlığın, uçsuz bucaksız demirden bir set gibi ördüğü, kendi kendini ardına hapsettiği parmaklıklar." geldi gözümün önüne. En çok Hikmet'in hikayesi vurdu beni, gözyaşlarına engel olamadım. "Kendini kurban bilmeyi seçmişsin. Seçme! Seçmezsen, kurban değilsin." dedim ben de kendime. Hatıralarımın ilk sürümlerini hatırlamaya çalıştım Füsun ile. İç sesime kulak verdim Didem'in hikayesinde. "İçindeki çoklukları, verimli bir şekilde yönetmek, yaşama sanatıdır." dedi benimki de bana. Cem ile beraber sayıkladım ben de "Ya yaşam, saçma sapan bir rüyaysa? Ya bir bok değilsek gerçekten? O zaman, rüyada anlam aramanın alemi var mı? Rüya, deyip geçmeli her olan biteni. Bir halt ediyormuşuz gibi analiz edip durmak saçma, her şeyi." Ve Ömer'e de hak verdi bir parçam. "Dünyada anlam arayışının sonu gelmez. Hiçbir şeyin bir anlamı olmak zorunda değildir ve her şeyin bir anlamı vardır. Bu, neredeyse zıt iki önermenin aynı anda doğru olabileceği zemine ise 'dünya' denir." Bence de öyledir Pınar Eğilmez. Bir karakter dahi yok ki okurken temas edemediğim. Kendime ve hayata tekrar 'başka açılardan' bakmamı sağladın 'Uçan Tabut' ile. Teşekkürler!
Birbirine zincirleme dokunan hayatları anlatıyor.Kitap çok akıcı ve güzeldi ben hemen birmesin istedim.” Dünyada anlam arayışının sonu gelmez. Hiçbir şeyin bir anlamı olmak zorunda değildir ve her şeyin bir anlamı vardır. Bu, neredeyse zıt iki önermenin aynı anda doğru olabileceği zemine ise dünya denir.”Uçan Tabut
kitabın son bölümüne kadar tek hissettiğim şey ; "eh işte" idi, evet birbiri ile bir şekilde yolları kesişmiş olan insanların hayatlarına güzel dokunmuş bölümlerde iyi mesajlar vermiş ne acıtasyonda zirve yapmış ne de anlatmaya çalıştığı şeylerde ama bu kadar :) he bu kadar benim gibi okuduğundan zevk almaya bakan biri için yeter mi yeter ama bir edebi taraf falan arıyorsanız, anlatılan hayatlarda derin bir anlam falan , bence yok.. ama gerçekten son bölüm harikaydı, sırf son bölüm için bile okunur aslında, bir günde biter, bitiyor..
Yazar hakkında yapılan bir haberi okuyup söylediklerinin kalbime dokunmasıyla edindiğim kitap. Herşeyin birliğini, tekliği, özünü çok yalın bir dille anlatan iç içe geçmiş öykülerden besleniyor. Birbirimizi anlamanın kendini anlamaktan geçtiği ve aslında o çok farklı görünen yüzlerimiz altındaki aynılığı vurguluyor.
Yurtdışından gelen bir cenazenin etrafında işlenen 6 öykü... bazen bu kişi ne alaka derken bile yazar olay örgüsünü güzel bağlıyor birbirine. Dili de çok yalın. Kesinlikle tavsiye ederim.
"Aynı anda hem sakız çiğneyip hem ağlayabiliyordu. Bunu not ettim."
"Hatıralarınıza güvenmeyiniz. Hatıralarınızın kabuğu olan hafızanıza da. Hafızanızın kabuğu zihninize de güvenmeyiniz. Zira hiçbiri aynı kalmaz. Hatta hiç durmadan yenilenir. Ve ne hazindir ki biz bunların hepsinin evrilip yenilendiğine bilinç seviyesinde vakıf olamayız."
"Balık, içinde yüzdüğü sudan habersizdir gibi bir söz vardı ya şimdi tam hatırlamıyorum. İşte o misal. Yine de içinde bulunduğum deneyim biraz riskli. Bir daha gözlerimi hiç açamayabilirim. Zira sağ kürekkemiğimden bıçaklandım. Komadayım. Kelimenin ilk anlamıyla uyanamadım henüz. Araftayım."
