Murat Başekim, Sefer’de bir intikam öyküsüne davet ediyor bizi. Tuhaf bir yetimhaneye kapatılan gençlerin zalim dünyaya karşı zorlu bir mücadeleye nasıl giriştiklerini, hayal güçlerini cesaretleriyle nasıl birleştirdiklerini anlatıyor.
Bir ucu klasik serüven edebiyatına, bir ucu görkemli Viking destanlarına açılan bu öykü, hepimizin içindeki o maceracı ruhu, fırtına ve karanlığa doğru unutulmaz bir sefere yolluyor.
“Herkes üzülür. Hayat, çocukluğun yitik cennetinden düştüğün andan itibaren art arda gelen bir üzüntüler saldırısıdır. Dünya da düşmanca sefere çıkar sana karşı. Ve zorba dünyanın sürekli saldırısı, seferi karşısında aslında herkes kaçar, herkes unutmaya çalışır, çünkü korkarlar. Kaçarlar: zenginlik, güç, tüketim istikametlerine… Herkesin çıktığı bir sefer vardır.”
Şaşkınım... Bir novellaya sığdırılmış büyük bir dönüşüm. Yerel ve kuzey toplumlarıyla yoğrulmuş sert, düşündürücü yeni bir "Pal Sokağı Çocukları" destanı. Her şeyi yakan küçük bir kıvılcım. Sadece cesarete kilitlenmiş, yarını düşünmeden alınmış net kararlar. Okumadan ne anlatmak istediğimi anlayamayacaksınız. Tabii çok daha uzun bir roman isteyebiliriz sevgili Murat Başekim'den. Ama üstat böyle uygun görmüş. Hatta bir an, sanki, o 12 çocuk, hatta 13 büyümüşte küçülmüş cengaverin macerasını Türk Edebiyatı'na ve feci durumuna işaret ettiğini bile düşündüm. Yok, o kadarı da değil. Değil mi? Bilmem. 12 sayısı, 13.'cü, "Odin'in Günü"nde başlayıp "Freyja Günü"nde, yedi günde tamamlanan mücadele ve döngü. İnadına çıkılan korkunç, fantastik bir sefer. Ve ada adalar olduğunda geri dönmeyi düşünmeden yeniden sefere çıkanların büyüttüğü direnç, korku kadar cesaretinde bulaşıcı olduğu isyanları. Bu anlatıda çok daha fazlası var gibi geldi bana. Sanki okuduktan sonra kendini açıyormuş, alt metine şifreli şeyler varmış gibi. O yüzden rünlere dikkat edin, sadece cesaretinizi kuşanın, elinizi / zihninizi korkak alıştırmayın, okuyun, düşünün ve her ne yapıyorsanız, neyi seviyorsanız şartlar ne kadar zor olursa olsun ona doğru "İNADINA" "SEFER"e çıkın :)
Oldukça ilginç, çok güzel tasarlanmış bir intikam öyküsü Murat Başekim'den. Bitirdiğimde, keşke daha uzun sürseydi diye düşündüm. Bazı sahneleri uzun uzun okumak istedim. Ellerine sağlık Murat, okuyanı hiç sıkmadan ilerleyen, çok iyi bir hikaye olmuş.
Böyle genç ve üretken yazarları okurken insan bir başka heyecanlanıyor ve eleştirmeye çalışırken de bir o kadar tedirgin hissediyor kendini. Fikir gerçekten güzel olmakla birlikte; hikayenin tek boyutu ile anlatılmamış olmasını, edebiyatın geniş olanaklarından yer yer yararlanmakla birlikte bazı yerlerde bundan imtina etmemiş olmasını dilerdim. Mitolojik hikayeler zaten izlerini sürebildiğimiz ölçüde edebiyatın içinde ve dışında hep bizimle diye düşünüyorum. Mitolojiye yeterince hakimseniz zaten yaşadığınız anlarda bile izini sürebilirsiniz. Ancak yazar bu kitabıyla (başka kitaplarını okumadığımı belirtmek isterim) başka bir yol izlemiş, başka bir evren, öykü içinde öykü, mitoloji içinde bir hikaye anlatmak istemiş. Hoş ve zor bir çaba. Ancak ilerde emeği, ürünü ve nadası ile çok daha güzel öyküler anlatacağını umuyorum.
