“İnsan, yerkürenin her yerinde var olmak için kötü olmak, kötülüğe duyarsız olmak mecburiyetiyle karşı karşıya bırakıldı.”
“Gerçek hikayeler iyi bitmeyebilir. Çünkü gerçeğin sevilmek, beğenilmek, umudur dürtmek, bizi ikna etmek, veya daha çok izlenmek ya da okunmak gibi bir derdi yoktur. Gerçek, tasasızdır. Aklına geldiği gibi devam eder işine. Gerçeğin umut vermek diye bir görevi de yoktur. Biz o yüzden yazarız, film çekeriz, şiir yazarız, resim yaparız.”
“Bir de öbür ağrı var. Hiç anlatmak istemiyor insan onu. İnanmamak ağrısı. Anlatılmakla da anlaşılabilecek bir şey değil. Ancak kaybedince bilinen bir şey bu, gidince adlandırılan bir şey.”
“Çiçeğin küsmeye aşina olmadığını görüyorsunuz ve inat nedir bilmeden inat ettiğini, çoğaldığını. Çoğalmaktan başka hiçbir şeye dikkatini vermediğini, hiçbir şeyin çiçeğin dikkatini dağıtmadığını.”
“Bugünlerde çok şey –dikkatimizi dağıtıyor- çoğalmayı bırakıp küstük. Hatta en çok ilgilendiğimiz şey küsmüş olmak, dikkatimizi başka bir şeye veremiyoruz.”
“Etrafınızdaki kadınlara biraz Sevgi Soysal katsanıza, o kanadı kırık bakışı.. Adamlara biraz Erkan Yücel.. Şimdi dursak mesela. Bugün eskidenmiş gibi yapsak. Birbirimizde kaçırdığımız büyüyü böyle yakalamak mümkün mü..? Yoksa illa bizden sonrakiler mi görecek bizdeki cevheri? Biz yakalayamayacak mıyız? Biz hiç birbirimize eskidenki fotoğraflardaki adamlar ya da kadınlar gibi aşık olamayacak mıyız? Çünkü belki onlar da bizim gibiydi. Beceriksiz ve dağınık.”
“Dünya bir aptallık belgeseli gibi bazen, nereden baksan tutarsız. Bazen sadece, -Dengemi bozmayınız.-“
“Herkes koşuyor. Koşmadığı her anda telefonuna bakan birtakım varlıklarız. Koşmadığımız zaman da bir dijital zamanın peşinde beşparmaklarımızla koşturuyoruz. Sonuç..? Ne kestin koç, ne yedin hiç..!”
“Birbirine durmadan gülünecek şeyler gösteren, telefon ekranlarında sürekli gülünecek şeyler arayan insanlarız biz. Büyük bir kahkaha makinesi; kablolar ve piller, şarj aletleri ve –uygulamalar-. Bir gürültü var, kanlı irinli bir şey. Arsızlıktan ibaret dev bir kist, öyle pis. Tüy yumağı var memleketin boğazında sanki. Dev bir öğürme gürültüsü bu. Teyzeler haklıydı; -Ben gülüyor muyum!- Ben gülüyor muyum? Gülmüyorum. Bu gürültüde gülünmüyor. Kahkahanla gölge etme sen de, ağlayanların sesi duyulsun. Topla kendini. Çünkü gülmekle ölmek kardeş değildir, alışma sen de.”
“Bu yüzyıl, evet, insanın hiçbir şey yapmadan, tonlarca vicdani yükle ne kadar durup durabildiğine hayret ederek ve bunun nedenini anlamaya çalışarak geçiyor.”
“-Değerli olan her şey kırılgandır-Lucebert-. Körlüğün çaresi vardır ama görmemeye karar vermenin çaresi insanlık tarihi boyunca bulunamadı.”
“..ama hakikat ile anlam arasında dağlar kadar fark var ve biz insanlar olarak hakikatten ziyade anlamın peşindeyiz. Bizi yaşatan şey hakikat değil, anlam.”
“Çünkü kıymetli olan şey savunmasızdır/çaresizdir/çıplaktır anlamlarına geliyor aynı anda. Bunu kabul etmek gerek yola çıkarken. Güzel olanın kırılganlığını kabul ederek yani.”
“Faşizmin en sinsi köpekleri kısa günleri uzayan gecelere doğru kovalıyor. Ne gecede kalıp kahrın dibine vurabiliyoruz ne de güneş doğuyor adamakıllı.”
“-Arada kalmış bir garip değil miyim, ne ölüyüm ne de diri- -Antigone-“
“Sen kırmayı değil, kırıldığın yerden başka nasıl doğrulursun onu düşün. Bizim işimiz bu. Ustası olduğumuz konu bu. Bildiğin yol, en kısa yol nihayetinde. Karanlık sokaklarda dolaşma.”