".. Henüz öğrendiğini hemen sahipleniyorsun. Yeter ki bir bilinmeze gitme."
"Tepki gösterdiğiniz hiçbir zaman -bir başkası- olmadı. Önce, anlamsız olana bir anlam yüklüyorsunuz. Sonra yüklediğiniz anlama tepki gösteriyorsunuz."
"Ah bu kelimler. Yaşamımızın da ölümümüzün de elinden olduğu kelimeler. Tek bir kelime kaç zihindekaç ayı kapıyı açar bilir misin? Kelimeler, zihnin askerleri. Her zihin tapınağının kelime ordusu kendi hükümdarlığına hizmet için vardır. Rezalet aslında! Ama bu rezaletin içinden vakarla ve adanmışlıkla yürümeden de zihnin ötesine geçemezsin."
"İnsan tasarımı gereği zaten hep baktığı yerde de ancak kendisini görebilir. bunda da tuhaf bir şey yoktur. Bu sadece böyledir."
"..Hissizlikle korunmuş kutsanmışım. Toplumun çoğu gibi çalışan bir düşünceve duygu dünyam olsaydı çok acı çekerdim."
"Etiketleme yapmaktan uzak dursa insanlar keşke ve yormasalar birbirleirni. Kategorize edilemeyecek kadar engin bir denizdir insanların ruh çeşitliliği. Kendi müstesnalığı içinde baksak ı tek bir insana ve böylece bazı insanlardan hep iyilik bazılarından da hep kötülük geleceğini düşünmesek keşke."
Şimdi edebiyat eleştirmenleri mutlaka eleştirecek, puan kıracak noktalar bulacaktirlar kitapta ancak okumaya on yargıyla bakmayan siradan bir okur olarak kitabın üzerinde bıraktığı etki, onu elimden birakamayisim gibi faktörleri göz önünde bulundurarak, ha bir de yazarın ilk kitabı olduğunu göz önünde bulundurursak, ben bu kitaba bir yıldızlı pekiyi veririm... Bence bu kitabın yazarinda acemi tılsımi var... Kurgusu da, akıcı dili de, harika benzetmeleri de bu kitabı özel kılıyor... Yani sadece Ayşe Arman' in kopurttugu bir eser değil kendi başına da ipi gogusluyor.. Benim favorim Hikmet'in hikayesi, bakalım hangi hikaye sizin gönlümüzü çalacak???? :)-
Bu kadar derin psikolojik süreçler 120 sayfaya nasıl sığmış? Karakter bağlantıları, süreçler ve her karakterin farklı psikolojik tutum ve psikolojik şemalarının ayrı ayrı inşaası oldukça etkileyici… Yazar bir psikolog olmalı diyorsunuz ama değil. Kendi fanlarını oluşturan bir kitap. Bazı psikolojik süreçler : Ayrılık,nefret , sevgi, sitem, aşk öyle güzel tasvir edilmiş ki donup kalıyorsunuz. Kadın karakterler daha net ve belirgin. Erkek karakterler daha tutarsız daha dengesiz gibi… Bu bir erkek beyni için oldukça farklı bir bakış açısı olarak görülebilir.
Hikaye Bora ve Selin aşkı ile başlıyor ve hemen peşinden Bora’nın intihar mektubu damgasını vuruyor. Çevresindeki kişilerin de hayatları zincirleme olarak tek tek anlatılarak devam ediyor. Ben çok beğendim. Yazarın dili, anlatımı, seçili sözleri bulması ve o sözlerin olaylara cuk oturması gerçekten çok iyiydi. Bazı yerlerde okurken, kendinizi de sorgularken buluyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Son sayfalara kadar kitabın isminin neden ‘Uçan Tabut’ olduğunu anlayamamıştım ama sonunda üzülerek anladım.
2 yıl önce bir solukta okumuştum. Yazarın ikinci kitabı “Tanık” öncesi tekrar okumak istedim. Kesişen, birbirine teğet geçen yaşamlar, tesadüfler ve sona eren hayatlar... “Dünyada anlam arayışının sonu gelmez. Hiçbir şeyin bir anlamı olmak zorunda değildir ve her şeyin bir anlamı vardır. Bu, neredeyse zıt iki önermenin aynı anda doğru olabileceği zemine ise “dünya” denir.”
