Yeme - içme denilen şeyler, biyolojik gereksinimleri karşılamanın çok ötesinde, toplum yaşamının birtakım kodlarını taşır. İnsanların yaşamını şekillendirir hepsi. Bakış açıları, yargılar, kutsallaştırmalar, mahkûm etmeler, derin ve canlı bir kaynağın varlığına götürüyor bizi. Bu kaynak o kadar canlı ve insanîdir ki, insanların bir bölümü için “kutsal”, başka bir bölümü için “yasak” oluşu başka nasıl açıklanabilir? Bu kodlar karmaşasının “içme” bölüğü, “yeme” bölüğü ile iç içe olmakla birlikte bağımsızdır da. Bu kitapla belirli bir bölgede, şarabın binlerce yıllık bir alışkanlıklar, inançlar, tutkular, reddiyeler ile gerçeğinin ve bugüne yansımasının ancak bir bölümü anlaşılmaya çalışılıyor. Çıkarılan sonuç ne olursa olsun, gerçek ortada ve var olmaya devam edecek gibi gözüküyor. Bütün bunlardan da bize kalan “keyif alma” kısmı olmalı veya daha doğru deyişle geçmişten gelenler bugünkü yaşamımızı daha “keyifli” kılmaya katkıda bulunmalıdır.
Genel itibarıyla farklı kitaplardan, kaynaklardan toplanan bilgilerin aktarıldığı bir derleme kitabı havasında. Yazarın özgün katkısı az. O nedenle yeni bir şey öğretmiyor.
Özellikle üzümlerin teknik detay verilerek tanıtıldığı kısımlarda yer yer bariz hatalar veya günümüzde geçerliliği kalmamış bilgiler var. Yalnızca bu kitaba güvenilmesi okuyucunun hatalı bilgi edinmesine yol açabilir.
Mesela şarap çeşitleri kısmına baktığımızda günümüzün en popüler şarapları olan turunculardan bahsedilmediğini görüyoruz. Bu tarz güncel olmayan anlatımlar da mevcut.
Türkçe literatürdeki şarapla ilgili bütün kaynakları okumaya merak saldım diyen okuyucu haricindekilere tavsiye etmiyorum.