Nefis! 136 sayfalık kısacık bir romanda devleşen cesaret vurgusu! Doğu ve Batı’nın, kolayca zafer getiren fiziksel ve finansal güce, servete, süper güçlere, masallara ve mutlu son inancına, Kuzey’in sadece cesarete olan inancıyla tokat vuran bir metin... “Cesur olmak yerine hep korkmamızı ve böylece hep itaat etmemizi; korkumuzu, para harcayarak, tüketerek unutmamızı isteyenler: Batı ve Doğu.” “Kuzey ise cesarete inanır. Kuzey senden sadece cesaret bulmanı ister; güç ya da servet değil.” Çocuk tecavüzleri, işkenceler ve sapkınlıklarla dolu bu çağda, bir yetimler evinde yaşadıkları zulme, Viking efsanelerinden aldıkları ilhamla ve cesaretle direnmeyi seçen bir grup yetimin hikayesi. Evet, metinde yer yer gözümü tırmalayan, özellikle Ertuğrul karakterinin cümlelerinde bu kadarı da olmaz dediğim şeyler oldu, fakat bütünüyle soluksuz ve hayranlık duyarak okudum. Durup düşündüren, herkese kendiyle ilgili sorgulatacağı söylemleri olan bir hikaye bu. Dilerim ki çok okunsun. “Kötülük gördüğünüz yerde ayaklanın, düşmanınıza aman vermeyin!”
hızı, temposu, ince işçiliği ile ne anlattığını gayet iyi bilen yazarın elinden çıkma, gayet güzel bir macera "Sefer". isimsiz bir sahilden açılıp varılan adanın kalbinde dönüşen, yağmurlu bir gecede dövülen, suyu denizin en soğuk yerinde verilmiş has çelikten bir ekip. yıldızın tekini, haddim olmadan gözüme çarpan bir iki yer içün, hem de nazarlık diye kendime sakladım :) ellerine sağlık sevgili Murat.
Sait Faik edası ile başlayan, bir ara edebiyat teorisi ile birlikte kuzey mitolojisine dalan, Amerikan Tanrıları'nı teğet geçip, Sineklerin Tanrısı'ndan kopup gelen 12+1 çocuğun büyüyerek 13. Savaşçıya dönüşümünü okutturan, mücadelelerini ise Kış Kralı azameti ile bize seyrettiren kitap. Ve ne yazık ki genç yetişkin.
Tekinsiz, uğursuz bir adada başlıyor. Sonra sizi o alelacayip adadan alıp kuzeyin acımasız topraklarına taşıyor. Soğuğu, inancı, kanı, teri, göz yaşını hissediyorsunuz. İntikamın soğuk tadı damağınızı çatlatıyor. Sonra da ağzınıza çaldığı bir parmak bal ile bitiyor. Bittiği zaman keşke biraz daha karanlık, biraz daha uzun olsa, karakterleri biraz daha öğrenseydik diye hayıflanmanıza neden oluyor. Başekim'in okuduğum kitapları arasında en güçlü tasvirlerle bezeli, en sade, akıcı ve kısa olanı.
Öncelikle bana kitabı öneren ve imzalayarak mutlu eden hocam Murat Başekim'e teşekkür ediyorum. Baştan sona gerçekten merak ettiğim ve elimden bırakmak istemediğim bir kitap oldu. İşte (ofiste) vakit buldukça okudum ve 2-3 oturma sonrasında bitirdim. Genel olarak gerçekten çok beğendiğim bir kitap oldu ve beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Birkaç ufak şey hariç kitap hakkında çok olumsuz yorumum yok. Önce ne anlatıyor ve ben neleri beğendim onlarla başlayalım.
Kitap Saklıkoy adlı bir adada Gün adlı karakterimiz üzerinden gidiyor. Adada Gün gibi birçok yetim kalmış çocuk var ve onların adada geçirdikleri zorluklar ve maceraları anlatıyor. Fakat kitabın yarısından sonra olaylar iyice karışıyor ve İskandinav mitolojisinden bir efsane okuyormuşum gibi hissettim. Çok fazla spoiler vermek istemiyorum çünkü kitabın son yarısı gerçekten harikaydı ve ben birçok yerde şaşırdım. Özellikle o mitolojiye ilgi duyan ve bilgili olan birisi olarak (en azından öyle düşünüyorum) ufak detayları yakalamak veya araştırmak çok hoşuma gitti. İskandinav mitolojisinin de Türk karakterlere ve kültürüne uyarlanması da çok başarılı olmuş. Benim sanırım hala en çok hoşuma giden ve gerçekten tüylerimi diken diken yapan bölüm Woden'ın Günü bölümü oldu.