This is one of the books I’ll be sad to not share with my English speaking friends. It was simply a delight, with beautiful use of language, compelling characters, and heart warming and wrenching stories.
Bir solukta okudum, keşke bitmese diye yavaş okumaya çalıştım hatta. Birbirinin hayatına bilerek bilmeyerek dokunmuş bir grup insanın hikayeleri. Ve ben insan hikayelerine bayılıyorum. Üstelik böyle güzel bir dille anlatıldıysa. Çok çok sevdim. Yazarın diğer kitabını sipariş listeme ekledim bile.
Muhteşemdi Bora'nın intiharı ile başlayan Ömer'in hikayesi ile son bulan yolculuk birbirine bağlı hayatlar ve enfes cümleler kalemine sağlık çok ama çok beğendim.
“Dünyada anlam arayışının sonu gelmez. Hiçbir şeyin bir anlamı olmak zorunda değildir ve her şeyin bir anlamı vardır. Bu neredeyse zıt iki önermenin aynı anda doğru olabileceği zemine dünya denir.”
Her ne kadar kapağında roman olduğu yazılmışsa da bence birbiriyle bağlantılı öykülerden oluşan bir öykü kitabıydı. Türüne ne dersek diyelim nefisti!
Amerika'da yaşamına son veren Bora'nın Selin'e yazdığı veda mektubuyla başlayan, birbirini deviren domino taşları gibi devam eden, insan üzerine yerinde saptamaları olan güzel bir kitaptı. Son öyküsü hariç hepsine bayıldım. Sonuncu da kitabı bağlama bir sona ulaştırma amacıyla yazılmıştı. O yüzden diğerlerine oranla eksikliği makul karşılanabilir.
Vasat bir kitap. Edebiyat adına vaadi olduğunu sanmıyorum, olmasın da.. Büyük sözler söyleme sevdasında olması bir yerden sonra maalesef çok yapay durmuş, sahilde vs okunabilecek çerez kategorisinden bir kitap, bir-iki saat içerisinde bitirdim.
Pınar Eğilmez’in kalemiyle geçen yıl Gece Geçen Gemi sayesinde tanışmıştım. Anlatım tarzı, dili, karakterlerin iç dünyasına nüfuz edişi beni oldukça etkilemişti. Şimdi de Uçan Tabut’u okudum ve yine aynı güçlü dili, aynı dokunaklı cümleleri buldum içinde. Ama işte tam da bu yüzden biraz buruk bir tat bıraktı bende.
Çünkü iki kitap, farklı isimlerle çıkmış olsalar da neredeyse aynı hissi yaşattı. Hatta yalnızca his değil, bazı karakterler ve hatta cümleler birebir aynıydı. Bu benzerlik, yazarın evrenini genişletmek yerine tekrara düştüğü izlenimini verdi. Elbette aynı karakterin farklı dönemlerini okumak heyecan verici olurdu ama burada o farklılık çok sınırlı kalmıştı.
Edebiyatla ilgilenen biri olarak, yazarın diline, metaforlarına ve psikolojik derinliğine hala hayranım. Fakat 'farklı bir kitap okuyorum' hissini yaşayamadım. Eğer Gece Geçen Gemi’yi okumamış olsaydım, belki Uçan Tabut beni daha çok etkilerdi. Fakat her iki kitabı okuyan biri olarak, içeriğin bu kadar üst üste binmesi beni hayal kırıklığına uğrattı.
Hani çok sevdiğiniz bir tatlı hemen bitmesin diye ucundan azar azar yersiniz ya. İşte ben öyle okudum Uçan Tabutu. Dili de, ritmi de, derinliği de beni öyle bir sarıp sarmaladı ki hemencecik sonuna gelmeyeyim diye bu incecik kitabı deflarca kez kapatıp bir köşeye koydum. Sonra da dayanamayıp tekrar elime aldım. Bir solukta okunabilecek birbiriyle ilintili ve derinlikli bu hikayeler demetini, ben soluğumu tutarak okudum. Pınar Eğilmez, bu kadar çok şeyi ne de güzel aktarmış kısacık kitabında. Zoru başarmış. Hikayelerdeki karakterlerin birbirleriyle ilişkilerinin yapay kaldığı ve bazı karakterlerin çok yüzeysel olduğu yönündeki eleştirilere katılmıyorum. Bence Pinar, hergün gözümüze gözümüze sokulan toplumsal sorunları da es geçmeden yaşamı sorguladığı bu ilk kitabıyla çok başarılı. Devamının gelmesi dileği ile...
