Eksik yaşanılan hislerin, hayatların, hikâyelerin izleğinde yol alan bir anlatı Kırgınlık. Roman sanatında öykülemenin, karakterin önemini tartışan, kurmaca ve gerçek arasındaki bağın esnekliğinden, görünmezliğinden ama aynı zamanda sertliğinden yola çıkan, odağına dili alan bir anlatı. Nihan Kaya, Kırgınlık’ta insanın eksik, saklanarak yaşadığı hislerle metnin akışı arasında bağdaşlık kurarak ilerliyor. Saklanan hisler gibi akıbeti bilinmeyen insanların hayatlarından kesitler sunuyor. Kayıp çocuklar, ölen çocuklar, kulaktan kulağa ulaşırken değişen, efsaneleşen anılar, tek başına ayakta duranlar, yalnızlar etrafında örülen bir yakın tarih külliyatı Kırgınlık. Eksik yaşanılanlar eksik bırakılan hikâyelerde kendini görünür kılıyor.
“Derdimi, bulduğum bütün kâğıtlara yazdım. İstasyondaki bütün kâğıtları bir bir doldurdum, mühürledim, yolladım. Derdimi benim gibi ücra yerlerde, benim gibi üç kelama muhtaç penceresiz denizcilere, çatı katlarını mecburiyetten mesken tutmuş, benim gibi üç kuruşa muhtaç sersefil romancılara, üç adım için üç takla atan bîçare habercilere yolladım. Olur da bir gün bir duvarda, bir kitapta, bir cam yahut bez parçasında bu yazdıklarıma rastlayacak olursanız, lütfen sesime kulak verin. Ben Osman Ali. On dokuz yaşındayım.”
Ne desem bilmiyorum. Söyleyecek çok şey var. Alıntılanacak cümleler, bahsedilecek mevzular, çağrışımlar var. Ama susasım da var. Bambaşka bir şey okudum. İyi ki yazmış Nihan Kaya, iyi ki okumuşum.
bittikten sonra hemen basa donup tekrar okumaliyim hissi uyandiran kitap. icinde oyle pasajlar var ki tokat gibi. tuylerim diken diken mi desem, gogsume okuz oturmus gibi mi desem, tuhaf duygularla okudum. kesinlikle tekrar okuyacagim. muazzamdi. yazarin diger kitaplarini da muhakkak ama muhakkak okuyup takipcisi olacagim, net! ♥️
Sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim. Bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim. Bu da size dert olsun. 4,5/5🌟🌟🌟🌟 Herkesin böyle övgüyle bahsettiği bu kitabı çok merak ediyordum. Elimde olmadan ufak çaplı bir beklentiyle okumak için sabırsızlanıyordum. Aslında böyle birbirinden ayrı öykülerden oluşan kitapları çok fazla sevemiyorum. Hele de öyküler çoğunlukla refaha kavuşup, sonunda neler olduğunu öğrenemezsek.. Bu kitapta aynı hisler benim için bir süre ilerledi fakat yine de merakla sayfaları çevirmekten kendimi alamadım. Her hikayesi ayrı güzel, ayrı manalı, birbirinde apayrı bölümlerden oluşuyordu. Son bölüme gelene kadar kitabı ne kadar sevdiğime dair kafamda tam bir yer bulamamıştım ama son bölümü büyük bir şaşkınlık ve içimde tutamayacağım derecede yükselen bir beğeniyle okudum. Yazarın tüm kitapla ilgili düşüncelerini üstü açık bir şekilde belirtmesi ve kendi kızının hikayesinin romanda olmasını isteyen bayanla arasındaki konuşma bugüne kadar okuduğum hiçbir şeye benzemiyordu. Yazarın "hangi hayat tamamlanabilmiş ki benim buradaki hikayeleri tamamlamamı bekliyorsunuz benden" sorusu tüm kitap boyunca çoğunlukla yarıda kesilen öykülerin hafiften öfkeye boğulmamı sağlamasını güçlü bir şekilde bastırarak kitaba çok farklı bir gözle bakmama neden oldu. Gerçekten farklı bir yazım tarzı, farklı bir işleyiş ama yine de övgüye değer bir kitap arıyorsanız kesinlikle Kırgınlık'ı okumalısınız. Her romandaki hikayede tatmin edici bir son arayan benim için güzel bir ders oldu. Bazen insan kendi kafasında olayın devamını oluşturmayı denemeye çok üşenmemeli. Ayrıca seneler önce arkadaşımın önerisiyle Çatı Katı kitabını okumayı çok istemiştim ama bir türlü alma fırsatım olmamıştı. O kitabın da Nihan Kaya'nın kaleminden çıktığını görünce tatlı bir şaşkınlık yaşadım. Lafın kısası okumanızı canı gönülden öneririm..
