Tarih, kimseyi hatırlamayan bir ihtiyar. Ona yalnızca yazanlar inanıyor.
Bir sabah, çiçekler içine çekiliverdi... Ertesi gün Otlukbeli Savaşı başlayacaktı. Başkent’te bekleyen Osmanlı askerlerinin çevresini yarım bir hilal gibi çevreleyen Akkoyunlu ordusunun heyecanla çarpan kalp seslerini duymak için yarasalar kadar iyi duymanız gerekmiyordu. Bu sesler ağaç gövdelerine çarpıyor, aşağı inip kökleri titretiyordu.
Otlukbeli ovasında oyuklar açan her bir top mermisiyle onlarca asker ve bin yıllık ağaçlar devriliyordu.
Yeraltı hayvanlarının gizli tünelleri bir bir açığa çıkıyordu. Göğe yükselen sadece askerlerin değil, hayvanların da çığlıklarıydı.
Bedia Ceylan Güzelce, Otlukbeli Savaşı’nı iki kirpinin gözünden anlattığı 1473’te, olaylara bir başka gözle bakmamızı istiyor. Tarihin rakamlardan ibaret olmadığını şiirsel bir dille ustaca anlatıyor.
Bedia Ceylan Güzelce, (d. 1982 Ankara, Türkiye) Türk gazeteci ve yazar. Bedia Ceylan Güzelce, okul hayatı boyunca resim, müzik ve özellikle de kompozisyon yarışmalarında ilçe, il ve ülke birincilikleri elde etti. Adana, Ankara ve İzmir'de yaşadıktan sonra 1998 yılında ailesinin kararı sonucunda İstanbul'a taşındılar. İstanbul Üniversitesi'nde Klasik Arkeoloji okudu. Üçüncü sınıftayken Atlas dergisi'nde çalışmaya başladı. Atlas dergisinde yayımlanan ilk yazısı, Büyükada'dan Rum göçü oldu. Tarih, azınlıklar ve din gibi konuların üzerinde sık sık durdu. Bedia Ceylan Güzelce, Habertürk televizyonunda "Skala" adlı kültür sanat programını hazırlayıp sundu. İlk romanı 1473 2011 yılında, ikinci romanı Göğün Bütün Çeyrekleri 2015 yılında yayımlandı. İZ TV'de Savaş Sırları, İstanbul'un Eski Sakinleri ve İstanbul'un Edebiyat Haritası programlarını hazırlayıp sundu. Şu an beinİZ TV'de Kent Hikayeleri adlı programı hazırlayıp sunmakta, aynı zamanda Kafa Dergisi'nde yazmaktadır. Daha önce Arapça'ya çevrilen 1473 adlı romanı 1 Mayıs 2017'de Kingston University Press tarafından İngiltere de yayımlandı.
Yaptığı savaş meydanı belgeselleri ile tanıdığım gazeteci/televizyoncu Bedia Ceylan Güzelce'nin Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan arasında Erzincan'da gerçekleşen savaşın farklı bir gözden anlatılmış hikayesi bu kitap.
Farklı bir göz, çünkü dönemin en büyük muharebelerinden biri sayılan savaşı bize bir kirpi anlatıyor. Toprağın altındaki yuvası, eşi, çevredeki börtü böcek, kızıl kanatlı akbaba ile yaşamının sıradan bir dönemini geçiren bir dişi kirpi, savaşın şahidi oluyor ve bize aktarıyor.
Denilebilir ki olayların aktarıcısı olan kirpi insanlar, ordular, askerler ve onların silahları hakkında nasıl bu kadar bilgili, donanımlı? Nereden biliyor böyle şeyleri? Yaşam alanı birkaç yüz metreden ibaret bir kirpi savaşı, meydanı, tüm olan biteni nereden biliyor, nasıl görüyor, duyuyor, öğreniyor?
Bunlar sorulabilir elbet. Yanıt belli, "kirpinin anlatıcı olduğuna inanıyorsun da..." diye başlayan bir cümle tüm bu soruları yanıtlayabilir.
Yazarın şiirsel anlatımı, üslubu kitabı okutturuyor aslında. Çünkü ne anlatılanlar tarihi açıdan bize yeni, farklı, bilinmemiş bir şeyler öğretiyor; ne de kirpi, savaşı farklı bir göz ile anlatıyor. Klasik bir savaş anlatısı var. İhtirasları yüzünden birbirine savaş açmış imparatorlar, onların ihtiraslarına boyun eğmiş kullar, savaşın korkunç yüzünün delirttiği askerler,... Üstelik erkek dünyasına atılan bu bakış, anokronik, "Türkler, Türkler ile savaşıyor... Hiç olacak şey mi bu?" gibi o dönemin şartlarında pek de kimsenin önemsemediği, 19. yüzyıl düşünce kalıplarıyla sonradan yeniden inşa edilmiş bir perspektifi de tekrarlıyor.
Kısa bir roman, 100 küsür sayfalık bir uzun öykü belki de kitap. Şiirsel dili, yer yer anlatının tamamen şiire dönmesi, savaş üzerine yazılmış bir kitabı okumak isteyen okuru tatmin etmeyebilir. Ama zaten bir savaş romanı olmadığını anlamak da çok zor değil.
