Ստանպուլահայ գրականութեան ամենակարեւոր ներկայացուցիչներէն մին հանդիսացող հեղինակը այս անգամ ընթերցասէրներուն կը ներկայանայ իր պատմուածքներով, որոնք ամփոփուած են «Ծովը» հատորին մէջ։ Ինչպէս վէպերուն, այնպէս ալ պատմուածքներուն մէջ Զաւէն Պիպեռեան կը ներկայացնէ իր լեզուին ու գրչին տաղանդը՝ պեղելով մարդկային հոգիի տարբեր վիճակները՝ տարբեր քաղաքներու, շրջանակներու, հասարակութիւններու մէջ։ Իր դուստրը որպէս կին անիշխանականի մը յանձնել չփափաքող հօր մը երգիծական վիճակները տեսնելու համար պահ մը Պուլկարիա այցելելէ ետք, կը վկայենք մինչեւ գիշերուան ուշ ժամերը աշխատող պէյրութցի գանձնխոյզներու յոյսերուն։ Կը տեսնենք Վահրիճը, որ դերասան դառնալու երազանքը իր յառաջացեալ տարիքին կ'ապրի գաղտնաբար, կը տխրինք տեսնելով Պուրունսուզ Քատրիյէին առանձնութիւնը, կը ցաւակցինք այն բանտարկեալին, որ կը հաւատայ, թէ իր մահավճիռը պիտի ջնջուի, ինչպէս նաեւ կ'ապրինք մահուան դիմաց անզօր մնացած բանտընկերոջ դառնութիւնը, որ չի գիտեր ինչպէս հաղորդել իրականութիւնը։ Կը հետեւինք այն սիրահարին, որ ծեր մարդու մը հարս տրուած իր պարմանուհի սիրուհին կ'առեւանգէ Զիկանայի լեռնանցքով, եւ Մեծ կղզիին մէջ կը տեսնենք արբունքի տարիքի խենթութիւններն ապրող Պեպան, որ հաց գնելու համար տունէն կ'ելլէ, սակայն ամբողջ օրը կ'անցընէ իր ընկերուհիին հետ։ «Պիպեռեանական պատմուածքի յատկանիշները.- Պատումի ուրոյն թեքնիք՝ պրկութեամբ, երկխօսութիւններու բնականութեամբ եւ դիպուկութեամբ, կերպարներու վարմունքի ու կացութիւններու նկարման կենդանութեամբ, ուրկէ եւ՝ անկրկնելի բեմականութիւն մը, թատերականութիւն մը...», ինչպէս կը գրէ սփիւռքահայ գրագէտ Յարութիւն Քիւրքճեան՝ այս հրատարակութեան համար յատկապէս գրի առած վերջաբանին մէջ։ Պիպեռեան, որ իր վէպերով կը ներկայացնէ ներընտանեկան լռին լարուածութիւններն ու մարդկային յարաբերութիւններու մէջ առկայ բարդութիւնները, պատմուածքներուն մէջ մարդիկը կը կերպաւորէ կեանքին դիմաց ակամայ գլուխ ծռելու դիրքով։ «Ծովը» առիթ կու տայ ընթերցողին աւելի մօտէն ծանօթանալու արձակագիր Պիպեռեանին, միաժամանակ ապրելու կեանքին այն վիճակները, զոր կը ներկայացնէ հեղինակը։
1921'de İstanbul Kadıköy'de doğdu. Kadıköy Aramyan-Uncuyan ve Dibar Gırtaran (Sultanyan) Ermeni ilkokulları, Saint Joseph Lisesi ve İstanbul Ticari İlimler Akademisi'nde öğrenim gördü.