Nihan Kaya edebiyat okuyup psikanaliz yüksek lisansı yapmış. Kitapta yer yer etki yaratabilecek bölümler var. Ama bu kitabın temel sorunu roman olarak adlandırılmasında. Birbirinden bağımsız bölümler arasında bir bağ, bütünlük yok. Karakter gelişimi diye bir şey zaten yok. Çığır açtım romanda, yeni bir üslup, biçim denedim dese, bunu destekleyecek bir şey de ortaya konulamamış. Genelde basmakalıp denilebilecek psikolojik savlarla örülmüş bir metin. Benim romanım böyle olur demekle olmuyor tabii bu işler.
Öykü dese belki daha kabul edilebilir olurdu. Ama bu tanım da tam karşılamazdı sanırım. Çünkü bu metinler psikolojik bazı çözümlemeler, savlar içeren birer deneme niteliğine daha yakın. Son kısımda bir de bunun roman olduğunu bir karakterle kendisini konuşturarak savunmaya çalışması, bunu bir de üst perdeden yapması benim gözümde kitabı da yazarı da iyice antipatikleştirdi. Oysa buna hiç gerek yok. Her yazan romancı, edebiyatçı olacak diye bir şey yok.
Yer yer tokat yemiş gibi sarsılarak, yer yer boğazımda bir yumrukla, yer yer içim yana yana, gözlerimden akan yaşlarla okudum, okudum, okudum... Tekrar baştan okusam diye de düşünmedim değil😊. Nihan KAYA çok okunuyorsun muhakkak ama daha çook okunasın.
"İz bırakmadan yaşamaya öyle çok gayret ediyorum ki, kendim de kendime karşı görünmez oluyorum bazen. Arasam da kendimi bulamıyorum."
"Bizim gezegenimizde ruh, kişi ile iletişim kurmak için onun bedenini araç olarak kullanır. Ruh sağlıklıyken beden hasta olmaz."
"Romanlar yazılmasaydı, romanlar okunmasaydı, dünya ne kadar da dayanılmaz bir yer olurdu."
"ümitvar olun. Henüz olmadığımız şeyin çağrısını işiten insanlar her şeye rağmen varlar."
"Bakarlar ama göremezler." üç kutsal kitapta da var. "
" Kendi gerçekliğinizi tek gerçeklik sanmanız var ya; işte bu sizin sorununuz. Ancak ördek kafalı bir ördek bir kuğuyu çirkin bulabilir."
Kitabı (yazarı) roman olma iddiası dışında çok beğendim. Bu kitap bir hikaye, deneme/anlatı karışımı diyebilirim. Peki yazar neden özellikle son bölümde bunun bir roman olduğunu iddia edip bazı aforizmalar ve beylik cümlelerle bizi buna ikna etmeye çalışıyor hiç anlayamadım ve çok gereksiz buldum. İlla bir isim koymaya gerek var mıydı varsa da bizi buna ikna etmeye çalışmaya?
Okuduğum metin gayet başarılıydı. Aile olmak, birey ve özellikle de kadın ve çocuk olmak üzerine güzel hikayeler ve diyaloglar barındırıyor. Yazarın yazdıkları üstüne epey dertlendiği ve kafa patlattığı belli oluyor. Almış olduğu eğitimin ve duyarlı kişiliğinin etkileri satır aralarına sızmış diyebilirim. Özellikle bazı kısımları defalarca okunmaya layık..
O kadar doğru karar vermişim ki hayatım da yeni yazarlara yer açmaya, farklı tatlar aramaya kalkmışım. Nihan Kaya ile de bu sayede tanıştım. Daha ilk sayfadan kitabın içinde yer ediniyorsunuz. Farklı öyküler ve farklı karakterlerde aynı kırgınlığa kulak veriyoruz desem yersiz olmaz sanırım. Mutlaka diğer kitaplarını da okuyacağım.