1473 Otlukbeli savaşı Osmanlı padişahı Fatih sultan Mehmet ile Akkoyunlu hükümdarı uzun Hasan arasında yaşanır. Ve bu savaş bize savaş meydanında yaşayan bir çift kirpinin gözünden anlatılır. Öncelikle kirpinin gözünden bırakın savaşı anlatmayı hayata dair felsefi cümleler kurmayı hangi kirpi hangi kitapta geçmiştir ki? Bir yazarın aklına böyle bir fikir nerden gelmiştir? Böyle benim düşünemeyeceğim bakış açılarını okumayı ayrıca seviyor ve saygı duyuyorum. Anlatım çok akıcı, kitap zaten kısa. Beni tek zorlayan konu; iki hükümdarın da savaşa bakışının o zamanki döneme ters düşmesiydi. Kardeş katlini getiren Fatih sultan Mehmet’in savaş sırasında kalbinin yumuşayacağını falan sanmıyorum mesela.
Bedia Ceylan Güzelce'nin Otlukbeli Savaşı'nı bir buçuk kirpinin (özellikle dişi olanın) diliyle, gözleriyle anlatması gerçekten çok etkileyici. Anlatımdaki sadelik, insana ve insanlığın oluşturduğu kaosu, savaşma, yok etme hevesini bu kadar öz, kısa, yeterli cümlelerle anlatmak sanırım çok az yazara kısmet olmuştur. Yeni bir yazar tanıdım ve bu bakış açısının devam etmesini, bizi öyküsüz, romansız bırakmamasını dilerim :)
Yazar kelimeleri hem çok güzel kullanmış hem de çok güzel oynamış dille. Hatta bazen biraz fazla gibi geldi bana. Yer yer metinden kopardı. Ama asıl sorun bence bu değildi, asıl sorun öykünün bir kirpinin ağzından anlatiliyor olamayacak kadar bilgi içeriyor olmasıydı. Yer yer savaşı bir kirpi mi anlatıyor yoksa dil tarih kürsüsüsündeki bir tarihci mi anlatıyor karıştırdım. Hele kirpinin gelen ordudaki top tüfek ve zırhtan bahsetmesi konuyu kirpilerden çok uzaklastirdi ki kitabın asıl vaad ettiği savaşı iki hayvanın ağzından anlatmaktı. Özetle kirpiler o kadar insanlastirilmis ve o kadar insanı terimlerle anlatıyor ki duygularını kitap vaadinin uzağına düşüyor. Bu noktada biraz daha naif ve dünyadan bi haber iki hayvanın savaşı anlatması hem daha ilginç olabilirdi hem de yazar açısından yaratıcılığı bambaşka noktalara taşıma fırsatı olabilirdi. Bir iki saatlik bir kitap hızlıca okunabilir ama beklentiyi çok yukseltmemek gerekir.
"Aslında kimse bilmiyor neden ağladıklarını, kimse bilmez de. Bulutlar geçiyor, gözyaşları kalıyor çimende."
Bu satırları okuduğumda aklıma hemen Mehmet Güreli'nin kimse bilmez eseri geldi. Biraz araştırma yapınca, bu satırların aslında Ömer Hayyam'a ait olduğu bilgisine ulaştım. (Cahilliğime verin.)
361. Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde? Bugün bu çimen bizim, yarın kim bilir kim Gezecek bizim toprağın yeşilliğinde.
Kim bilir daha ne göndermeler vardı da ben anlayamadım. Muhteşemdi, kesinlikle tavsiye ederim.
Yazarımız Fatih Sultan Mehmet ile Uzun Hasan arasında geçen Otlukbeli Savaşı'nı şiirsel bir dil ile tasvirliyor. Hem de dişi bir kirpinin dilinden. Benim çok hoşuma gitti çünkü dünya sadece biz insanların değil. Diğer canlılarla bu dünyayı paylaşıyoruz. Malesef hayvanlara yönelik şiddet ve yanlış politikaların olduğu bu gündemde bir hayvansever olarak bu kitabı okumak beni bir kez daha bilinçlendirdi. Darısı sokak hayvanlarımızdan rahatsızlık duyanların başına diyelim :))
Bir solukta okunabilecek akıcılıkta kısa bir roman 1473. Şiirsel bir dille yazılmış olması da ayrı bir akıcılık, ayrı bir lezzet katmış kitaba. Bedia hanımı sosyal platformlarda da takip ettiğim için bu kitabın kendisine çok yakıştığını düşünüyorum. İçinde bulunan güzellemeler belki bir tutam fazla, masalsı bir havası var belkide ama yine de okumaya değer.
Bu roman sadece Fatih Sultan Mehmet'in Osmanlı için bir tehdit oluşturan Akkoyunlu'ların hükümdatı Uzun Hasan ile Otlukbeli'nde çarpışmasının romanı değil, Bu aynı zamanda savaşıı yaşayan, hisseden iki kirpinin de aşk hikayesi.
Ve aynı zamanda yüreği sevgi dolu bir kızıl akbaba olan Hayyam'ın da öyküsü.
Şüphesiz ki her savaş kendi dilini konuşur ve insanın yarası neredeyse kalbi de orada atar,
Eşsiz bir anlatım tarzı, çok sürükleyici bir kitap. 2017'de okuduğum en etkili roman.