Vüs’at O.Bener’in uzun ve yoğun öykü serüveninin üçüncü durağı Siyah- Beyaz... Kendi yatağında çağıltılı ve derinden akan öyküler okuyoruz yine. Sade, gerçekçi ve bizden... 1993 Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü ve 1993 Sedat Simavi Vakfı ödülü kazanan Siyah-Beyaz yine bildiğiniz lezzeti bırakacak damağınızda...
Tam adı, Vüs'at Orhan Bener'dir. 1922'de Samsun’da doğdu. İlk, orta öğrenimini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde tamamladı. 1941'de Harbiye Mektebi'ni, 1957'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ticaret Bakanlığı'nda raportör, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde hukuk müşaviri olarak çalıştı. Ayşe Bener'le evlendi. Bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Emekliye ayrılıp yazarlıkla geçindi. 1950'de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin birlikte düzenlediği öykü yarışmasında "Dost" isimli öyküsüyle üçüncülük kazandı. Bu başarı tanınmasını sağladı. Seçilmiş Hikayeler, Varlık, Yeditepe dergilerinde yayınlanan şiir ve öyküleriyle dikkat çekti. 1 haziran 2005 tarihinde yaşamını yitirdi.
Vüs'at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir. Bener, ham gerçekliği edebi bir temele oturtarak ele almıştır. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirip sürekli yeni anlatım biçimleri arayan yazar; bu yönüyle zaman zaman şematizme düşmekle, dış gerçekleri yanlış yerlere koymakla, hatta bozmakla eleştirilmiştir. Bener'in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener'in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışavuran bilinçakışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak "iç konferans tekniği" olarak adlandırmıştır. Öykülerinin yanı sıra Bener'in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır.
Vüs’at Orhan Bener’in okuduğum ikinci kitabı oldu. Okuduğum ilk kitabı olan Bay Muannit Sahtegi’nin Notları’nda yazarın tarzını beğenip beğenmediğim noktasında bir hayli kararsız kalmıştım. Bu sebeple de keskin ve kesin cümleler kurmaktan kaçınmıştım. Şimdiyse okuduğum ikinci kitabıyla Vüs’at Orhan Bener’e ilişkin daha net cümleler kurma hakkına kavuştuğumu düşünüyorum.
Okuduğum ilk kitabı olan, Bay Muannit Sahtegi’nin Notları roman türündeydi. Bu kitap ise öykü türünde. Vüs’at Orhan Bener de genellikle öykü türünde tanınan bir yazarımız olduğu için Siyah-Beyaz isimli bu kitabını önceki kitabına nazaran daha çok önemsedim ve daha dikkatli okudum. Kitabın içerisinde 2-3 sayfalık öyküler de var 20 sayfalık öyküler de var. Kimi öyküler lezzetli, kimi öyküler ise, bana göre, sıradan.
Neden mi sıradan dedim? Çünkü bilindiğini üzere iki öykü türü var: Durum öyküsü ve olay öyküsü. Bener’in öyküleri ise, durum öyküsü türüne yakın görünüyor. Fakat Metin T. abinin de ısrarla ve sürekli ifade ettiği gibi, durum öyküsünün olmazsa olmazı, öyküdeki gerilim/çatışma’dır. Bener’in öykülerinde ise gerilim veya çatışma izine rastlayamadım. Bu durumda ben bu yazılara nasıl iyi “öykü” diyebilirim?
Evet, Bener muhteşem bir Türkçe cambazı. Türkçeyi öyle kullanıyor ki, şaşıp kalıyorsunuz. Öyle kelimeler türetiyor ki, adeta kelimeler önünde eğilip bükülüyor. Hatta edebiyatımızda böyle bir başka yazar daha tanımadım.