Tesadüfen okuduğum ve okuduğum için çok memnun olduğum bir kitap. Yazar ile de bu kitap vasıtasıyla tanışmış oldum.
Kitabı okurken yazarın tabiriyle eşikte kalma hali yaşıyor insan ama bu beni rahatsız etmedi. Aksine hikayeler daha çok yer kapladı kafamın içinde. Hem aynı hem de farklı olan hikayelerin her biri ayrı bir kırgınlık hissi bırakıyor insanın üzerinde.
İnsanların uzun zaman önce unuttukları ya da unuttuklarını sandıkları kırgınlıkları hatırlatan bir kitap, bir parça da empatiyi hatırlatıyor insana sanki. Değindiği noktalar benim için ayrı güzel olsa da anlatım biçimi bir parça daha öne çıktı. Her okura ihtiyacı olduğu kadar anlatmış hikayelerini.
Özellikle kar, paf ve süt hikayeleri bende ayrı iz bıraktı diyebilirim. Çocukluğunuzun, kadınlığınızın /erkekliğinizin ve bizzat "ben"liğinizin en bir kez yaşadığı veya şahit olduğu o hissi (sizin için her neyse o) hatırlatan hikayelerdi.
Aforizma kusan değil size sarılan bir kitap bu. Ben öyle hissettim en azından. Sevdiğim, ihtiyacım olduğu zamanda karşılaştığım ve bana yeni bir kapı daha açan, yazarıyla tanıştıran bir kitap oldu. İyi ki de öyle oldu.
#kırgınlık konusunu birkaç cümleyle anlatamayacağınız ama üzerine uzunca konuşabileceğiniz bir kitap. Öncelikle belirtmeliyim ki bu yazarın kitaplığıma giren ilk kitabı olsa da yazarla tanışıklığım #buğu ile oldu. Genel itibariyle #nihankaya nın kalemi hakkında fikir edinebilmek için bir kitap daha okumalıyım demiştim ki bu konuya postun sonunda tekrar dönelim🙈
Gelelim Kırgınlık'a... Son 40 sayfaya kadar "Ben ne okuyorum?" Sorusuyla beni baş başa bırakan bir metinle vedalaştım. İnsan alışkanlıklarını görmeyi istemekte ısrarcı. Sanatta bile bu böyle üstelik. Alışık olduğumuz teknikleri okumak istiyoruz. Farklılığı yadırgıyoruz. İşte Nihan Kaya'nın kalemi bu farklılığı kucaklamaya itiyor sizi. Son sayfalarda o da söylemiş zaten. Alışık olduğumuzu ondan okumayacağımızı açık açık belirtmiş.
Kitaba dönecek olursam; beynimdeki tutarsızlık ve devamsızlık s.o.s. sine rağmen ilerlemeye devam ettim. İyi ki de etmişim. Çünkü özellikle son 20 sayfada kafamda eleştiri olarak beliren her nokta suratımda patlayan şamarla uçtu gitti. Yazar son metininde sizi neden sonuçsuz bıraktığını açıklamış. Ama bu açıklama kendime kızmama, okur kimliğimi sorgulamama sebep olmadı değil. Neden bu açıklamaya gerek duydu beynim? Yazar bana bu parantezi açmasa ( gözüme soka soka bak ben aslında bunu yapmaya çalıştım demese)... o zaman "ne eksik bir metindi" mi diyecektim? İşte bu karmaşa kendime kızmamın en büyük sebebi.
Bakın kitaptan bahsederken roman, öykü ya da başka bir kalıp sözcüğü kullanamıyorum. Çünkü bence bu metin bu keskin kalıpların hiçbirine tam olarak dahil edilemiyor. Ama yazar size lezzetli ve düşündürücü bir okuma süreci, ortak bir nokta etrafında şekillenmiş karakterler sunuyor. Almanız gereken mesajlar, durup kendinize sormanız gereken sorular var.
