Ben Kumru, baharı bekleyen Kumru. Gerçi ben baharı değil, sonuna kadar hak ettiğim o terfi yi bekliyorum ama merak etmeyin, kendisi kapıda.
Size zirveye çok yakın bir yerden sesleniyorum. Önümde duran Beyaz Yakalılar Diyarı haritasını net bir şekilde okuyabiliyorum. Bir tarafında CEO ve CFO sıradağları görünüyor, ki kendileri çok yüksek ve diktir, doğru ekipmana ve gerektiğinde fazla ağırlık olarak aşağı atabileceğiniz birkaç elemana ihtiyacınız vardır. Diğer tarafta on beş yıldır terfi edemeyip demirbaşa dönüşenler düzlüğü bulunuyor. Şu tam ortadaki karaltı, masum stajyerlerin çırpındığı fotokopi bataklığı. En uçta ise, her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına yerleşerek salatalık domates yetiştirenler yarımadası mevcut. “Organik de organik” diye delirenlerin sürgüne gönderildiği bir yer burası. Canlarım ya, asıl bunlar baharı bekliyor. Ben tabii ki buraya asla ayak basmayacağım. Son derece kurumsalım. Bekle beni zirve, bayrağımı dikeceğim en tepeye!
“…Organik yaşamdan söz edip de Ege’de küçük bir sahil kasabasına yerleşme olayına değinmezsem olmaz. Tamam çok şahane, geride kalanlara ‘Allah kurtarsın gençler’ deyip her şeyden kaçmak istiyorsun da sen kurumsal olarak formatlanmışsın bir kere. O konuda ne yapacaksın? Elektrik kesilecek, cep telefonun çekmeyecek, oralarda kışın in cin top oynayacak, börtü, böcek, solucan,örümcek... Hiç düşündün mü işin bu tarafını? Sen Ege’yi istiyorsun da Ege de seni istiyor mu bakalım?...”
Şebnem Burcuoğlu, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü takiben yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Birliği Çalışmaları bölümünde tamamladı. Kurumsal İletişim alanında yönetici olarak çalışan Burcuoğlu, aynı zamanda köşe yazarlığı yaptı. 2014’ün en çok satan kitaplarından biri olan ilk eseri Kocan Kadar Konuş, BKM tarafından aynı adla sinemaya uyarlandı.
Kocan Kadar Konuş serisini çok severek okuduğum için bu kitabı da çokça merak ediyordum. Yine eğlendim, güldüm ancak...
Hayatı boyunca kariyerini ön plana koymuş, çalıştığı şikette genel müdür yardımcısı pozisyonuna gelebilmek için çabalamış Kumru'nun hayatını okuyoruz. GMY pozisyonu için önerilen iki adaydan biri Kumru ve aşırı baskıcı, onun çok yükseklere gelmesini bekleyen annesinin de itelemesiyle bu pozisyonu almak için ne gerekirse yapacağını söylüyor. Ancak tam o sıralarda uzun süredir görmediği babaannesi vefat ediyor ve kendisine Datça'da bir ev miras kalıyor. Ancak mirasın bir şartı var: evi Kumru'nun tek başına eski haline getirmesi. Kumru Datça'ya gidiyor ama aldığı darbelerin üstüne çok da dayanabilecek gibi değil. O bir beyaz yakalı, ne anlar ki doğadan? Ama iş başa düşünce tabii kolları sıvıyor. Ha bu arada ona yardım eden tek bir insan var: çocukluk arkadaşı Mehmet. Eh bağlantıyı kurmuşsunuzdur artık :D
Kitap kesinlikle kötü değildi, çok çok güldüğüm yerler de oldu. Ama bence yazar bilinene sığınmış ve kendini tekrar etmiş. Kocan Kadar Konuş'un Efsun'unun kariyer odaklı hali. Efsun'un ailesi evlilik baskısı yapıyor, Kumru'nun annesi kariyer. Kitabı en rahat şöyle anlatabilirim: Dünden kalma bir yemeği yemek gibiydi. Yemek güzel miydi? Güzeldi. Ama zaten dün yemiştim ve bugün farklı bir şey çıkmasını umuyordum.
Bildik sularda yüzmeyi sevenler için ideal bir kitap. Zira Şebnem Burcuoğlu bir süredir kitaplarında hemen hemen aynı akış ve aynı tempoyu oturttu. Sürpriz yok. Kitabın en başından en sonunu -hatta sona ulaşırken yaşanacakları bile- tahmin edebilirsiniz. Sıradan kalıplar çok fazlaydı, yine belli tipteki insanları mizahi bir şekilde eleştirme vardı. Çoğu eleştiri iyi bir okuyucu ve dinleyiciyseniz ekşisözlük, ted konuşmaları, çeşitli köşe yazıları, diziler ve hatta tweetlerde rastladığınız türden. Hal böyle olunca espriler biraz güm’e gitmiş. Bence Kocan Kadar Konuş sonrasında yazdığı en iyi kitap Süreya Kuaför Salonu. Yine de okunuyor, hatta Storytel’de Seda Türkmen’in sesiyle dinlenebiliyor. Ama bir Kocan Kadar Konuş samimiyeti yok.
Kafa dağıtmalık bir kitaptı. Kocan Kadar Konuş kitaplarında daha çok eğlenmiştim bu kitabı biraz daha basit buldum. Başından sonuna dek tahmin edilebilen bir kurguya sahipti ancak yine de fazla sıkmadan kendini okuttu.
Begenmedigim birkac sey vardi kitapta. Ornegin, komik olacagi dusunulerek yazilmis, gunumuz sosyal medya gondermeli espriler. Like'larin azalsin insallah tarzi seyler pek guldurmedi. Ancak gene de cok kotu degildi.
2.5’tan 3. Bu kadının kitaplarında hep bir şeyler eksik kalıyor. Romantik kitaplar yazıyor. Ama çiftler kitabın içinde birkaç kez iletişime giriyor, öpüşüp helalleşiyor kitap bitiyor. Onun haricinde akıcı, eğlenceli. Bir de her kitabında bitmez tükenmez hikaye anlatımları var. Sürekli hikayeler üzerinden gönderme yapılıyor. Böyle olunca bütün kitaplardaki karakterler aynı kişiymiş gibi geliyor. Yani bu kitaptaki Robert mezunu Mehmet’le Süreya Kuaför Salonu kaportacı Cemal aynı kişi neredeyse.
Çevrimdışı Aşk cidden çerezlik bir kitap okulun ilk haftası sanki haftalarca uzun sürmüş gibi geldiği günlerde Kumru'nun beyaz yakalı hayatından Datça günlerine ışınlanması ben de istek uyandırdı ama çok klişe yani böyle bir dünya yok ama kitaptaki 17 snlik Datça depremi kendi yaşadığım ve hayatta kaldığım Asrın felaketini hatırlattı mı evet neyse kafanız biraz yoğunsa benim ki gibi tavsiye ederim.
Şezlongda okumak için biçilmiş kaftan bir kitap. Sonunu bildiğinize emin olduğunuz ancak olayların gidişatını okumaktan oldukça keyif alacağınıza çok eminim. Bir günde bitirip hoop bir diğer kitaba başlayabileceğiniz sıkıntıya birebir bir kitap.
“salon kadını çizgisi” şahika koçarslanlı’yı aklıma getirdiği için gülümsedim:) ama maalesef sadece burada gülümsedim… çok da kötü değildi tabi ki, storytelden kafamı boşaltması için dinlemeye başladım, görevini yerine getirdi.