Öykünün karakterlerinin ayrı ayrı işlenişine alıştık artık ve ben şahsen bu tip kurguları okumayı tercih ediyorum, tek bir anlatıcının tasvirine saplanıp kalmadan bir yaşanmışlığı tahayyül etmemi sağlıyor. Öykünün başlangıcından itibaren okuyucuyu bağlayan bir yanı var ve hiç uzatmadan döndürüp sündürmeden anlatıvermiş olmasına da ayrıca hayran kaldım. Bir başka yazarın elinde olsaydı üç ayrı roman çıkaracak konu açılmış ve çok da güzel bağlanmış. Kitabı henüz ben okuyamadan arkadaşlarıma tavsiye etmiştim ve de hiç beklemediğim bir anda postadan bana gelmesi ayrı bir güzeldi. 2018’in ilk postasından çıkan bu kitap icin yazarına, basıp dağıtanına ve tabii üşenmeyip uluslararasi posta ile bana yollayan canıma sonsuz teşekkürler.
Çok orijinal ve özgün bir roman, dokuz farklı kişinin öz anlatımıyla birbirine direk veya teğet bir şekilde etkileştiği gösterilen şiirsel ve mistik bir yapıt bu. 19. yüzyılında Rus istilasından firar eden Çerkes mültecilerinden 2011’deki Suriye iç savaşından kaçan mültecilerine kadar, İstanbul’da orta sınıf yüksek lisans öğrencilerinden iç Anadolu ilçede dışlanmış ve varoştaki marjinal kişilerine dek, çeşitli insan manzaralarından yaşadığımız dünyadaki durumları realist bir şekilde aksettiği halde aynı zamanda tasavvuftan etkilenmiş optimist bir bakış açısı sunuyor. Derken, daha önce hiç duymadığım psikoterapist yazar Byron Katie’nin “öz soruşturma yönteminin” (Self inquiry method) etkisi vardır. Romanı çok beğendim.
Ne kadar güzel bir kurgu.. ne kadar güzel bir "hayat/yaşam/dünya" tasviri.. Eğer anoloji kabiliyetiniz var ise kendi hayatınızla ilişkilendirilebilecek birçok yaşanmışlığın/anının yer aldığı "kalemin kağıt ile mükemmel dansının küçük bir portresi".. "Empati", "Bakış açısı" ve "Dünyanın merkezinde ben" olgusuna dair ilginç bir "Bakış açısı".. Elinize, fikrinize ve kaleminize sağlık Pınar Hanım.. Çok teşekkürler bu çok güzel roman için..
Genellikle temel eser ve yazarları tercih ederim. Bu defa farklı bir yazar ve ilk kitabını okudum. Açıkçası beklentim çok iyi değildi. Ama beklentimin çok üzerinde.. akıcı ve sade bir dille yazılmış, hayatın içinden gerçek karakterler var gibi kitapta. Herkesin bir olay karşısında hissettiği ve tepkisi farklıdır. Dolaysıyla başınıza aynı olay gelse de herkesin hikayesi farklı olur. Bu hikayeler ilginç bir biçimde farklı hikayeleri olan insanları birleştirdiğini görüyorsunuz bu kitapta.
Ucan Tabut, dokuz farkli karakterin kesisen hikayeleriyle okuru karmasik ama bir o kadar etkileyici bir dunyaya cekiyor. Karakterlerin icsel catismalari, yasadiklari acilar ve secimlerinin sonuclari okuru sadece olaylara degil, insan ruhunun kirilganligina da yaklastiriyor. Dili akici ve etkileyici; okurken uzuluyor ama ayni zamanda keyif aliyorsun. Altini cizmek isteyecegin cok fazla kismi vardi; ben de cok seyi isaretledim.
Kendi bilgeliğini karakterlerine söyleten akıllı ve akılcı bir yazar Pınar Eğilmez.
AHEkitap.com kütüphanemize Nihan'ın getirdiği kitaptı Uçan Tabut. Birbirleriyle ilintili hikayeleriyle, akıcı diliyle bu hafta dört servis yolculuğu sabahında bitti. Tavsiye ederim, güzel kitap.