Ama! Hem de kocaman bir AMA! Bu kadar kelimeleri eğip bükmektense daha anlaşılır yazsa ve okuru daha çok kitabın içerisine çekse fena mı olurdu? Bence hiç de fena olmazdı. Hatta Bener daha çok tanınırdı. Belki de edebiyatımızın en değerli isimlerinden ilk akla geleni olur, Oğuz Atay’ın arkadaşı olarak anılmaktan kurtulurdu. Maalesef zorlu kelimeleriyle ve durağan öyküleriyle kullandığı muhteşem Türkçe’yi heba etmiş gibi geliyor bana.
Netice itibarıyla, beklentim karşılanmadı ve tarzlarımız açık bir şekilde uyuşmadı Bener. Başka bir kitabını daha okur muyum, bilmiyorum. Ama seni okuyup anlayanlara ciddi saygı duyuyorum.
Vüsat O. Bener, gerek Oğuz Atay ile olan arkadaşlığı, gerek Tutunamayanlar'daki Süleyman Kargı karakterine ilham veren olması sebebiyle okunmaya değer bir yazar. Kitabın ilk hikayesi olan ve esere adını veren Siyah-Beyaz ise Turgut Uyar'ın anısına olması sebebiyle dikkat çekici. İlk hikayeyi kavramakta çektiğim zorluktan sonra -bu yazarın değil benim sığlığımdan- diğer anlatıların daha yalın geldiğini söyleyebilirim. Öykülerde geçen askerlikle ilgili düşünceler sebebiyle yazarın özgeçmişine baktığımda Harp Okulu mezunu olduğunu, bir süre sonra askerliği bıraktığını öğrendim. Bazı öykülerdeki karakterler ve onlarla olan diyaloglar bende kitabın otobiyografik özellik taşıdığı hissini yarattı. Hikayeleri sanki içimizden biri gibi kaleme alırken kullandığı dil ise olağan üstü diyebilirim. Bu yüzden ilk fırsatta yazarın diğer eserlerini de okuyarak kaçırdıklarımı telafi etmeye çalışacağım.
Bana çok değişik gelen bir tarzda yazılmış. Yazarın hayatını öğrenmeden hikâyelerdeki gidiş gelişleri, zaman, mekân atlamalarını anlamlandırmak zor. Bener'in hayat hikayesini iyi bilmek lâzım.
Hikaye yazmayı romana göre hep daha zor bulmuşumdur. Çok şeyi daha az bir metinde anlatmak kolay iş değil. Yazarın okuduğum ilk eseri. Orjinal bir dili var, çok ayrı bir yerden giriş yapıyor hikayelere. Bazen sağ gösterip sol vuruyor. Kendi yaşadığı olayları yazmış hissini verdi kitabın genelinde. Cezaevi Günleri hikayesini çok beğendim. Bir gün başka bir kitabını okurum belki...
Klasik öykü formunu kırdığı için okumaya değer ama bunun dışında öykücülükteki efsanevi yerinin karşılığını bende bulmadı. Bittiğinde hiçbir öykü benle kalmadı.
7 sene sonra yeniden okudum, biraz değişik. Tek hatırladığım kısım: "Yadırgadığım sivil elbisemle sarsak sarsak yürüyorum. Elinde tahta bavul, başında gıcır kasket, Ankara Garı'nda sağa sola ürküyle bakınan köy delikanlısıyım sanki. ..." Birçok şeyi özetleyiverdiğinden belki...
"Yazacaksan, yaşadığın topraklarda egemenlerin bilinçlendirmekten kasten yoksun bıraktığı insanlarımızın korkunç serüvenlerini yaz." satırlarının geçtiği Cezaevi Günleri ve kısacık ama pek anlamlı ve hüzünlü Bisiklet öyküleri için bile okunmaya değer.
Güzel bir dili var Vüs'at O. Bener'in, zengin bir dil bu ve şaşırtıcı. Okuma alışkanlıklarınızı sarsan bir dil. Sizi yenileyen bir dil. Bu yüzden mutlaka okunmalı. Mutlaka.