Tüm bunların dışında Nihan Kaya'nın kalemi... diye tutturuşuma gelecek olursam... artık böyle bir gayem yok.Yazarı metinleri gibi kalıplara sokmamam; her metni kendi içinde ve yazarı da her metinde ayrı ayrı kavrayabilmem gerektiğini düşünüyorum şimdilik. Ortak paydada şunu söyleyebilirim ki yazarın "kurmaca"yla ve oturtulduğu kalıplarla bir derdi; bu kalıplara bir isyanı var. Okuru da bu noktada sorgulamaya itiyor, önüne sunulanı hemen neden kabul ediyorsun, der gibi biraz. Bunun dışında aldığı psikoanaliz eğitiminin derinliği metinde kendi hissettiriyor. Bu anlamda Kırgınlık Buğu'dan çok daha başarılı geldi bana. Demem o ki Nihan Kaya bundan böyle yazdıklarını merak edeceğim bir yazar🌿
Su gibi aktı gitti kitap... Kendine has, farklı, doyurucu bir anlatımı var yazarın. Bu kitapla da tanışmış olduk kendisiyle. Kitabın içeriğinde bulunan birbirinden bağımsız öyküler güzel. Özellikle ‘Kar’ adlı öyküye bayıldım. Ama yazar asıl noktayı son bölümle koyuyor. O son bölüm öyle güzel olmuş, kitaba öyle bir yakışmış ki anlatamam☺️ Bundan böyle Nihan Kaya okunur. Siz de okuyun.
Not: Kitaptaki ‘Divane’ adlı öyküde yazar sanki Kabe’den bahsediyordu. Benim dışımda bu kanıya varan kimse var mı merak ediyorum?
Kısa, tamamlanamamış öykülerden oluşmuş gibi gözüken ama yazarın roman diye adlandırdığı bir kitap. Yazar bu bölük pörçüklüğü hayatta tamamlanamamış şeyler var, yaşam bile bir anda bitebiliyor, yapılacaklar listesi yarım kalıyordan gibi düşüncelerden yola çıkarak benim gözümde normalleştirmeye çalışmış.
Çok hevesle başlamıştım arka kapaktaki yazıyı okuduktan sonra. Ancak olmadı, yazarla örtüşemedim. Aynı yahut benzer şekilde görüşlere sahip olduğum bir konuyu okurken bile tavrı bana fazla sert ve soğuk geldi. Bütün kitabın temelinde yatan konular (kadının toplumdaki yeri, kadın olmak, çocuk olmak, yetişkin bir erkeğin çocukluğundan kopuşu vs. ) kolay değil, derin, belki bu uslübü gerektiren konular. Ama ne yazıkki ben örtüşemedim bütünüyle.
Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu ve daha kitabın en başında, yazarın biyografisini okuyup psikanaliz üzerine yüksek lisans, karşılaştırmalı edebiyat üzerine doktora yaptığını gördüğümde beklentilerim de arttı. Şayet, tam da düşündüğüm gibi -hatta düşündüğümden daha da başarılı- bir romanla tanışmış oldum. Nihan Kaya, sizi bilmediğiniz, düşünmediğiniz, unuttuğunuz yerlerinden anlatan bir kadın. Feminist duruşuna, kelimelerle oynama şekline, size bazı farkındalıkları siz fark etmeden işlemesine hayran kaldım. Kitabın sonunu okuduğunuzda önce nefesiniz kesiliyor, sonra en başa dönüp tekrar okumak istiyorsunuz. O kadar beğendim ki ilk iş yazarın diğer kitaplarını sipariş ettim. Nasıl bu kadar duyulmadan kalmış bilmiyorum, ama kesinlikle hak ettiği üne kavuştuğunu düşünmüyorum. Çok çok daha fazla okunmayı hak ediyor, umarım ilerde Nihan Kaya’yı daha çook okuruz :)
Çirkin bir ördek yavrusunun, ördek olmaya devam etmek zorunda olmadığını; ancak başka bir şey olmasına da dünyanın fırsat vermediğini düşünüp incinen, kırılan herkes için yazılmış bir roman Kırgınlık. “Sizi de bir düşünen, halinizden anlayan var” diyen, hikâyeleri o ya da bu şekilde yarım kalmış insanların hikâyelerini; onlar daha fazla kırılmasınlar diye sessiz bir çığlıkla duyuran bir roman.