1941'de Yirmi Sınıf (Kura) asker toplanırken, o da askere alındı ve Nafıa hizmetine verildi. Akhisar'da kendisi gibi Nafıa askeri olan Jamanak [Zaman] gazetesi yöneticilerinden Ara Koçunyan'la tanıştı. Üç buçuk yıl süren askerlik dönüşü Jamanak gazetesinde yayınlanan "Krisdoneutyan Vağhcanı" [Hıristiyanlığın Sonu] adlı yazı dizisi büyük gürültü kopardı, dizinin yayını durduruldu. Nor Lur [Yeni Haber] ve Nor Or [Yeni Gün] gazetelerinde, daha sonra da Jamanak gazetesi yayın kurulunda görev aldı. Sosyalist düşüncelerinden dolayı gelen baskılar sonucu gazeteden ayrılmak zorunda kaldı. 1946'da Ermeni aleyhtarı bazı tutum ve yayınlara karşı Nor Lur gazetesindeki Al Gı Pave... [Artık Yeter] başlıklı yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayıp hapis yatan, daha sonra bulduğu işlerden de baskılar sonucu ayrılmak zorunda kalan Biberyan, sonunda ülkeyi terk etmeye karar verip 1949'da Beyrut'a gitti. Orada gazetecilik mesleğini, Ermenice yayınlanan Zartonk [Uyanış] ve Ararat'ın yazı işlerinde görev alarak sürdürdü Halep ve Paris'teki bazı dergi ve gazetelerde de makaleleri yayınlandı. Siyasi durumun iyileştiğini düşünerek, yaşamını güç koşullarda sürdürdüğü Beyrut'tan ayrılıp 1953'te İstanbul'a döndü. Seta Hıdıryan ile evlendi, bir kız çocukları oldu. Bir süre Osmanlı Bankası'nda çalıştı. 27 Mayıs 1960 darbesini izleyen günlerde Marmara gazetesinde politika yazarı olarak görev yaptı. 1964'te yayınlamaya başladığı Nor Tar [Yeni Yüzyıl] adlı siyasi ve edebi dergi maddi sıkıntılar nedeniyle kapandı. 1960'lı yılların sonunda Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi'nin redaksiyon kurulunda yer aldı. Türkiye İşçi Partisi'nden 1965 genel seçimlerinde İstanbul milletvekili adayı oldu ancak milletvekili seçilemedi.1968 yerel seçimlerinde ise aynı partiden İstanbul Belediye Meclisi üyeliğine seçildi ve meclis başkan yardımcılığı yaptı. Ülser hastalığına yakalanan Biberyan 4 Ekim 1984'te yaşama veda etti ve Şişli Ermeni Mezarlığı aydınlar bölümüne gömüldü.
1970'te Jamanak gazetesinde tefrika edilen ölümünden birkaç hafta önce ise kitap olarak yayınlanan romanı Mırçünneru Verçaluysı [Karıncaların Günbatımı] onun başyapıtı sayılır. Bu kitap Türkçe'ye Babam Aşkale'ye Gitmedi (1998) diğer bir romanı Yalnızlar (2000) adıyla kazandırılmıştır.
Ermenice Eserleri: Lıgırdadzı [Arsız] (Doğu Basımevi - 1959), Dzovı [Deniz] (Getronagan Okulundan Yetişenler Derneği Yayını - 1961) Angudi Siraharnerı [Meteliksiz Aşıklar] (To Yayınları - 1962) Mırçünneru Verçaluysı [Karıncaların Günbatımı] (Murat Ofset - 1984, Gözden geçirilmiş yeni baskı Ekim 2007 - Aras Yayıncılık)
Deniz, Zaven Biberyan’ın kendi öykülerinden seçtiği 12 öyküden oluşan derlemesi. Romanlarını bilenler için öyküler birçok açıdan farklılar. Romanlarda daha kapalı bir çevreyi, daha içedönük bir şekilde ve karakter odaklı ele alınırken öyküler mekan/karakter/tema olarak çeşitlilik gösteriyorlar. Mesela sadece Ermeni cemaati değil, Bulgar’ından Laz’ına; Rum’undan Türk’üne herkes kendine yer buluyor öykülerde. Kadıköy – Büyükada yine var ama Zigana ve Beyrut da var. Gündelik hayatın sıkıntıları yoksullukla harmanlanırken bir yandan bazı öykülerde gerilim de üst perdeden ilerliyor. Genelde romanlarda erkekler öndeyken burada kadınlar da var. Ben tüm bunların herhangi bir öykü derlemesi için büyük zenginlik olduğuna inanıyorum. Üstüne bir de öyle birinci sınıf bir diyalog yazımı var ki hayran olmamak elde değil. Bugün bana mısın diyen yazarın bu kadar iyi diyalog yazamayacağını düşünüyorum. Aynı şekilde öykülerin başlangıcı, uzunlukları o kadar iyi tasarlanmış ki sarkan, tadı kaçan öykü hiç yok. Bu da başka bir yazarlık becerisi.