Betimlemeler çok güzeldi ve Tolkien'i hatırlattı. Karakterler ilgi çekiciydi, özellikle de Aykan karakterine bayıldım. Onun Gün ile olan konuşmaları da güzeldi (Hobbit ve Tolkien kısmı hala aklımda). Çok sürükleyici buldum ve yukarıda da dediğim gibi kitabın son yarısında meraktan bırakamadım elimden. İskandinav mitolojisini bu şekilde kullanmak akıllıca ve güzeldi. Kitabın sonu da tatmin ediciydi (her ne kadar benim aklımda başka fikirler olsa da).
Dediğim gibi çok beğenmediğim veya gözüme çarpan şeyler yok. Kitabın başı biraz in medias res gibi geldi yani bir anda olayların içinde buluyorsunuz kendinizi ve bu kim, neden buradayız vs. derken bazılarına biraz karışık gelebilir. Benim kafamdaki son gelmediği için de biraz üzüldüm ama bu çok kişisel bir şey. Yoksa yukarıda da bahsettiğim gibi gayet tatmin edici bir sonu var. Bazı yerlerde Eski Nors dilinde yazılmış yerler vardı. Ben bildiğim ve tahmin edebildiğim için çevirilerini ve nerede geçtiklerini buldum ama çok bilgili olmayanlar bunu sorun edebilir. Kitabın altına olmasa da en azından sonunda belki eklenebilirdi ek bir bilgi olarak (Eski Nors dilinde yazılan isimler için demiyorum onları araştırmak zevkliydi, bazı yerlerde uzun cümleler vardı).
Kısaca, genel olarak çok hoşuma giden bir kitap oldu. Bir okuyucu olarak böyle sürükleyici bir kitap okumayalı baya olmuştu. Bir yazar olarak da kesinlikle ders çıkaracağım yerler olduğunu düşünüyorum. Muazzam bir kitap olmuş, hocamın diğer kitaplarına da kesinlikle göz atacağım.
Her okuduğum kitabında, gözümde daha da büyüyen bir yazar Murat Başekim. Keşke eski güzel günler olsa da, vakit olsa da uzun uzun anlatsam kitabını. Türk yazınında kesinlikle kendi üslubu olan ve farklı bir tat yaratan bir kalem. Sefer de hem karakterlerinin diyalogları sırasında ortaya çıkan vurucu tespitler, hem de özgün hikayesi ile güzel bir novella olarak karşımızda. Keşke biraz daha uzun olsaydı da, tadı damağımızda kalmasaydı.
Murat Başekim'in düş gücüne ve hikayeciliğine diyecek yoktur, keza üretkenliğine de. Kendisiyle ne zaman bir araya gelsek o sükunetinin ardında ne hikayeler planladığını, kafasında nelerin mayalandığını anlamaya çalışırım. Hiç renk vermez, sonra laf arasında "bir roman yazdım" deyiverir, sinemaya gittim der gibi... Sonra zerafetle konuyu değiştirir, bize de romanın kitapçılara düşmesini beklemek düşer.
Dolayısıyla, Sefer'in çıkacağını duyunca şaşırmadım, ama ilk aklıma gelen soru "hangi yaş aralığı" oldu. Zira Murat'ın önceki iki romanı, insanın hayat yolculuğundaki iki ayrı durağa tekabül eder: İskit bir gençlik romanıdır, Karanlık Çağ ise yaşlılık. "Sefer", bir nevi çocukluktan gençliğe geçiş romanı. Sert ve maceralı bir ergenlik ayini. Bu yönüyle Robert Heinlein'ın genç-yetişkin romanlarını çağrıştırıyor; Heinlein gibi Başekim de büyümeyi korkularla yüzleşmek ve hayatın kontrolünü eline almakla tanımlıyor. Sefer, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi kalmamış bir grup yetim çocuğun, onları öğütmek için tasarlanmış sisteme karşı başlattıkları akını anlatıyor.
Yazar bu kadar verimli olunca insan romanları birbiriyle kıyaslamadan edemiyor: İskit ve Karanlık Çağ da parıltılı romanlardı ama Sefer'i daha iyi bulduğumu söylemeliyim. Öncekiler zamanı ve mekanı özgürce kullanan, bu nedenle biraz dağılıp savrulan romanlardı. Sefer, kısıtları olan bir dünyada geçiyor: karakterlerin fazla hareket alanı yok ve öykü görece lineer ilerliyor. Böyle olunca hikaye dağılmadığı gibi gerilimi de eksilmiyor. Hikayenin birden çok karakterin kollektif edimleriyle kurulması, tek bir karakterin iç sesi, gel-gitleri ve hesaplaşmalarıyla sarkmasını da engelliyor. Sefer, sözü uzatmayan, öyküsü sarkmayan, kaynaklarını doğru kullanan ve tadında sonlanan "kompakt" bir Viking Saga'sı olmuş. O karanlık atmosferiyle tezat ışıltılı mizahı, Nordik detayları, "geek" göndermeleri, neşesi ve sıcaklığı da cabası. Önceki romanlardaki küçük aksaklıkları tekrarlamayan, başından sonuna lezzetle okunan, mayası tutmuş bir roman kalıyor elimizde bu sefer...