"Ama doğru. Hayat hiç kimsenin etrafında dönmüyor. Hayat bir olay, bir mekan etrafında da dönmüyor. Hayat tek başına, hiç kimseyi umursamadan yürüyor; biz, kalabalıklar halinde onun ardında sürükleniyoruz o yürüdükçe. Bu da belli bir düzen dahilinde olmuyor. Hayat bir dalgaysa eğer, bir, birinin kolu, bir, diğerinin bacağı suyun yüzüne çıkıp kayboluyor hayat kendi istikametinde ilerlerken. Biraz o, biraz bu, biraz o insan, biraz bu insan, biraz orada o olay, biraz şurada bu olay, bir görünüp bir gözden yitiyor hayat tek başına yürürken. Hayatın tek merkezi var; 0 da, kendisi. Bu da hiçbir insan, olay ve zamana uzun mühlet yer, imkân vermiyor.”
Son zamanlarda bazı kötü deneyimlerden geçiyorum ve bu sürede birçok insanın güzel destekleri ile iyi hissetmeye başladım. Ancak dün bu kitabın bir sayfası bana o kadar iyi geldi ki.. Ne desem anlatmış sayılırım bilmiyorum ama dilim döndüğünce şöyle diyorum; hani böyle ben derdimi anlatmışım da o da sırtımı sıvazlamış bana her şeyin uçucu bir kül olduğunu anlatmış gibi bir his..Bir kitap değil de bir dost buldum dün ben.. sabah otobüs yolculuğum boyunca o satırları okudum, çünkü iyi geliyor, çünkü iyileştiriyor.. Teşekkürler Nihan Kaya ,iyi ki varsınız. 🌸
Aslında ben hikaye okumayı severim neden böyle oldu bilmiyorum ama kitabı sevmedim. Sevmedim derken elim titremiyor mu, tabi ki titriyor. Herkes sevmiş. Tek kötü yorum okumadım ama bana dokunmadı. Kitabın genel havası soğuk ve samimiyetsiz geldi bana. Keyif alamadım. Hikayelerin şak diye bitmesi de cabası. Kendimi ortalarında yakaladığım bir filmi izleyip, tam sevdim, anladım derken bir anda elektrikler gitmiş gibi hissettim. Öyle bir çaresizlik, sinir, delirmece. İçerisinden bir iki hikayeyi sevdiysem de pek benlik değildi.
Kitap bitti, hala sevdim mi sevmedim mi onu bile bilmiyorum. Cesur yerler var, klişeler var, kör gözüne parmağım mesajlar var, ama gizemli, garip bir lezzeti de var. Bir kitabını daha denemeliyim sanırım. Kafamda net olan bir şey varsa o da Nihan hanımın edebiyatçı mı, psikolog mu olmak istediğine henüz net bir karar vermemiş olduğu, henüz sentezi de değil ama ikisinin...
Gözler dolu,burunlar çekiliyor. Güzel nedir diye sorsalar cevap veremem ; ama kitap bitince içimde, zihnimde ne oluşturduysa hepsi çok çok güzeldi, biliyorum.Hüzün işte dediği gibi güzelliği getiriyor. Bu kitaba bizim dünyamızın teknolojisinin yarattığı şu uygulamadan yorum yazmak haksızlık.
Bazı kısımlarını unutmak istemediğim kitap. Bittikten sonra, bittiği için derin hüzün uyandırıyor. Bazı kısımlar o denli duygulu ve yoğun ki içinize oturduğunu hissediyorsunuz.
Nihan Kaya'nın beni benden aldığı bir başka kitabı. Okurken rotasını yakalamak güç geliyor kimisine belki bilmiyorum. Fakat benim için o kadar açık ve ortada ki söylemek istedikleri... Suskun kalamadıklarını ortaya dökmek zorunda hissetmesine mi yoksa tüm bu yaşamları aktarma şekline mi hayran kalayım bilmiyorum. Kitabı bir arkadaşımdan ödünç aldığım için sonrasında kendime de almam gerektiği konusunda minik bir not da düşeyim. Her yıl ısrarla okunması gerektiğine inandığım kitaplar arasına girdi nitekim.
Kırmızı Kaplı Defter: Metni doğru yorumladım mı ya da bunun sahiden bir doğrusu var mıdır bilmiyorum ama her sayfada kafamın gerisinde daha evvel beni rahat bırakmamış başka bir gölgeyi buldum. Sanki tüm bu heykellerin gölgesine yalnız benim için bir ışık tutulmuş gibiydi. Birbirine konuk olan yaşamlardan ve acılardan bütüne varma fikrinin sonunda oluşan yelpazeye hayran kalmamak elde değil.
