Les crimes contre l’humanité transcendent l’individu puisqu’en attaquant l’homme, est visée, est niée, l’Humanité. C’est l’identité de la victime, l’Humanité, qui marque la spécificité du crime contre l’humanité », affirmaient en 1997 les juges du Tribunal international pour l’ex-Yougoslavie à l’appui de leur premier jugement. L’expression même de crime contre « l’humanité » distingue ce crime de tous les autres et souligne son extrême gravité. Mais, si grave soit-il, un crime ne constitue un crime contre l’humanité qu’à condition de comporter des éléments constitutifs précis et de s’inscrire dans une attaque généralisée ou systématique. Cet ouvrage propose d’éclairer cette dénomination pénale née à Nuremberg en analysant sa formation en droit international, puis les variations de sa réception au niveau national. Il en explore ainsi la richesse mais pointe aussi ses ambiguïtés au travers des applications passées et présentes, esquissant déjà les transformations à venir.
Yazarlar bu kitapta insanlığa karşı suç kavramını ve bu kavramın uluslararası hukukta yer alma sürecini, uluslararası hukuktan ulusal hukuka tezahür edişlerini ele alıyor. Bununla birlikte insanlığa karşı suç, insan türüne karşı suç ve çevresel suç(doğa kırımı) kavramlarının birlikte ele alınıp alınamayacağını tartışıyor. Konuya ilişkin güzel, merak uyandıran bir giriş kitabı olduğunu düşünüyorum.
Kitaba ismini veren kavramın uluslararası hukuk ve ulusal hukuk kapsamında tanımlandığı ve örneklendirildiği, bunun yanında bu kavram kapsamına alınabilecek insan türüne ve çevreye karşı suç kavramlarının da açıklandığı bir eser. Keşke tarihten daha fazla örneğe daha kapsamlı şekilde yer verilseymiş, bu anlamda daha zengin olabilirmiş.