Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı'nda yazar-eser eşleştirmelerinden sorumluyken, "En Güzel Kitap İsimlerine Sahip Yazarlar" listemde baş sıralardaydı Bilge Karasu. Yine o dönemlerde Tumblr kullanırken, hoşuma giden kitap isimlerinden bazılarını aratır, alıntılarına bakardım. Bilge Karasu'nun cümleleriyle ilk kez orada selamlaştım, ilk bakışta güzellerdi, biraz da aklımı kurcalamışlardır geceler içerisinde. Bundan yıllar sonra Göçmüş Kediler Bahçesi'ni aldım. Ona dikkat eden, emek veren insanların fark edebileceği bir başka güzelliği var sanırım Bilge Karasu'nun ya da yalnızca bu kitabının; birçoklarının selamlaştığı fakat pek azının bilmeye zaman harcadığı.
Dikkat isteyen cümlelerinin içindeki nüanslar ve semboller, masalların bitiminde ağzınızı açık bırakacak kadar zeka dolu.
13 masalın her birinin anlamını ilk turda yakalamak benim için ( okuduğum dönemden belki, biraz da parçalı anlatımdan) zor oldu. Fakat bir tanesini yakalayınca ya da o sizi yakaladığında, diğerlerinin arkasından koşmak; oyuna devam etmek istiyorsunuz. Biraz yoruluyorsunuz ardından durup diğer masala acıkıyorsunuz, öyle bir şey. Bunun yanında her masalın sonunda bize bütününden bir parça olarak sunulan, kitabın ismini aldığı, Göçmüş Kediler Bahçesi isimli bir öykü var.
Kitabın yazım biçiminin farklılığına istinaden, ne yazacağı kadar nasıl yazacağını da fazlasıyla düşünen, önemseyen bir yazar olduğunu söyleyebiliriz Bilge Karasu'nun. Farklı düzlemlere geçerek akışı değiştiren; kimi zaman bireyin durağanlığına, kimi zaman içeriden bir bakışa, kimi zaman bütünden ayrı bir parçanın kendi dünyasına, kimi zaman ihtimallere yönelmiş düzlemden ayrılan cümleleri, zihnimizin dalgalanışı gibi, tek bir düzlemin ifade edebileceğinden çok daha fazlasına yayılıp, çok daha fazlasını ifade edebiliyor.
Ve Bilge Karasu'nun gittikçe koyulaşan her masalında hep bir yokoluş var; var olanın, kendini var edenle arasındaki ilişkinin ardında bekleyen bir yokoluş.
"Denizsiz kalmamak için, gittiği her kıyıdan çakıllar, kavkılar taşırdı evine. Denizi bütün gözenekleriyle yeniden emebileceği günlerin gelmesini, kavkılara bakarak beklemişti, kışlar kışı."
"Deniz dendi mi, kimi oraya kimi buraya akan sular durmaz, tersine hep bir olur, bir kıyıya yönelirdi, ister kumluk ister çakıllık bir kıyıya...Durmaz olurdu delikanlı. Denizi öylesine severdi. Gider çakıllara uzanır, denizin yüzünde gerinir, sularda kulaç atar, kumlarda yatardı sere serpe. Yaşamak demek, yazsa denize gitmek, kışsa deniz aylarını beklemekti ona göre."
"Diyorum ya, yük olmanın acısı, yapayalnız yaşamaktan kötü mü değil mi, bilemiyorum..."