"Kırgınlık" hassas ve bir o kadar da korkunç gerçekleri okura yaşanan neyse sunan ve bunu incitmeden yapmayı başaran nadir kitaplardan biriydi. Bir okur olarak temas ettiği ve seslendiklerine hatta duyurduklarına kayıtsız kalmak mümkün değil. Diliyse muhteşemdi; efsunuyla yitip gittim.
Büyük bir hevesle elime alıp aynı ölçüde hayal kırıklığına uğradığım bir kitap oldu. Olumlu eleştirilerin etkisiyle okuduğum ilk ve tek Nihan Kaya eseridir . Kitap;zorlama aforizmaları, yapay ajitesi ile samimiyet noksanlığını ilk sayfalardan belli ediyor. Pür dikkat odaklanmama rağmen hiçbir öyküsü maalesef içine çekmedi. Psikoloji eğitimi ve bunları öykülere iğne gibi işleme gayreti net bir şekilde görülüyor bundandır ki okuduğum bir cümle mıh gibi kazındı zihnime: ''Hepimiz ama hepimiz, kendimizi, annemize rağmen olabildiğimiz kişi için kutlamalıyız.'' Akademide edindiği yere saygım büyüktür ama edebiyata girince işlerin biraz değiştiği maalesef ortada.
Kırgınlık, çocukluktan yola çıkmış, çoğunlukla dile gelmemiş, söze dökülenin de çoğu dinlenilmemiş bile, üstüne üstlük makus bir kader gibi, kırgın olan belki de önce çocukları kırmış... İnsan işleri hem de biteviye. .... Ben en çok ‘Petunya’ adlı olanı sevdim.
O yedi yaşındaki kız çocuklarından biri de bendim Nihan Hanım. Kim olduğunuzu bilmeden sizi ve sizin gibi insanları arıyordum. Şanslıyım ki bunu hissedip, hissetmekle de kalmayıp bana(bize) ulaşabilmek için bunca emek vermişsiniz.
Nihan Kaya'nın 2. Okuduğum kitabı oldu. Ilki "Gizli Özne" idi. Kırgınlık'ı ondan daha çok beğendim. Ama bu kitabı salt öyküden ziyade öykü şeklinde ilerleyip farklı bir formata ulaştığını düşünüyorum. Her kısım farklı bir konuyu anlatsa da bazılarında bariz bağlantı hissettim. Ve pat diye bitme hissi sağolsun Nihan hanim "Kuğu " adlı son kısım hayat kimsenin merkezinde değildir siz öldüğünüz de hep bir şeyler eksik kalır diyerek açıklamayı yapmış.
Bu kitapta asıl net noktayı koyan kısım -benim için- " Çünkü hiçbir çocuk hasta,hiçbir çocuk hasarlı doğmazdı. Tedaviye ihtiyacı olan çocuklar yoktu.Tedaviye ihtiyacı olan anne babalar,tedaviye ihtiyacı olan ögretmenler vardı." cümleleri oldu.
Nihan hanım kısımlarda kadının toplum tarafından bastırılmasından,çocuklara asıl zararı aslında ebeveynleri tarafından verilmesinden,aile içi tacize kadar bir çok konuya değiniyor. Kesinlikle bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. En beğendiğim /içimi acıtan kısımlar ; Kırmızı ve Süt oldu. Ve unutmadan evet bence de Divane adlı kısımda yazara bildiği her şeyi unutturan yapı; Kabe... ben şahsen öyle hissettim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Belki çok büyük beklentiyle başladığımdan hayal kırıklığı yaşadım. Şunu okuyacaklara söylemeliyim; bu bir roman değil. Başıyla sonuyla akan bir örgü yok. Yazar bu eleştiriyi muhtemelen yadırgayacaktır ki bu eleştirinin cevabı da kitapta mevcut. Edebiyatla çokça haşır neşir olunabilecek, çok boyutlu, kendi içinde bir tutarlılığı kesinlikle olan bitmemiş hikayeler barındırıyor. Altı çizili çok cümle var; Nihan Kaya nın sürekli (podcast/youtube) altını çizdiği şeyler hikayelere yerleştirilmiş, hiç sakil durmuyor. Bir okuma deneyimi isterseniz, okuyun.