İlk romanla ikinci roman arasında yayınlanan öykülerin birçoğunun yazımı oldukça eskiye dayanıyor. Bu da Zaven Biberyan’ın “deneyimsiz” bir yazarken bile ne kadar iyi yazdığını gösteriyor. Romanlarına aşina olsanız da hiç okumamış olsanız da rahatlıkla alıp okuyabilirsiniz Deniz’i. Favori öykü(ler) seçemeyecek kadar çok beğendim.
Zaven Biberyan benim objektif bakamayacak kadar çok sevdiğim, yakın hissettiğim bir yazar. O yüzden belki şu an abartıyorumdur beğenimi ama önemli değil. Edebiyat seven herkesin yolunun Zaven Biberyan ile kesişmesini isterim.
Deniz, Zaven Biberyan’la tanışma kitabım oldu. Romanlarıyla tanınan bir yazarın öykü kitabının olması benim için ters köşe olduğu için bu kitapla tanışmayı seçtim ve öykü okumayı cidden ne kadar çok özlediğimi, sevdiğimi hatırlatan bir okuma oldu. 1946-1952 yılları aralığında yazdığı 12 öyküyü kapsayan bir kitap. Tam olarak bu yıllara has diye hatırlayabileceğimiz farklı kesim insanların çeşitliliği, kentler, manzaralar. İnsan doğasına, karmaşıklığına, yaşam savaşlarına atılan bakışlar. Her biri çok kendine has bir konu ve üslupta yazılmış olsa bile Anarşist Değilmiş, Vahric, Deniz, Bahar benim için öne çıkan öyküler oldular.
Zaven Biberyan'ın 12 öyküsünden oluşan Deniz kitabı kronojik olarak bakıldığında iki romanının arasında yer alıyor. Romanlarına nazaran öykülerinde daha neşeli, daha coşkulu bir Biberyan var karşımızda. Bir de farkli farklı etnik kökene sahip karakterler. Bulgarlar, Rumlar, Lazlar... Herkesin bir arada yaşamayı başarabildiği günler. Kimi zaman İstanbul'da adalardan birindeyiz kimi zamansa Karadeniz'de Zigana'da. Her öykü kendine has ve çağının çok ötesinde. İlk öykü Anarşist Değilmiş ve son öykü Bahar örneğin dün yazılmış gibi. Nüktedan, coşkulu öykülerden ikisi. Yaşadığı dönemde kıymeti bilinmemiş, yaşadıkları nedeniyle edebiyata ve ülkeye küsmüş olan Biberyan'ı ve eserlerini daha çok konuşmalı ve okumalıyız diye düşünüyorum. Eserleriyle tanışmamış tüm okurlara da şiddetsiz fakat bol ısrarla öneriyorum naçizane ♥️
Deniz'de Zaven Biberyan'ın kaleme aldığı on iki öykü var; hepsi güzel… İstanbul, Anadolu ve hatta Beyrut'ta geçen öyküler çok farklı köken, kimlik ve sınıftan insanı bir araya getirmiş. Bu anlamda çok renkli ve zengin bir tablo teşkil ediyorlar. Öykülerin konuları ve kahramanların ruh halleri de aynı çeşitiliği paylaşıyor... Biberyan'ın olaylara ve insana bakışındaki derinlik, eleştirel duruşu ve az sözle çok şey tasvir etme kabiliyeti beni bir kez daha etkiledi… Bu öyküleri kaçırmayın, okuyun derim...
Sıfatı gibi nursuz ve kapkara ama olağanüstü romanları yanında sanki başka birinin kaleminden çıkmış öyküleri de varmış Biberyan abimizin. Hangisi favori yazarım bilmiyorum; önce Beyrut’u görmem lazım :) Keşke unutulmuş bir tavan arasında başka eserleri keşfedilse.
12 öyküden oluşan bir kitap. Öyküler bol diyaloglu akıcı fakat bende yeni ufuklar açmadı. Sadece ermeni değil arab, türk komünitilerini de anlatan evrensel hikayeler.