Çok başarılı, çok kararında, gereksiz uzun değil, can sıkacak ölçüde kısa değil. Konu, özellikle detaylar ve bunların aktarılış şekli çok güzel. Tekdüze ve birbirinin kopyası karakterlere saplanıp kalmış, acıyı arabesk ve varoş dışında ele alamayan ifade yoksunu yazın dünyamıza örnek olabilecek nitelikte bir hikaye. Fazla övmeye gerek yok. Okumanız yeterli olacaktır.
136 sayfa ne ara bitti anlamadım. Keşke daha uzun olsaymış da demedim. Hatta iyi ki olmamış diyebilirim çünkü bu sayede kantarın topuzu kaçmamış, ki yazarlarımızın sıklıkla düştükleri bir yanlıştır. Murat Başekim aynı yanlışa ortak olmamış. Çok yerinde bir karar. Kapak tasarımını da çok başarılı bulduğumu belirtmeliyim.
Yazarın (maalesef) okuduğum ilk kitabı ama mutlulukla belirtebilirim ki son olmayacak. Küçük bir eleştiri olarak devrik cümlelerin akışı bozduğunu eklemeliyim. Özellikle ilk kısımlarda çok göze batıyor. Anlatıma da gerçekten hiçbir katkısı olduğunu düşünmüyorum. İlerleyen bölümlerde kullanımı azaldıkça ritim de rayına oturuyor.
Murat Başekim'in ulaşabildiğim diğer kitapları listeme girdiler bile. Daha pek çok güzel eserler sunacağına inandığım bir yazarın dünyasına bu kitapla adım attığım için mutluyum.
Murat Başekim, bu kez ince ama etkili bir roman kaleme almış. Yetim çocukların baskı altında yaşamak zorunda oldukları yetimhaneden kaçış ve intikam öykülerini Viking destanlarıyla harmanlamış. Heyecanla, tek solukta okunan bir roman olan Sefer'de hem eski kuzeyli savaşçıların yiğitliği ve Edda Destanı'nın ruhu hem de günümüzün en keskin sorunlarından çocuğa şiddet var. Uzun lafın kısası Sefer, iyi yazılmış ve kurgulanmış bir roman. Tavsiye ederim.
Murat Başekim'den beklentileri olan bir okuyucuyum.İskit'te, Karanlık çağ da, hayalet hikayelerinde oradaydım hatta DG de bir kargaydım... Ama bu kitapta Sefer'e katılamadım bir türlü ,kitabı bitirdiğimde kitaptakileri yaşamışçasına bir his mitolojik bir tat kalmadı bu sefer ve üzüldüm...
Karakterlerin duygusal ve kişiliksel olarak daha katmanlı incelenmesini isterdim doğrusu, Mitoloji ile kaynaştırmanın daha derinlere inmesi isterdim.Belki de beklentilerim beni hikayeden alıkoydu bilmiyorum ama Bu Sefere katılamadım.
Fabisad Almanak 2015'teki ''HELEN'' öyküsüyle tanıdığım bir yazar. çok keyifli ve sürükleyici olmasının yanında. İskandinav mitolojisini abartıya kaçmadan ve sıkmadan anlatıyor.
Bu senenin havası, suyu mu bir değişikti bilinmez, yerli tür edebiyatı hasatını hep kış vakitlerinde verir oldu. Aşkın Karanlık Yüzü sene başında, Anadolu Korku Öyküleri‘nin üçüncü cildi ise senenin sonunda öyküseverlerle buluştu, bireysel çalışmalarda ise Işın Beril Tetik’in Kara Kara Kapkara‘sı geçtiğimiz haftalarda yayınlanan, dikkat çekici işlerden oldu (Bunlar benim gördüklerim, kim bilir daha neler vardır). Karanlık karanlığı çekiyor belki de, güzel havalara gelemiyoruz. Yazar Murat Başekim’in yeni kitabı Sefer de raflarda yerini almak için ismiyle müsemma bir şekilde bol rüzgarlı zamanları beklemiş anlaşılan...
Tertemiz, sürükleyici bir serüven, fantastik hikayeleri sevenler ve ben kitap okumayı sevmiyorum ama okumak da istiyorum diyen gençlere güzel bir öneri. Özellikle lisede öğrenim gören arkadaşlara tavsiye ederim.